Sabahattin Çakmakoğlu Mersin’de Vali iken İçişleri Bakanlığı’nın düzenlemiş olduğu Mahalli İdareler Semineri’nde bir konuşma yapmıştır. Bu konuşması, onun bir “yerel yönetim uzmanı, şehir plancısı ve kırsal kalkınmacı olarak portresini çizmektedir. Bu irticali konuşma metni, “millî” olanın merkezî politikalar yanında, aynı zamanda “yerelde örgütlenme, kaynak yaratma ve hayatı yaşanabilir kılma” pratiği olduğunu göstermektedir. Çakmakoğlu, burada, ülkenin sosyal dokusunun temelini oluşturan “konut” meselesini, yerel yönetimlerin gözünden ve son derece teknik bir dille ele almaktadır.
•
Çakmakoğlu konuşmasına, Türkiye’deki mahalli idare sistemini dört başlıkta özetleyerek başlamaktadır: Köy İdareleri, İl Özel İdareleri, Belediyeler ve Mahalli İdareler Birlikleri.
Bu kategorik ve sistematik başlangıç, onun konuya hâkim, “kurumsal yapıları iyi bilen bir üst düzey bürokrat” olduğunu gösterir. Her birinin tarihî gelişimini ve yasal dayanaklarını (Köy Kanunu, 1580 sayılı Belediye Kanunu vb.) kısaca özetler. Bu, konuyu ideolojik söylemden uzaklaştırıp, “mevzuat ve organizasyon” düzlemine taşır. Özellikle “metropolitan alanlar” için bir çözüm önerisi olarak gördüğü “Birlikler”den bahsetmesi, onun ileri görüşlü ve merkeziyetçi olmayan bir yerel yönetim anlayışına sahip olduğunu düşündürür.
“Üçlü Kısır Döngü”: Mevzuat, İnsan Kaynağı ve Finansman Teşhisi
Çakmakoğlu’nun konuşmasının en çarpıcı yanı, yerel yönetimlerin konut üretimindeki yetersizliğini, basit bir eleştiri yapmaktan öte, sistematik bir “sorun teşhisi” ile açıklamasıdır. “Mevzuat”, “yetişmiş insan gücü” ve “kaynak” üçlüsünü bir kısır döngü olarak tanımlar. Bu analiz, onun sorunları yüzeysel değil, yapısal olarak gördüğünün kanıtıdır. Örneğin, belediyelerin 1950’lerdeki 5656 sayılı kanunla konut yapma yetkisi aldığını, ancak “kaynak meselesi” yüzünden bunu yaygınlaştıramadığını belirtir.
Burada “kaynak”, para ile sınırlı değil, aynı zamanda teknik kapasite ve sürdürülebilir bir finansman modelini de kapsamaktadır. Ankara Yenimahalle örneğini vererek, imkân sağlandığında başarının mümkün olduğunu gösterir, ancak genel tablonun başarısız olduğunu “bir vakıadır” diyerek soğukkanlılıkla kabul eder.
Köyde Hayatı Tutmak: Sosyal Politikanın Somut Hedefi
Konuşmanın belki de en özgün ve bugün bile geçerliliğini koruyan bölümü, Çakmakoğlu’nun “kırsal nüfus kaybı” sorununa getirdiği analizdir. Mersin’in köylerinde nüfus artış hızının Türkiye ortalamasına yakın olduğunu (binde 25) tespit eder ve bunu bir başarı olarak yorumlar. Buradan hareketle, köyden şehire göçün nasıl önlenebileceğine dair somut bir “sosyal politika reçetesi” sunar:
“Köylü niçin şehre iner? İş bulabilmek için... İyi bir evi var. Hatta güzel bir yolu, asfalt bir yolla bağlamışsınız, elektriği var, her evde tazyikli dediğimiz musluğunu çevirdiğiniz zaman akacak suyu var. Peki, şehre niye gelecek? Televizyonu açtığınız zaman zaten dünyayı... görebilmektedir. Telefonu da götürüyorsunuz.”
Bu ifadeler, Çakmakoğlu’nun “kalkınmayı ekonomik büyüme olarak görmek değil, yaşam kalitesi eşitliği olarak gördüğünü” ortaya koymaktadır. Ona göre kırsalı kalkındırmak, köylüyü şehirde aranan fiziksel ve sosyal altyapıya (yol, su, elektrik, iletişim, eğlence) kavuşturmaktır. Bu, merkezî yatırımların (karayolu, elektrik şebekesi) yerel idarelerle (köy içme suyu, kanalizasyon) iş birliği içinde yapılmasını gerektiren bütüncül bir yaklaşımdır.
Belediyecilikte İki Model: Yapıcı Devletten Düzenleyici Devlete
Çakmakoğlu, konut üretiminde belediyelere iki pratik model önerir:
1. Aktif Yapıcı Model: Belediyenin alt yapıyı yapıp, maliyeti yatırımcıdan tahsil etmesi.
2. Düzenleyici / Planlayıcı Model: Belediyenin sadece planlama yapıp, alt yapı ve inşaatı özel sektöre bırakması, ancak “ruhsat vermeyi buna bağlaması”.
Bu öneriler, onun devlet müdahalesine dair pragmatik ve araçsal bir anlayışa sahip olduğunu göstermektedir. Devlet (yerel yönetim), bazen doğrudan yatırımcı, bazen ise “kuralları koyan ve denetleyen bir düzenleyici” rolü üstlenmelidir. Bu, eğitimdeki “hayırsever vatandaş” ve ekonomideki “MESBAŞ” modellerinde gördüğümüz “esnek ve iş birlikçi devlet anlayışının” şehircilikteki karşılığıdır.
Sonuç:
Çakmakoğlu’nun Yerel Vizyonu: Kurumsal Akıl ve Sosyal Duyarlılık yönüyle bu konuşması, “millî” olanı inşa etme projesinin, başkentteki siyasi söylemlerden ibaret olmadığını göstermektedir.
Bu proje:
Yerelde, kanunları ve kurumları iyi bilmekle (idareci kimliği),
Finansman ve insan kaynağı gibi somut engelleri teşhis etmekle (analist kimliği),
Köydeki vatandaşın musluğundan akan suyu şehirdekiyle eşitlemek isteyen bir “sosyal adalet duyarlılığı” ile,
Ve nihayet imar planları ve ruhsat mekanizmaları üzerinden çalışan bir “pratik mühendislik zihniyeti” ile hayata geçer.
Konuşmanın bütününe baktığımızda Çakmakoğlu, milliyetçiliğin tarih ve kültürle sınırlı kalmayıp aynı zamanda yaşanabilir şehirler, modern köyler ve düzgün işleyen yerel yönetimlerle de ilgili olduğunu hatırlatmaktadır.
Ona göre vatan, ancak her düzeyde iyi yönetildiği ve insanına iyi hizmet götürdüğü zaman gerçek anlamda “millî”dir.