Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXXVIII-| Dünde Kalan Sözler- XIII -| Cumhuriyet: Bir Milliyetçilik

Abone Ol

Bu konuşma, serimiz için mükemmel bir zirve noktası. Çakmakoğlu, burada daha önce değindiği bütün temaları (tarih şuuru, milli devlet, kalkınma, eğitim, teknoloji transferi, gençlik) “Cumhuriyet” kavramı etrafında bir araya getiriyor ve adeta bir "Türkiye'nin 64 Yıllık Modernleşme Panoraması" sunuyor.

Sabahattin Çakmakoğlu’nun 29 Ekim 1987’deki bu Cumhuriyet Bayramı konuşması, onun düşünce dünyasının neredeyse tüm unsurlarını harmanlayan, “epik bir tarih anlatımı, sert bir muhasebe ve iyimser bir gelecek vizyonu içeren bir başyapıttır. Bu metin, bir kutlama olmaktan öte, bir “hesap verme, başarıyı somutlaştırma ve yeni nesillere bir miras aktarma metnidir. Çakmakoğlu, burada “tarihçi, iktisatçı, eğitimci ve vaiz rollerini aynı anda üstlenmektedir.

Destansı Bir Çöküş ve Diriliş Hikâyesi: "Tuna'da 'Tuna Nehri Akmam' Diyor..."

Çakmakoğlu, konuşmasına Osmanlı’nın son dönemini anlatan “son derece edebi ve duygusal bir dille başlıyor: “Tuna'da 'Tuna nehri akmam' diyor, Yemen'e 'Giden gelmiyor acep nedendir' türküleri söyleniyorken...”.

Bu, hamasi bir nostalji olmayıp, bir “çöküş atmosferinin” resmidir. Ardından bu çöküşün nedenlerini, daha önceki analizlerine uygun şekilde sıralıyor: “çağın gelişmesine ve teknolojisine zamanında intibak edememe” ve “içten parçalanmak istenen Anadolu”.

Burada kritik bir nokta var, Birinci Dünya Savaşı’nın “biz kaybetmeden müttefiklerimiz tarafından kaybedilmiş” olması ve faturanın Türklere kesilmesidir. Bu tespit, mağlubiyeti bir “askeri yenilgi” değil, bir “stratejik ve diplomatik çöküş” olarak okumasının yansımasıdır.

Cumhuriyetin Doğuş Mantığı: “Kendine Güvenmek Lazım”

Çakmakoğlu’na göre Cumhuriyet, bu çöküşten çıkışın tek mantıklı formülüdür. Bu formülün özü ise “Kendine güvenmek lazım” cümlesinde yatar. Osmanlı yönetici kadrosundaki “şaşkınlık” ve “belirsizlik” ile Mustafa Kemal’in “Türk Milleti’ne dayalı, ona güvenen, ona inanan bir yeni devlet kuruluşu ülküsü” arasındaki tezadı vurgular. Cumhuriyet, onun için “halkın kendi kendisini idare etme sanatıdır, kendisine güven sanatıdır”. Bu tanım, Cumhuriyet’i bir yönetim biçimi olarak görmek değil, bir “toplumsal psikoloji ve varoluş biçimi” haline getirir. Bu, onun önceki konuşmalarındaki “irade-i milliyeyi hâkim kılma” vurgusunun nihai hedefidir.

Somut Bir Kalkınma Muhasebesi: “O Günden Bugüne” Rakamlarla Bir Devrin Hikâyesi

Konuşmanın en çarpıcı bölümü, Çakmakoğlu’nun “Cumhuriyet’in başarısını somut, karşılaştırmalı rakamlarla” ispat etme çabasıdır. Tıpkı bir “devlet planlamacısı” gibi, ilerlemeyi şu karşılaştırmalarla ortaya koymaktadır:

Eğitim: “500’ün altında ilkokul” olan Türkiye’den, “sadece Mersin’de 983 okul”a.

Üniversite: “İstanbul’da; bugün 29 üniversitemiz oldu.”

Altyapı: Kapitülasyonlarla yabancılara bırakılan deniz ve demiryollarından, “köylere asfaltlanmış yollarla” gidilen ve “komşularımıza elektrik satacak hale gelmiş” bir ülkeye.

Sanayi: “Birkaç küçük otel ile Hereke’deki bir fabrikadan”, “cam, çimento, şeker, tekstil, kâğıt” gibi temel sanayileri kuran ve “gıda maddeleri bakımından hiçbir millete ihtiyacı olmayan sayılı 7-8 devletten biri” haline gelen bir Türkiye’ye.

Bu liste, Çakmakoğlu’nun kalkınmayı “sayılabilir, ölçülebilir somut çıktılar” üzerinden değerlendirdiğini göstermektedir. Amacı, duygusal bir gururdan ziyade, “Cumhuriyet ne yaptı?” sorusuna “inkâr edilemez bir kanıt dosyası” sunmaktır.

Düşmanlığın Psikolojik Kökeni: “Eski Efendilerine Karşı Olan Kompleks”

Çakmakoğlu, Türkiye’nin çevresindeki düşmanlıkları anlamak için ilginç bir “psiko-tarihsel” açıklama getirmektedir. Eski tebaaların düşmanlığını, “eski efendilerine karşı olan düşmanlık” ve bir “psikolojik reaksiyonunun ruhsal neticesi” olarak yorumlamakta. Ona göre, “bizim büyümemizi, bizim güçlenmemizi... çekememenin altındaki kompleks budur”. Bu tespit, onun tarih ve uluslararası ilişkileri, “güç ve kimlik psikolojisi” perspektifinden de okuduğunu göstermektedir. Bu düşmanlıkların aşılmasının yolu ise, daha da güçlenmekten geçer.

Gelecek Vizyonu: “Bilgisayar Çağını, Uzay Çağını Aşacağız” ve Gençliğe Çağrı

Çakmakoğlu, konuşmasını geleceğe dair “cesur ve teknolojik bir vizyonla” bitirir. Hedef, “çağı yakalamak” değil, “bilgisayar çağını, uzay çağını aşmak”tır. Bu hedefe giden yol ise, “çağın gelişmelerini Türkiye’ye aktarmak suretiyle meydana gelen sentezle en iyisini yapmak”tır. Bu, onun “teknoloji transferi + milli öz” formülünün en net ifadesidir. Bu görevin taşıyıcısı ise gençliktir. Onlara “dünyanın getirdiği en güzel değişiklikleri ve buluşları Türkiye’ye getirmek” ülküsünü emanet etmektedir.

Sonuç: Çakmakoğlu’nun Cumhuriyet Tanımı: Köklü Bir Muhasebe, Somut Bir İlerleme ve Radikal Bir İyimserlik

Bu konuşma, Çakmakoğlu’nun Cumhuriyet’i nasıl gördüğünü özetlemektedir:

a. Tarihî Bir Zorunluluktur: Çok uluslu imparatorluğun çöküşünden ve ihanetlerden çıkışın tek yoludur.

b. Psikolojik Bir Devrimdir: “Kendine güven” üzerine kurulu bir toplumsal iradeyi temsil eder.

c. Somut bir Kalkınma Projesidir: Okul, fabrika, yol, elektrik gibi “ölçülebilir altyapı hamleleriyle” tanımlanır.

d. Sürekli bir Meydan Okumadır: “Hedef, yakalamak değil, aşmaktır” (çağı, teknolojiyi).

e. Gençliğe Emanet Edilmiş Bir Ülküdür: Gelecek, evrensel bilgiyi özümseyip milli hedeflerle sentezleyecek nesillere bağlıdır.

Sonuç olarak, Sabahattin Çakmakoğlu bu konuşmasında, bir devlet adamının aynı anda nasıl bir “tarih anlatıcısı, bir hesap veren maliyeci, bir planlamacı mühendis ve bir ilham veren öğretmen” olabileceğini göstermektedir. Onun Cumhuriyet’i, geçmişle yüzleşen, bugünü somut verilerle değerlendiren ve yarını radikal bir iyimserlikle kuran “dinamik ve iddialı bir projedir.

Bu değerlendirme, merhum Çakmakoğlu’nun Mersin Valisi olarak 29 Ekim 1987’deki Cumhuriyet Bayramı konuşması esas alınarak yorumlanmıştır. Ruhu Şad olsun.

| Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXXIX-| Dünde Kalan Sözler- IX- | Eğitimin İki Kanadı: Devlet-Millet İş Birliği ve "Millînin İçeriği |8 Mart 2026|