Haber / Umut Çor
Yaz tatilimin bir bölümünü Fethiye’de geçiriyorum. Geçen yaz bunu fırsat bilip bir feribota atladım ve sizler için bu yazıyı hazırladım. Fethiye Rodos arası yaklaşık 2 buçuk saat sürüyor. Fethiye’den iki feribot firması çalışıyor. Fiyatlar gidiş dönüş 60 Euro civarı. Özellikle bayram tatillerine dikkat etmek gerekiyor. Bazen Rodos, turist limitlerini aştığı için yeni turist kabul etmiyor ve bu büyük kaosa neden oluyor. Biletleri olduğu halde feribota binemeyen çok sayıda tatilci olabiliyor. Ben bu nedenle seyahatlerimde elimden geldiğince resmi tatillerden uzak duruyorum. Bu küçük uyarıyı yaptıktan sonra Ekim ayında yaptığım Rodos -Girit yolculuğumun ilk yazısını sizinle paylaşıyorum.
Fethiye’den feribota binip Ege’nin mavi sularını aşarak Rodos’a doğru yol alırken, insanın içinde tarif edilmez bir heyecan oluşuyor. Kısa bir deniz yolculuğunun ardından ulaştığım Rodos, daha ilk anda tarih, müzik ve Akdeniz sıcaklığını bir arada sunan özel bir ada olduğunu hissettirdi.
Rodos’un limanına adım atar atmaz, Ortaçağ’dan kalmış surlar ve taş sokaklar karşılıyor sizi. Sanki zamanda geriye gitmiş gibi… Daracık, renkli sokaklarda yürürken her köşede başka bir hikâye saklı. Şehrin eski bölümünde dolaşırken, şövalyeler döneminden kalma yapılar, taş hanlar ve avlular, adanın köklü geçmişini bugünle buluşturuyor.
Rodos Heykeli’ni Hayal Etmek
Antik dünyanın yedi harikasından biri Rodos Heykeli bugüne ulaşamamış. Ama liman girişinde bu devasa heykelin ayaklarının bastığı yere iki sütun konulmuş ve o muhteşem heykeli nasıl olduğu sizin hayal gücünüze bırakılmış. Antik Çağ’da gemiler 32 metrelik heykelin bacakları arasından geçerek limana girermiş. Orada bir bank bulup oturuyorum. Ve yaklaşık yarım saat antik çağın bu muhteşem heykelini oradaymışçasına hayal ediyorum.
Üstadlar Sarayı
Rodos’un en etkileyici yapılarından biri hiç şüphesiz Üstadlar Sarayı (Büyük Üstatlar Sarayı). Orta Çağ’da Saint Jean Şövalyeleri’nin yönetim merkezi olan bu görkemli yapı, kalın taş duvarları, geniş avluları ve ihtişamlı salonlarıyla ziyaretçilerini adeta yüzyıllar öncesine götürüyor.
Sarayın içinde sergilenen mozaikler, şövalyelere ait eşyalar ve tarihi belgeler, Rodos’un askeri ve siyasi geçmişini daha yakından tanıma imkânı sunuyor. Burada dolaşırken, adanın bir dönem Akdeniz’in en önemli savunma merkezlerinden biri olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.
Rodos’ta Türk İzleri
Rodos’un tarihinde önemli bir dönüm noktası ise Osmanlı tarafından fethedilmesi. Kanuni Sultan Süleyman’ın 1522 yılında gerçekleştirdiği kuşatma, dönemin en büyük askeri harekâtlarından biri olarak biliniyor. Aylar süren kuşatmanın ardından ada Osmanlı topraklarına katılmış ve yaklaşık dört yüzyıl boyunca Osmanlı egemenliğinde kalmış. Bu dönemden kalan camiler, hamamlar, çeşmeler ve kütüphaneler bugün hâlâ şehir dokusu içinde görülebiliyor.
Süleymaniye Camii ve saat kulesi çevresi, Osmanlı mirasının en belirgin hissedildiği alanlardan biri. Bugün hala adada bin kadar Türk yaşıyor. Bazı dükkanlar ve otellerde Türkçe konuşanlara rastlamak mümkün.
Tavernalarda Türkçe Ezgiler
Akşam saatlerinde ise Rodos’un tavernaları ayrı bir dünyaya açılıyor. Canlı müzik eşliğinde yenen deniz ürünleri, Ege mezeleri ve samimi ortam insanı hemen içine çekiyor. Bu tavernaların en bilineni Romeo. Türkiyeli bir Rum olan Osman Ağabey sahne alıyor.
Öylesine içten, öylesine samimi ki kimi zaman Rumca kimi zaman Türkçe söylediği ezgilerle kulağımızın pasını siliyor. Tanıdık melodileri, yabancı bir ülkede dinlemek, iki kültür arasındaki bağın hâlâ ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Rodos Antik Kenti’nden Kalanlar
Rodos aslında görkemli bir antik kent imiş ancak yüzyıllar boyu yerleşim devam ettiği için Yunan-Roma dönemine ait çok fazla kalıntı kalmamış. Birkaç sütunu ile ayakta kalan anıtsal kapı ve şehir merkezinde yer alan antik hipodrom kalıntıları da Rodos’un Antik Çağ’dan kalan değerleri.
Geçmişte spor müsabakalarına ev sahipliği yapan Hipodrom, bugün ziyaretçilere tarihle iç içe bir yürüyüş imkânı sunuyor. Modern hayatın hemen yanında duran bu kalıntılar, adanın katmanlı yapısını gözler önüne seriyor.
Büyülü Manzarasıyla Lindos
Rodos’taki keşiflerimin ardından bir motosiklet kiralayarak rotamı Lindos’a çevirdim. Lindos Rodos’a araçla yaklaşık 1 saat uzaklıkta. Küçük, sakin ve kartpostallık bir yer olan Lindos, beyaz badanalı evleriyle adeta Ege’nin incisi gibi parlıyor. Dar sokaklardan yukarı doğru yürürken, her adımda karşınıza deniz manzarası çıkıyor.
Lindos’un en etkileyici noktası ise hiç şüphesiz Akropolü. Akropol, Yunanca’da yüksek şehir anlamına geliyor. Şehrin içinden tepeye çıkarken kayaya işlenmiş bir Antik Çağ teknesi ve yazıt karşınıza çıkıyor. Binlerce yıl önceden kalan bu kaya oyması beni çok etkiledi. O dönemin denizciliğine dair ışık tutması çok anlamlıydı.
Merdivenlerle çıktığınız tepeden bakıldığında masmavi deniz, koylar ve beyaz evler muhteşem bir tablo oluşturuyor. Antik dönemden kalan bu yapı hem tarih hem de manzara açısından ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunuyor. Gün batımına yakın saatlerde buraya çıkmak, adanın ruhunu hissetmek için ideal.
Fethiye’den başlayıp Rodos ve Lindos’ta devam eden bu yolculuk, bana Ege’nin iki yakasının ne kadar benzer ama bir o kadar da farklı olduğunu gösterdi. Müzik, tarih, mimari ve deniz… Hepsi bir araya gelerek hafızamda özel bir yer edindi.