•
Sabahattin Çakmakoğlu’nun konuşmalarında tarih, daima hamasi bir geçmiş özlemi olmayıp, “bugünü anlama ve yarını stratejik olarak kurgulama aracı” olarak karşımıza çıkmaktadır. 3 Ocak 1987’de, Mersin’in kurtuluşunun 65. yılında yaptığı radyo konuşması, bu yaklaşımın doruk noktasıdır. Çakmakoğlu, burada bir vali olmanın ötesinde, bir “tarih öğretmeni ve jeopolitik analist” olarak konuşmaktadır. Amacı, kutlamanın ötesinde, dinleyiciye “tarihin gizli gerçeklerini” aktarmak ve buradan “ibretli ders” çıkarmaktır.
•
Sykes-Picot’tan Mersin’e:
Çakmakoğlu, konuşmasına alışılagelmiş “kahramanlık destanı” tonuyla değil, “uluslararası diplomasinin buz gibi gerçekleriyle” başlamakta, Mersin’in işgalini, Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, “9 Mayıs 1916 Sykes-Picot Anlaşması” gibi “gizli” paylaşım planlarının bir sonucu olarak sunmaktadır.
Konuşmasında, Osmanlı’nın savaşta “kesin olarak hiçbir cephede yenilmiş olmamasına rağmen” Mondros’u imzalamak zorunda kalışını vurgulaması, onun tarihi, askeri zafer/mağlubiyetten ziyade, siyasi ve stratejik güç dengeleri üzerinden okuduğunu göstermekte, işgalin nedeni olarak “petrol sahalarını ele geçirmek” ve “pazar bulmak” gibi ekonomik-stratejik hedefleri işaret etmektedir. Bu analizyle tarihi, “emperyalizmin rasyonel ve çıkar odaklı mekanizmalarını” gözler önüne sermektedir.
Çakmakoğlu, işgalin somut detaylarını anlatırken son derece spesifik ve rahatsız edici gerçeklere değinir. “Fransız Üniforması Giydirilmiş Ermeni Gönüllüler”; bu güçlerle, işgalin, “içimizde yaşayan… işbirlikçi Ermenilerin yardımlarıyla” ve “Lübnan’da teşkil edilmiş, Fransız üniforması giydirilmiş Ermeni gönüllüler” tarafından başlatıldığını belirtir. Ardından Cezayirli ve Tunuslu askerlerin geldiğini ekler. Bu detaylandırma, onun amacının nefreti körüklemek değil, “işgalin karmaşık ve çok katmanlı yapısını” göstermektir. Bu, sömürgeci gücün (Fransa), başka bir sömürgesinin askerlerini (Kuzey Afrikalılar) kullanarak, üçüncü bir etnik grubu (Ermeniler) araçsallaştırarak yürüttüğü “böl ve yönet” stratejisinin tipik bir örneğidir.
Çakmakoğlu, tarihi bu şekilde okumakla, dinleyiciye olayın basit bir “Türk-Yunan” veya “Türk-İngiliz” çatışması olmadığını, küresel bir emperyalizm ve işbirlikçilik mekanizmasını anlatmaktadır. Bu çerçevede Çakmakoğlu, işgale karşı direnmeyi sistematik bir şekilde analiz ediyor. “İki yönlü bir çalışma” olduğunu vurguluyor. İşgale direnmenin iki kanadı olarak sivil teşkilat (Müdafaa-i Hukuk) ve vurucu güç (Kuvayi Milliye)’dir. Sivil / Siyasi Kanadı oluşturan “Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri”. Bunlar, direnişin “tabanını” ve meşruiyet zeminini oluşturur. Askeri / Vurucu Kanat ise “Savaştan gazi olarak dönen ve eli silah tutan” kişilerden oluşan “Kuvayi Milliye” müfrezeleridir.
Bu ayrım, Kurtuluş Savaşı’nın çetecilik değil, “örgütlü bir sivil toplum hareketi (teşkilatlanma)” ve onun askeri uzantısından “(müfreze)” oluşan bütüncül bir milli hareket olduğunu vurgulamaktadır.
Mersin’in, işgal altındayken bile “23 Nisan 1921’de 4 milletvekili seçerek” Ankara’ya göndermesi, bu sivil iradenin ve meşruiyet arayışının somut kanıtı olarak sunulmaktadır.
Bir diğer husus, tarihi coğrafya ve kronoloji olarak “Başnalar Savaşı”ndan “Ankara Antlaşması”na uzanan gelişmelerle ilgili olarak Çakmakoğlu’nun en dikkat çekici özelliklerinden biri, anlattığı her konuda “somutluk” arayışıdır. Burada da Mersin çevresindeki direnişi, “Başnalar Savaşı, Arpaçsakarlar, Mezitli Baskınları…” gibi isim ve yer vererek, adeta bir tarihî harita ve kronoloji sunmaktadır.
Bütün detaylar, efsanevi değil, “somut, yerel ve yaygın” olduğunu kanıtlamaktadır. Böylece, Fransızların “teslimiyet içerisinde bulunmadığımızı” anlamasının bu sayede gerçekleştiğini belirterek nihai sonucun bir askeri zaferden ziyade, “siyasi bir uzlaşma” olan “Ankara Antlaşması” ile bağlar. Bu, onun için mücadelenin nihai amacının yalnızca düşmanı kovmakla kalmayıp, “uluslararası alanda tanınan bir siyasi çözüm” elde etmek olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak, Çakmakoğlu’nun bu konuşmadaki temel argümanı şudur: Tarih, geçmişte kalan bir hikâye olmayıp, bugünün jeopolitik gerçeklerini anlamak ve geleceği stratejik olarak şekillendirmek için bir laboratuvardır. Bu çerçevede bazı dersler çıkarmak gerekmektedir:
Ders 1 (Dış Tehdit): Emperyal güçlerin hareketleri (Sykes-Picot) ekonomik çıkar ve stratejik hesaplara dayanır; naiflik bedel ödetir.
Ders 2 (İç Dinamikler): İşbirlikçilik (“içimizde yaşayan…”) ve dış güçlerin toplum mühendisliği (Ermeni lejyonları) gerçek tehditlerdir.
Ders 3 (Direniş Formülü): Başarı, “sivil örgütlenme (Müdafaa-i Hukuk)” ve “askeri kapasite (Kuvayi Milliye) ile “siyasi irade (Meclis’e temsil göndermek)” arasındaki uyumdan gelir.
Ders 4 (Nihai Hedef): Mücadelenin hedefi, başlı başına düşmanı yenmek değil, meşru ve tanınan bir siyasi varlık (Ankara Antlaşması) inşa etmektir.
Netice olarak bu konuşma bizlere Çakmakoğlu üzerinden bir “devlet aklı”nın nasıl işlediğini göstermektedir: Bu demektir ki, tarihi, duyguyla değil, “analitik bir zihinle” okumak; olayları, “jeopolitik ve sosyolojik bağlamlarına” oturtmak ve nihayet, bu okumadan “bugün ve yarın için pratik, stratejik ders” çıkarmaktır.
Onun için Mersin’in kurtuluşu, yalın bir bayram değil, “milli hafızanın canlı tutulması gereken ve sürekli yeniden yorumlanan stratejik bir vakadır.
Çakmakoğlu’nun ruhu şad olsun.
•
|20 Şubat 2026| Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXXIV-| Dünde Kalan Sözler- IX- | Hekimlik, Devlet ve İnsan: Bir Halk Sağlığı Vizyonu |