Haber / Barış Çoban
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na bağlı (KESK) Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mersin Şube Eş Başkanı Sevgi Başkavak, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından 2003 yılından bu yana iş kazaları ile meslek hastalıklarını önlemek ve güvenli çalışma kültürüne yaygınlaştırmak amacıyla kutlanan küresel bir anma ve eylem günü olan 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’ne ilişkin haber sitemize özel açıklamalarda bulundu.
“Yaşamanı yitiren tüm sağlık çalışanlarını anıyorum”
Konuşmalarına iş kazalarında ve meslek hastalıklarında hayatını kaybedenleri anarak başlayan Başkavak, “Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün ortak tanımına göre iş sağlığı; çalışanların fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik hallerinin en üst düzeyde korunması, geliştirilmesi ve sürdürülmesini amaçlar. Bu anlayış, işyerindeki tehlikelerin önlenmesini ve iş ile insan arasındaki uyumun sağlanmasını esas alır der. Ayrıca İş sağlığı ve güvenliği bir lütuf değil; insan onurunun, yaşam hakkının ve emeğin korunmasının en temel şartıdır. Bugün, iş kazalarında ve meslek hastalıklarında yaşamını yitiren tüm emekçileri saygıyla anıyor; daha sağlıklı ve güvenli işyerleri için mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz” dedi.
“Herkes için insanca ve güvenli çalışma koşulları sağlanmalı”
Her işçinin güvenli bir ortamda yaşama ve emeğini koruma hakkına sahip olduğunu dile getiren Başkavak, “İşçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerini yalnızca bir ‘Maliyet unsuru’ olarak gören sorumsuz anlayışlar, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının en büyük nedenidir. Oysa her işçi, güvenli bir ortamda yaşama ve emeğini koruma hakkına sahiptir. Bu hak, vazgeçilmez ve devredilemez bir haktır.
İş kazaları ve meslek hastalıklarının tüm dünyada önlenmesi mümkündür ve bu yöndeki çabalar güçlendirilmelidir. İşyerlerinde koruyucu önlemlerin eksiksiz uygulanması; çalışanlar, işverenler, hükümetler ve sendikalar arasında güçlü bir iş sağlığı ve güvenliği kültürünün oluşturulması zorunludur. Taşeron ve güvencesiz üretim sistemleri çalışanların yaşamını doğrudan tehdit etmektedir. Bu nedenle güvencesiz çalışma biçimleri ortadan kaldırılmalı, herkes için insanca ve güvenli çalışma koşulları sağlanmalıdır” açıklamasında bulundu.
“İşçiler yerine, işverenler korunuyor”
Sağlık emekçilerinin birçok riskle karşı karşıya kaldığını belirten Başkavak “Sağlık hizmetleri gibi çok disiplinli alanlarda çalışan emekçiler, yoğun ve yıpratıcı çalışma koşulları altında pek çok riskle karşı karşıya kalmaktadır. Özellikle pandemi ve depremler gibi olağanüstü süreçlerde sağlık emekçileri; yetersiz hazırlık, kırılgan sağlık sistemi ve piyasacı uygulamalara rağmen en ön saflarda mücadele etmişlerdir. Koruyucu ekipman eksikliği, aşı dağıtımındaki aksaklıklar ve liyakatsiz yönetimler çalışanların riskini ve iş yükünü artırmıştır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen verilen mücadele, yüz binlerce insanın yaşamını korunmuştur. Sağlık emekçilerinin hak ve güvenli çalışma koşulları mücadelesi yalnızca kendileri için değil, toplumun tamamı için bir yaşam mücadelesidir. Ağır çalışma koşulları, sağlıkta şiddet ve toplum sağlığını hiçe sayan politikalara karşı birlikte mücadele edilmelidir.
İşçi sağlığı ve güvenliği, birçok işyerinde gerçek bir koruma mekanizması olmaktan çıkmış, kâğıt üzerinde yürütülen bir formaliteye dönüşmüştür. Yönetmelikler işçiyi, emekçiyi korumaktan çok işvereni sorumluluktan kurtaran bir anlayışla uygulanmaktadır” diye kaydetti.
“Mücadelemiz devam ediyor”
İş kazalarının ve meslek hastalıklarının son bulması için mücadele edeceklerini dile getiren Başkavak, şöyle devam etti:
“ İSG uzmanları işverene bağımlı oldukları için bağımsız hareket edememekte; denetimlerde sendikalar yer almamakta, etkin denetimler yapılmamaktadır. Risk değerlendirmeleri çalışanların katılımı olmadan hazırlanırken, İSG kurulları çoğu zaman göstermelik kararlarla sistemin açıklarını kapatmaktadır.
Gerçek bir güvenlik için bağımsız denetim, sendikal katılım ve çalışanların söz sahibi olması şarttır.
Meslek hastalıkları kesinlikle önlenebilir hastalıklardır. Bu alanda farkındalığın artırılması, bilimsel ve kamusal politikaların geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. İş sağlığı ve güvenliği uygulamaları toplum sağlığının ayrılmaz bir parçasıdır ve bu nedenle kamu otoritelerinin asli sorumlulukları arasındadır. Ancak bu konu yalnızca kamuya bırakılmayacak kadar hayati bir öneme sahiptir; tüm toplumun ortak mücadelesini gerektirir. Bir kez daha vurguluyoruz:
Sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmak tüm işçilerin ve kamu emekçilerinin en temel hakkıdır.
İnsanca çalışma koşulları için, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının son bulduğu bir düzen için mücadelemizi sürdüreceğiz.”