Haber / Barış Çoban
Türkiye genelinde artan sıcaklıklarla birlikte özellikle kırsal kesimlerde yaşayan vatandaşlarda kene korkusu başladı. Kene hareketlenmesinin en yoğun olduğu ve kene kaynaklı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarının zirve yaptığı dönem Mayıs ile Eylül arasında meydana geliyor. Bu dönemlerde özellikle Sivas, Tokat, Kayseri, Yozgat ve Çorum gibi İç Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde kene vakaları görülebiliyor.
Mersin Toros Devlet Hastanesi'nde görev yapan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Sibel Ünlü’yle; Mersin’de kene vakalarının görülme riski, kene tutulmasına karşı alınması gereken önlemler ve tutulmadan sonra yapılması gerekenler üzerine konuştuk.
“Türkiye’de kene vakası ilk kez 2002 yılında görüldü”
Türkiye’de ilk KKKA vakasının 2002 yılında görüldüğünü belirten Ünlü, “KKKA hastalığı, enfekte kenelerle bulaşan viral kanamalı bir hastalıktır. Kan emen hyalomma cinsi kenelerle bulaşan virüsün insan organizmasında oluşturduğu hafif semptomlardan ağır kanamalara kadar seyreden bir hastalık. Bu hastalıktan korunmak için her hangi bir aşı da yok. Bu nedenle oldukça dikkatli olmak gerekiyor” dedi.
“Mersin, kene yönünden riski en az olan illerden”
Mersin’de son yıllarda kene vakasına rastlanılmamasına rağmen yine de tedbirli olunması gerektiğinin altını çizen Ünlü, “Mersin kene yönünden riski en az olan illerden bir tanesi ama bu önlem almayacağız anlamına gelmez. Bu yüzden özellikle kırsal kesimlere pikniğe gittiğimizde oldukça dikkatli olmamız gerekiyor. Özellikle Mayıs ayı tehlikeli bir dönem. Keneler uçan vektörler değil, sıçramazlar. Canlılara zeminde yürürken tutunurlar. Bu nedenle kırsala giderken kişilerin ekstra önlem almaları gerekiyor. Örneğin: Açık renkli ve tüm vücudu örten giysileri giymekte fayda var. Pantolon paçalarını mutlaka çorapların içine koymak gerekiyor. Piknik bittikten sonra ise eve gelince bir ayna karşısına geçip tüm vücudumuzu kene tutulmasına karşı kontrol etmemiz gerekiyor. Bu incelemeyi de birkaç gün sonra tekrarlamaları gerekiyor. Çünkü bazı keneler çok küçük oluyor, görünmeyebilir” açıklamasında bulundu.
“Keneyi çıkartırken ezmemek gerekiyor”
Kene tutulmasıyla karşı karşıya kaldıktan sonra yapılması gerekenleri anlatan Ünlü, “Keneyi görür görmez çıkarmanız lazım. Çünkü kene tutunduktan sonra ağzındaki tükürük bezlerinde yaşayan virüsü, canlıların kanına aktarıyor. Bu nedenle tutunan keneyi çıkarmadığınız her saat daha fazla virüse maruz kalırsınız. İlk 8 saatte bu virüs geçişi biraz daha az ama 8 saatten sonra olasılık daha da artıyor.
Keneyi çıkartırken dikkat edeceğiniz çok önemli kurallar var. Kesinlikle kene ezilmemeli. Üzerine kolonya dökülmemeli. Yani bu işlemler kenenin daha fazla kusmasını sağlar. Kene kusarsa ne olur? Tükürük bezlerindeki virüsü insan kanına daha fazla verir. Keneyi, kafasından bir penseyle tutarak hafif hareketlerle sağa sola çevirerek çıkarmak gerekiyor. Bu konuda eğitimli sağlık personelleri var. Hem sağlık ocaklarında hem hastanelerde, profesyonel sağlık ekibi tarafından da çıkartılabilir” diye kaydetti.
KKKA hastalığının belirtileri nelerdir?
KKKA vakalarında yüzde 4’e varan ölümlerin görüldüğüne değinen Ünlü, “Tüm kene tutunma vakalarında, hastada virüs olmasa bile varmış gibi yaklaşmak gerekiyor. Hastaları, hemorajik ateş hastalığı ve KKKA hastalığı yönünden takibe almamız gerekiyor. Sonrasında ise biz hekimler devreye giriyoruz. Hastalığın tipik belirtileri şunlar:
Yüksek ateş, bulantı, kusma, baş ağrısı ve ciddi kas ağrısı. Birkaç gün sonra ise burun kanaması, deride morluklar, mide kanamaları, dişten ve ağızdan kanamalar oluşuyor. Sonrasında ise genel kanamalarla seyreden, viral kanamalı ateş tablosu oluşuyor. Destek tedavileriyle hastalar iyileşebiliyor. Erken müdahale edilmediğinde ise hasta hayatını kaybedebiliyor” ifadelerini kullandı.
“Sağlık çalışanları da risk altında”
Son olarak KKKA’nın sadece keneden değil, virüslü bir insandan başka bir insana da geçebildiğini ve bu nedenle sağlık çalışanlarının da risk altında olduğunu dile getiren Ünlü, “Sağlık çalışanı olan Nazlı Yılmaz ile Arzu Ögren, KKKA virüsü taşıyan bir iğnenin ellerine batması sonucu hayatlarını kaybetmişti. Sağlık çalışanları bu konuda büyük risk altında. Mesela enfekte bir hastanın enjektörü bir sağlık personeline batarsa sağlık personeli de riskli olabiliyor bu durumda. Anneden bebeğe geçebiliyor. Yani her şeyi bilmek, bilerek davranmak, önlemini almakla olayın şiddetini ve sayısını azaltılabiliyor. Biz hastanede, sağlık çalışanlarının alması gereken önlemleri anlatıyoruz. Bulaşmayı önlemek için ekstra ciddi, dikkatli önlemler alıyoruz. Kanla bulaşan bir hastalık olduğu için, hastalar ayrı odalarda yatırılıyor. Bütün eşyalar tek kullanımlık oluyor. Hastanın odasından dışarıya malzeme çıkmıyor. İçeriye giren personel kendi kıyafet, maske, bariyer önlemlerini alarak içeriye giriyor” dedi.