KAPAĞI AÇILAN KİTAP

Abone Ol
|KAPAĞI AÇILAN KİTAP| 30 Mayıs 2026 | Sayı: XXXIV-3 |Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar- “Mısır’dan bekliyordum” diyen, sigarasını kendi kibritiyle yakmakta direnen, üç gün üç gece aç susuz ateş eden bir başka gazi: Pazarbaşılı İbrahim Etem. | Yazar: Mehmet Ali Cengiz | Tür: Kültürel Bellek ve Sözlü Tarih Derlemesi| Sayfa: 11-33 | Yıl: 1989 | Yayıncı: Yeni Malatya Gazetesi Tesisleri | Tanıtım: Hilmi Dulkadir

*

Malatya’nın İskender Mahallesi’nde, 1896 yılının bir sabahında dünyaya gelir İbrahim Etem. Dedesi pazarbaşıdır. Pazar yerinin düzeninden, güvenliğinden o sorumludur. Pazar başlamadan dua eder, kimse onun duası olmadan bir mal satamaz, bir şey alamaz. Yıllar sonra Soyadı Kanunu çıkar. Dedesinin arkadaşı “Pazarbaşı” soyadını kapar. Dedesi ise “Özpazarbaşı” yaptırır. İbrahim Etem, bunu anlatırken hep utanır: “Bakmayın siz, ben bu ada da lâyık olamadım.” Günler geçer. Savaşlar olur. Zaman yıpratır. Etem Efendi’nin gözleri görmez olur, kulakları az işitir. Bir gün kapısı çalındığında, ziyaretçilerinin ilk sözü şu olur: “Mısır’dan gelmediniz değil mi?”

Şaşırırlar. Mısır nereden çıkar? O anlatır:

“Yıllar öncesinde bir rüya görürüm. Mısır’dan bir kısım kimseler gelir, misafirim olurlar. Benim hakkımda bir kitap yazarlar. Sonra beni Mısır’a davet ederler. Şimdiye kadar hep onları bekler, dururum. Bir gün geleceklerine inanırım.”

Ona rüyasını bozdukları için üzülürler. Ama Etem Efendi kibardır, asildir. Sigarasını çıkarır. Yakmak isterler. İzin vermez:

“Olmaz… Bunlar benim işimdir. Sigarayı çıkarmak, kibriti bulmak, bazen ters tarafını kabına sürmek, o yanmazsa yenisini çıkarmak, kül tablasını bulmak… Bütün bunlar benim eğlencem, işim olur. Durun ki bu işleri kendim yapayım.”

Görmeyen gözleri, duymayan kulaklarıyla sigarasını yakar. Dimdiktir. Vakurdur. İşte Pazarbaşılı Etem budur.

Harbi Umumi ve Giden Yıllar

1914 yılında Birinci Dünya Savaşı patlar. Okul çağındadır, gençtir, heyecanlıdır. Koşar askerlik şubesine. İstanbul’a, İhtiyat Zabit Talimgâhı’na gönderilir. Topçu sınıfına ayrılır. Tam cepheye gidecekken, “Almanlar teslim oldu” haberi gelir. Silahlar teslim edilir. İngiliz ve Fransız askerleri İstanbul’u doldurur.

Malatya’ya döndüğünde üzerinde bir don, bir gömlek kalmıştır. Ayakkabısı yoktur. Ama vatan işgal altındadır. Urfa’ya yardım için gönüllü birliğin başına geçer. Adıyaman’da birleşirler, Urfa’ya giderler. Sonra Gaziantep, Adana derken Batı Cephesi’ne, Yunanlıların karşısına sürülürler.

Afyon’da, Garp Cephesi’nde topçu takımının başındadır. Cebel bataryasının başında, üç çift katır veya kadanla çekilen toplarıyla cephe tutar. Bir gün talim yaparken, elli metre ötelerinde beş atlı belirir. Atlılar etrafı kolaçan eder, giderler. Sonra tabur kumandanı Tevfik Bey koşarak yanına gelir:

“Pazarbaşılı, işte bunlar aradıklarındı. Mustafa Kemal, Fevzi Paşa, Ali İhsan Paşa, Cephe Kumandanı İsmet ve bizim kolordu kumandanımız…”

İbrahim Etem, İstanbul’daki talimgâhtan beri adını unutamadığı Mustafa Kemal’i işte böyle, uzaktan, at üstünde görür. Gözleri dolar, içi titrer. Ama vakit yoktur. Savaş devam eder.

Karısını Kurşuna Dizen Yusuf

Gece nöbetçidir. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağar. Sabaha karşı erlerden biri koşarak gelir: “Çavuşum, dereden silah sesleri gelir, bir çığlık duyulur.”

Hemen giderler. Derenin öbür yüzünde, ağaçsız bir yerde bir çocukla bir adam ağlıyordur. Biraz ileride, kanlar içinde bir kadın yatar, ölmüştür.

Adam, Yunan işgalindeki bir köyden kaçmıştır. Gece kapıları çalınır. Bir grup Yunan subayı gelir. Adamı direğe bağlarlar. Karısına zorla içki içirirler. Sabaha kadar eğlenirler, kadına olmadık sululuklar yaparlar. Subaylardan biri kadını alıp yatak odasına çekilir. Adam oğlunu çağırır. Çocuk, askerin kamasını getirir. İpleri keser. Koğuşta sızan subayları baltayla temizler. Sonra yatak odasına gider, karısıyla subayı sızmış halde bulur, subayı da öldürür. Karısını omuzlayıp oğlunun elinden tutar, zifiri karanlıkta kaçar. Sabaha karşı Türk tarafına geçerler. Ama karısı, “Beni öldür, bu kara ile sana kadınlık, oğluma analık yapamam” diye yalvarır. Adam, evden çıkarken aldığı Yunan subayının tabancasıyla karısını derede öldürmek zorunda kalır.

İbrahim Etem bu hikâyeyi anlattıktan sonra bir süre susar. Gözleri uzaklara dalar. Sonra fısıldar:

“Bizim memleketimiz harp görmedi. Bunlardan uzaktık. Bizler gördük ama, elhamdülillah çoluk çocuğumuz görmedi. Davulun sesi insana uzaktan tatlı gelirmiş.”

Üç Gün Üç Gece Aç Susuz Ateş

26 Ağustos 1922 sabahı. Büyük Taarruz başlar. “Topbaşı emri verilir. Başkumandan Mustafa Kemal’in ‘Hedefiniz Akdeniz’dir, ileri’ emri dalga dalga yayılır. Şafakla birlikte bütün toplar ateş kusmaya başlar. İngilizlerin ‘Allah’ın askeri bile sökemez’ dedikleri tel örgüler havaya uçar. Ben de tetiğe basarım. ‘Ateşş!’ diye bağırırım. Toplar gümbürder. Aman Allah’ım, yer gök asker olur. Sanki yer yarılmış da içinden asker fışkırıyordur.”

Üç gün, üç gece boyunca hiç durmazlar. Ne bir lokma ekmek ne bir yudum su ne bir an uyku. “İnsan canı da dayanırmış…” der.

Ama en çok, yanı başında şehit düşen arkadaşını unutamaz.

“Üç arkadaş oturmuştuk, peksimet yemek için torbayı açarız. Tam o anda karşımda oturan arkadaşımın alnının ortasına bir düşman kurşunu saplandı. Beyin kapağı havaya fırladı, dağılan beyni yüzüme serpildi”

Gözlerini kapar. Sustuğunu hissedince yeniden konuşmaya başlar:

“Savaş bu… Açlık, susuzluk, yorgunluk, tatlı can bile söz konusu değildir. Bunlar normal şeyler gibi gelir. Sonra savaş insanı biraz da acımasız yapar. Ne yaparsın, öyle olmazsa zaten çekilmez.”

Mısır Rüyası ve Veda

Savaş biter. İbrahim Etem terhis olur. Malatya’ya döner. Ama Mısır rüyasını hiç unutmaz. Ona Mısır’dan gelmediklerini söylediklerinde çok üzülür.

“Keşke Mısır’dan gelmiş olsaydınız” der.

Onu o halde bırakıp giderler. Ama bilirler ki, onun hikâyesi unutulmayacaktır. Çünkü onun gibi nice Pazarbaşılılar, nice İbrahim Etemler, işte bu sararmış sayfalarda can bulacaktır.

İbrahim Etem, 1970’li yılların başında vefat eder. Arkasında bir avuç torun ve bir rüya bırakır: “Mısır’dan gelecek heyet…”

*

|KAPAĞI AÇILAN KİTAP| 6 Haziran 2026 | Sayı: XXXIV-4 |Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar- Ahmet Uğurcan – Esaretin Uzun Gölgesi, Dininden Dönmeyen Yiğit| Yazar: Mehmet Ali Cengiz | Tür: Kültürel Bellek ve Sözlü Tarih Derlemesi| Sayfa: 60-69 | Yıl: 1989 | Yayıncı: Yeni Malatya Gazetesi Tesisleri | Tanıtım: Hilmi Dulkadir