|KAPAĞI AÇILAN KİTAP| 20 Haziran 2026 | Sayı: XXXIV- 6 |Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar- Felçli kolu, ıslık çalamayan dili ve “iki yıl yollarda süründükten sonra köyüme gelebildim” diyen sabır: Gazi Mehmet Karataş. | Yazar: Mehmet Ali Cengiz | Tür: Kültürel Bellek ve Sözlü Tarih Derlemesi| Sayfa: 95-99 | Yıl: 1989 | Yayıncı: Yeni Malatya Gazetesi Tesisleri | Tanıtım: Hilmi Dulkadir
•
Mehmet Karataş – Islık Çalamayan Yiğit Sarıhacı Köyü’nden Bir Delikanlı
Akçadağ’ın Sarıhacı Köyü’nde, 1310 (1894) yılında doğar Mehmet Karataş. Hallooğulları’ndan Hüseyin oğludur. Anası da aynı kabileden Meryem’dir. Ne mektep görmüştür ne medrese. Okuma yazma bilmez. Sabah kalkar işe gider, akşam evine döner. Savaştan, düşmandan, cepheden haberi yoktur. Ama vatan elden gitmektedir.
Seferberlik kopar. “Senin de künyen çıktı” derler. Jandarmalar onu ve köyün gençlerini toplar, Arga (Akçadağ) Askerlik Şubesi’nin önünde sıraya dizerler. O zaman yirmi yaşındadır. Davullarla, zurnalarla uğurlarlar onları. Malatya’ya, oradan Harput’a (Elazığ) derken Diyarbakır’a sevk ederler.
“Düşman bastı geliyor…” derler. Vakit yoktur. Diyarbakır’da bir süre talim görür, sonra Musul’a yollarlar. Günlerce yürürler, yarı çıplak, ayakta giyecek bir şey kalmamıştır. Üstleri başları yırtık, perişan. Yorgundurlar, bitkindirler, ama düşman durmaz.
Bir hamama sokarlar, yıkanacaklardır. Daha bir kısmı soyunmuştur ki, İngilizler baskın yapar. Çıplak çıplak silahlarına sarılırlar, süngü hücumuna kalkarlar. “Çok şehit verdik, ama çok da düşman kırdık” der Mehmet Karataş. Söylerken göğsü kabarır.
Sonra Musul’dan Bağdat’a, Bağdat’tan Kütülembare’ye… Savaş sürer. Gece gündüz demez. İngiliz tayyareleri üstlerinde uçar, bombalar yağar. Ama onlar “Allah Allah” diye hücum eder. Korku nedir bilmezler. İngilizler, Fransızlar Bağdat’ı sarmıştır. Kötü haberler gelir. Yeniden düzene sokarlar onları. Mehmet Karataş artık 52. Tümen, 43. Alay, 2. Tabur, 6. Bölük eridir. Birliğiyle Bağdat Cephesi’ne gelir, hemen siperlere girip savaşmaya başlar.
Siperde Patlayan Mermi
En şiddetli çarpışma, Kütülembare’de olur. Bir sabah erkenden yine ateş başlar. Mehmet Karataş siperindedir. Derken bir mermi düşer, patlar. Toprak altüst olur. Arkadaşları şehit düşer. Onu ise günler sonra, toprağın altından çıkarıp hastaneye kaldırırlar.
Otuz üç gün yatar. Sol gözü, sol kolu, sol bacağı felç olur. Doktorlar toplanıp muayene eder. İçlerinden biri: “Islık çal…” der. Çalamaz. Meğerse felç olanlar ıslık çalamazlarmış. Doktorlar “Haydi, çürüğe çıktın. Memleketine git…” derler.
Nasıl gidecek? Sakat. Parasız. Yol bilmez. Ne yapacağını şaşırır. Ama bir yardımsever çıkar, trene bindirir. Nusaybin’de indirirler. Hastalanır. Açtır. Dağlara çıkar, düşman eline düşer, bir mağarada terk edilir. Açlıktan, susuzluktan, hastalıktan kırılır. Günler, aylar geçer. Kimsesizdir, yardımsızdır. Sürünür.
Tam dört yıl cephede savaşmıştır. İki yıl da yollarda sürünür. Altı yıl sonra köyüne varır. Anası, babası, kardeşleri onu görünce ağlar. Belki de öldü sanıyorlardı. Belki de mevlidini okumuşlardı, duasını yapmışlardı. Ama o diridir. Felçlidir, ama diridir.
Felç, Islık ve Hayata Tutunuş
Mehmet Karataş, felçli kol ve bacakla, bir gözü görmeyerek hayata tutunmaya çalışır. Yıllarca toprağını işler. Kimseye yük olmaz. Ama içinde bir ukde kalır: Islık çalamamak. Küçük bir şeydir belki. Ama bir insanın yapabildiği en basit şeylerden biridir ıslık çalmak. Çoban dağda ıslık çalar, delikanlı sevdiğine seslenir, çocuk oyuncağına çağırır. Onu bile yapamadığında, savaşın onda bıraktığı izin ne kadar derin olduğunu anlar. Ağlamak gelir içinden, ama ağlayamaz. Felçlidir, gözü tektir, ama yüreği sağlamdır.
Devlet, onu unutmamıştır. 6 Kasım 1936 tarihinde Diyarbakır’da yeniden muayeneden geçer. Raporla felcinin 7/10 oranında devam ettiği anlaşılır ve maaşa bağlanır. Yazar (Cengiz, 1989)’in kitabında, bu kez farklı bir not düşer:
“Şimdi yüz beş yaşında olan bu kahraman gazimizi devletimiz unutmamış. Ona hayatı boyunca maaş vermiş, çektiklerini hiç de olmasa böyle mükafatlandırmış.”
Kitapta, bir devletin gaziye maaş bağladığı tek örnektir bu. Belki de Mehmet Karataş şanslı olanlardandır. Çünkü onun gibi niceleri “Devlet bize bir şey vermedi” diye hayıflanmıştır. Ama o hayıflanmaz. Şükreder. Allah’a şükreder, vatana şükreder. Yine de içindeki sızı dinmez: Islık çalamamak…
Veda
Mehmet Karataş’ın hayatta üç oğlu, bir kızı, torunları vardır. Onu sevenler, onun savaş anılarını merakla dinleyenler, onun kahramanlığını dilden dile anlatanlar… Cengiz, kitabının sonunda şöyle der:
“Bu şerefli ve kahraman gazimizi sevdikleri ve güzel hatıraları ile iç içe görmek ne kadar güzel olmuştur.”
Evet, ne kadar güzel. Ama aynı güzelliği, her gazi için görebilseydik keşke. Ancak devlet savaştadır, önce vatan…
Mehmet Karataş, 1990’lı yılların başında vefat eder. Arkasında torunları, bir felçli kol, bir kör göz ve bir ıslık bırakır. Islık çalamamıştır belki, ama onun haykırışı hâlâ dağlardadır. “Allah Allah” sesleriyle hücuma kalktığı o günler, unutulmaz. O, toprağın altında yatan bir şehit değil belki. Ama bir gazidir. Ve her gazi, şehitten farksızdır. Çünkü ikisi de canını vermiştir bu vatan için. Biri canını bedeninden, öbürü canını sağlığından, gençliğinden, ıslık çalabilecek bir dilinden vermiştir. Vatan sağ olsun.
*
Bakılacak kaynaklar:
- Irak Cephesi ve Kütülembare Muharebeleri hakkında: Prof. Dr. Ali İhsan Gencer, Irak Cephesi, Askeri Tarih Yayınları, Ankara, 2005.
- Birinci Dünya Savaşı’nda yaralı gazilerin tedavisi ve felç vakaları hakkında: Dr. Murat Yıldırım, Savaş ve Sakatlık, İletişim Yayınları, İstanbul, 2010.
- Askerinin, B. D. S. N. T., Hayatı, S., Alkama, D., & Bal, D. H. Yüksek Lisans Tezi. https://nek.istanbul.edu.tr/ekos/TEZ/ET000040.pdf
Kaynakça
Cengiz, M. A. (1989). İstiklalimize Kan Veren Malatyalılar "Pala Çavuş". Yeni Malatya Gazetesi Tesisleri.
*
|KAPAĞI AÇILAN KİTAP|27 Haziran 2026|Sayı: XXXIV- 7|Adı: Mustafa Avcı–Türkülerle Ağlayan Yiğit |