Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXXV-| Dünde Kalan Sözler- X- | Çanakkale: Bir Zaferin Anatomisi ve

Abone Ol

Sabahattin Çakmakoğlu’nun tarihe bakışı, onun entelektüel derinliğinin belki de en kristalleşmiş halidir. 18 Mart 1987’de, Mersin’de Çanakkale Zaferi’nin 72. yılında yaptığı bu konuşmada, bir “stratejist, tarihçi ve psikolog” kimliğiyle, Çanakkale’yi, Türk milletinin kolektif hafızasını ve gelecek projeksiyonunu şekillendiren temel bir “kod” ve “ibret sahnesi” olarak yeniden yorumlamaktadır. Konuşma, zaferin nasıl kazanıldığından ziyade, “ne anlama geldiği ve bugün ne ifade etmesi gerektiği” üzerine odaklanmaktadır.

“14 Cephede Savaş”: İç ve Dış Düşmanla Eş Zamanlı Mücadele

Çakmakoğlu, Çanakkale’yi anlamak için önce Birinci Dünya Savaşı’na Türkiye’nin giriş zorunluluğunu, “jeopolitik bir mahkûmiyet” olarak açıklıyor. Kendilerine göre savaşa girilmesinin nedeni, daha önce imzalanan “gizli paylaşım antlaşmaları (Sykes-Picot)” ve Osmanlı’nın “müsamahalarını yanlış anlayan” unsurların dış güçlerle iş birliği yapmasıdır. Buradan hareketle, Osmanlı’nın bu savaşta yalnızca İtilaf Devletleri’yle değil, “içimizde yaşayan hainlerle” de savaştığını vurgulamaktadır. Geleneksel “7 cephe” anlatısını genişleterek, “Ben 14 cephede esasında savaştığımızı söylüyorum” der. Buradaki “cephe”, coğrafi bir hat olmanın çok ötesinde, “siyasi ve toplumsal bir mücadele alanıdır”. Bu tespit, onun tarihi, dışarıdaki düşmandan ziyade, “içerideki ihanet ve ayrışma dinamikleriyle” birlikte okuduğunu göstermektedir. Çanakkale, bu ikili savaşın en yoğun yaşandığı yerlerden biridir.

Çakmakoğlu, Çanakkale’yi, “Winston Churchill’in kişisel planı ve emperyal bir proje” olarak tanımlar. Amacın, Osmanlı’yı çökertmek ve Rusya’ya yardım koridorunu açmak olduğunu anlatmaktadır. Zaferin kazanılmasında, Nusrat Mayın Gemisi’nin yanı sıra, “en seçkin evlatlarımızın… savaşa hazır olmaları”nı vurgular. Ancak asıl çarpıcı vurgusu, zaferin “psikolojik boyutu”dur: Churchill’in “ilk yenilgi hissini” burada aldığını belirtir. Çanakkale’yi, Türk’ün zaferi olmakla kalmayıp, “emperyalizmin moral ve stratejik olarak ilk ciddi darbeyi yediği bir dönüm noktası” olarak konumlandırır. Mustafa Kemal’in “Ben size ölmeyi emrediyorum” sözünü, bu psikolojik üstünlüğün ve iradenin sembolü olarak sunmaktadır.

Çakmakoğlu, zaferin sonuçlarını yeniden yorumlayarak Rusya'nın savaş dışı kalması ve Mondros Mütarekesi gibi gelişmeleri, geleneksel "gurur kaynağı" anlatısının ötesinde, stratejik ve jeopolitik sonuçlarıyla birlikte değerlendirmekte ve en önemli sonucun, “Rusya’nın savaş dışı kalmasını sağlamak” olduğunu belirtmektedir.

Daha da önemlisi, Mondros Mütarekesi imzalandığında, Türk ordusunun “Musul, Kerkük, Halep ve hatta Bakü’de” bulunduğunu hatırlatır. Bu, “mağlubiyeti kabul ettiğimiz zaman dahi, bugünkü Türk Devleti’mizden daha büyük bir devlet toprağını elimizde bulunduruyorduk” şeklindeki çarpıcı tespitiyle perçinlenir. Buradan çıkardığı sonuç nettir: Yenilgi, askeri değil, “siyasi ve ittifakların çöküşü” nedeniyle gelmiştir. Dolayısıyla yapılan bu analiz, tarihi, “kaderci bir mağlubiyet hikayesi olmaktan çıkarıp, “güç dengeleri ve diplomasi” üzerinden okumanın önemini vurgulamaktadır.

Çakmakoğlu’nun bu konuşmadaki nihai amacı, Çanakkale’den “bugüne ve yarına dair bir milli şuur kodu” çıkarmaktır. Ona göre Çanakkale’de atılan temel ilke, “Türk’ün Türk’ten başka dostu olmayacağı” ve “Türk’e dayalı, Türk Milleti’ne dayalı bir milli devlet” fikridir. Bu, hamasi bir söylem olmaktan çok, “Ermeni işbirlikçiliği” ve sömürge askerlerinin (“kimi Hindu, kimi Yamyam”) varlığı gibi somut tarihi deneyimlerden çıkarılmış “acı bir gerçeklik ve stratejik bir ders” olarak sunuluyor. Nitekim, “300 bin şehit” sayısı, bu dersin bedelini simgelemektedir.

Tarihle Yüzleşme: “Eğer Biz Olmasaydık?” Sorusu ve Vicdan Muhasebesi’ne gelince; konuşmanın en sert ve provokatif bölümü, Çakmakoğlu’nun, o dönemde Osmanlı’ya karşı savaşan ve bugün “kırgınlık” besleyen bazı Müslüman topluluklara yönelik çıkışıdır. Onlara, “İspanya’daki Endülüs’ün akıbetini” hatırlatarak, “Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın Müslüman kalmasını sağlayan milletimizin yaptıklarını” inkâr etmemeleri gerektiğini söyler. Burada “Eğer biz olmasaydık ne olurdu?” sorusunu sorar. Bu, bir üstünlük iddiası değil, “tarihi sorumluluk ve karşılıklı vicdan muhasebesi” çağrısıdır. Bu yönüyle bakınca Çanakkale’yi, geçmiş bir zafer olarak görmeyip, “bölgesel kimlik ve güvenlik dinamiklerini anlamak için de bir referans noktası” haline getirmektedir.

Sonuç:

Çakmakoğlu’nun tespitiyle “Çanakkale, Bir Hafıza ve İrade Mektebidir.” Ve Sabahattin Çakmakoğlu’nun bu konuşması, onun tarih anlayışının özeti gibidir: Zira, tarih; “Hafızadır:” “Sis perdesi” altında kalmaması için sürekli canlı tutulmalıdır. Stratejidir: “Churchill’in planı, Rusya’nın savaş dışı kalması, Mondros’taki gerçek sınırlar” gibi jeopolitik gerçekleri görmeyi sağlamaktadır. “Psikolojidir:” “İlk yenilgi hissi”, “ölmeyi emretmek” gibi moral faktörlerin savaştaki rolünü anlatmaktadır. Ayrıca, “İbret ve Koddur:” “Türk’ün Türk’ten başka dostu olmaz” gerçeğini ve “milli devletin zorunluluğunu” öğretmektedir. Ve bir “Vicdan Muhasebesidir:” Geçmişle yüzleşmeyi ve “eğer biz olmasaydık?” sorusunu sordurmaktadır.

Çakmakoğlu’na göre Çanakkale’yi anmak, şehitlerimizi rahmetle anmakla birlikte bu “beş boyutuyla” yeniden düşünmek ve buradan “bugünün Türkiye’sine ve dünyasına dair stratejik bir şuur” inşa etmektir.

Bu değerlendirme, merhum Çakmakoğlu’nun Mersin Valisi olarak 18 Mart 1987 tarihinde yaptığı konuşması esas alınarak yapılmıştır. Konuşmanın ana fikri, Onun, Türk siyasi düşünce geleneğinde, tarihi araçsallaştırmadan, ancak ondan "derin ve pratik dersler" çıkarmayı bilen nadir devlet adamlarından biri olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Ruhu şad olsun…

| Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXXVI-| Dünde Kalan Sözler- XI- | Bütün Bir Fikir Sisteminin Kaynağı: Çakmakoğlu’nun Gözünden Atatürk |27 Şubat 2026