KAPAĞI AÇILAN KİTAP| 23 Mayıs 2026 | Sayı: XXXIV- 2 | Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar

Abone Ol
KAPAĞI AÇILAN KİTAP| 23 Mayıs 2026 | Sayı: XXXIV- 2 | Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar | Mustafa Tanzer- Pala Çavuş | Yazar: Mehmet Ali Cengiz | Tür: Kültürel Bellek ve Sözlü Tarih Derlemesi | Yıl: 1989 | Basım: Yeni Malatya Gazetesi Tesisleri |Tanıtım: Hilmi Dulkadir

İkinci İnönü’nde Tek Makineliyle Tepeyi Bırakmayan Yiğit

Yıkıntılar Arasında Bir Sandık, 1943

1943 yılıdır. Adapazarı’nı acımasız bir deprem yerle bir eder. Evler yıkılır, minareler devrilir, köprüler uçar. Binlerce insan enkazın altında can verir, yaralıların feryadı göğe yükselir.

Pala Çavuş’un adı Mustafa Tanzer’dir. 1896’da Darende’de doğmuştur. Depremde onun da gecekondusu yıkılmıştır. Karısı ve çocuklarıyla birlikte yıkıntının başında bekler. Bir ara ayağa kalkar, yığıntıların arasından eski bir sandık çıkarır. Toz toprak içindedir. Elinin tersiyle siler, kapağını açar. Sandığın içinde, muşambaya sarılı bir defter vardır. Defterin arasından, yıllar önce İsmet Paşa’dan aldığı bir kart çıkar. Üzerinde, Arap harfleriyle şunlar yazılıdır: “Garp Cephesi Kumandanı İsmet.”

Kartı avucuna sıkıştırır. “Beni bekleyin” der karısına. Çocuklarına bakar. Üç tanedirler. Gözlerindeki korkuyu görür. Ama bir şey söylemez. Yürümeye başlar.

Hükümet konağının önü kalabalıktır. Etraf asker ve polislerle çevrilidir. Pala Çavuş, görevli bir subaya yaklaşır, başındaki kasketini çıkararak selam verir. “Paşa Hazretlerini göreceğim” der. Subay, “Görüşemezsin şimdi, Cumhurbaşkanı yetkililerle görüşüyor” diye cevap verir. Pala Çavuş yutkunur. Elini açar, avucunun içindeki kartı gösterir. Subay, kartı alır, okur. “Mustafa Çavuş, sen misin?” “Evet efendim.” “Bekle burada.”

Subay içeri girer. Biraz sonra kapıya çıkıp eliyle işaret eder. Pala Çavuş’un yüreği küt küt atar. Merdivenleri çıkarken ayakları dolaşır, sendeler sanki. Kocaman bir kapının kenarına tutunur. Gözleri kararır. Heyecanını yenmeye çalışır. Ceketinin düğmelerini yoklar. Şapkasını yüzüne doğru sallar birkaç kez. İşte o an, 22 yıl öncesi gözünün önüne gelir. İkinci İnönü Savaşı. Kalpaklı, boz elbiseli, manevra kayışlı bir kumandan. O günkü İsmet Paşa…

İçeriden bir ses duyulur: “Gel bakalım Mustafa Çavuş, neredeydin bugüne kadar?”

Ses, o günü hatırlatır. Pala Çavuş ileri atılır, paşanın elini tutup öper. İsmet Paşa ayağa kalkar, omuzlarına dokunur. “Daha yiğitsin Çavuş. Seni çok iyi gördüm.”

“Sağol Paşam, Allah’ın ve milletimizin sayesinde.”

Paşa, depremde kaybı olup olmadığını sorar. Pala Çavuş, gecekondusunun yıkıldığını söyler. Paşa, yanındaki yetkililere emir verir. Pala Çavuş’a yardım edilecektir.

Ayrılırken, Paşa arkasından seslenir: “Senin bir adında Pala Çavuş’tu değil mi?”

“Evet Paşam…”

Dışarı çıktığında bacakları daha sağlamdır. Sanki bir taş yükü omuzlarından kalkmıştır. Ama gözlerinin önüne, yine o günler gelir. 1921. İnönü… Siperler...

1921, İnönü – Tek Makineliyle Ölüme Meydan Okuyuş

Mart 1921, İkinci İnönü Savaşı başlar. Pala Çavuş, ağır makineli tüfeğin manga kumandanıdır. Onu İnönü kasabasının kuzeyindeki demiryoluna yakın bir tepenin yamacına yerleştirirler. Kumandanı, tüfeğin başında ona şöyle der: “Bak Pala Çavuş… Bizim bir makinelimize karşılık düşmanın üç makinelisi var. Sonra onların arkasında silah verecek İngilizler hazır bekler. Bizim yardımcımız Allah’tır. Her mermi bir düşman içindir. Aklından çıkarma.”

Gece boyunca hazırlık yaparlar. Tüm cephe sessizdir. Herkes komutu bekler. İki gün sürer bu bekleyiş. Derken düşmanın gizlice yaklaştığı haberi gelir. Ufuktan sabah aydınlığı dağılırken, düşman topları gürlemeye başlar. Türk siperlerindeki yiğitler, yay gibi gerilir, elleri tetiktedir.

Pala Çavuş, silahını ve mermi şeritlerini son kez gözden geçirir. Kulaklarına varan bıyıklarını sıvazlar, göğsünü şişirir. Arkadaşı Salihlili’ye döner: “Salihli, oku!…” Dua etmesini ister.

Salihlili, Kur’an okumaya başlar. Tam o sırada kumandanın komutu patlar: “Ateşş!”

Pala Çavuş’un makinelisi ölüm kusmaya başlar. Düşman sürüleri yaklaşır. O hedef gösterir, mesafe ayarlar, inanır ki hiçbir mermisi boşa gitmez. Düşman önünde biçilir.

Öğleden sonra düşman taarruzu hafifler. Ama ertesi gün şafakla birlikte, daha şiddetli bir saldırı başlar. Toplar ortalığı delik deşik eder. Uçaklar bombalar yağdırır. Pala Çavuş’un tüfeği susmaz. Ama bir ara, arkadaşlarından biri haykırır: “Çavuşum, mermimiz bitiyor!”

Bu söz, Pala Çavuş’un belini büker. Ama hemen toparlanır. “Salihli, koş, susan makineliye, mermi taşı!” diye bağırır.

Salihli, sürünerek gider. Yarım saat sonra mermilerle döner. Ama bu kez ağır yaralıdır. “Oradakiler de hep şehit…” diyebilir ve şahadet getirip ruhunu teslim eder.

Pala Çavuş, Salihli’nin yüzüne bakar. Gözleri dolar. Ama vakit yoktur. Düşman yine yüklenir. Tüfeğini yeniden doldurur, tetiğe basar. “Salihli’nin intikamı…” diye mırıldanır.

Karanlık basana kadar ateş eder. Ertesi gün de aynı şiddette devam eder. Düşman bu tepeyi bir türlü alamaz. Toplar işlemez, uçaklar yeri saptayamaz. Tek makineli, bir avuç Türk askeri, koskoca düşman ordusuna geçit vermez.

Öğleden sonra düşman ateşi kesilir. Çekilirler. O sırada bir süvari birliği yaklaşır. Atlı, hızla tepeye tırmanır. Kumandandır. Pala Çavuş’a seslenir: “Pala Çavuş!”

Pala Çavuş, koşarak yanına varır. Selam verir, esas duruşa geçer: “Darendeli Süleyman oğlu 1312 doğumlu Mustafa Çavuş, kumandanım!”

Kumandan, atından iner, Pala Çavuş’a yaklaşır, alnından öper. “Zayiatın var mı evladım?” “Salihli şehit, kumandanım, ötekiler de…” “Allah rahmet eylesin. Sağ olun evladım. Büyük yiğitlik gösterdiniz.”

O gün, Garp Cephesi Kumandanı İsmet Paşa’nın tebrikini alır Pala Çavuş. Kırmızı şeritli İstiklal Madalyası’na layık görülür.

Sonraki Yıllar

Savaş biter. Pala Çavuş Malatya’ya, Darende’ye döner. Ailesini alıp Kütahya’ya, oradan da Adapazarı’na yerleşir. Geçmiş günleri, arkadaşı Salihli’yi, İnönü’ndeki o tepeyi, İsmet Paşa’nın tebrikini hiç unutmaz. Yıllar sonra, deprem enkazından çıkardığı kartla yeniden karşılaştığı paşasına, “22 yıl önceki İsmet” der içinden. Sonra susar. Gözleri parlar. “Vatan sağ olsun” der.

Pala Çavuş, 1960’lı yılların sonunda vefat eder. Ama onun adı, İkinci İnönü Savaşı’nın destanlarıyla birlikte anılır. Arkasında bir avuç torun ve bir de söylence bırakır: Tek makineliyle tepeyi bırakmayan çavuş…

|KAPAĞI AÇILAN KİTAP| 30 Mayıs 2026 | Sayı: XXXIV-3 |Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar- “Mısır’dan bekliyordum” diyen, sigarasını kendi kibritiyle yakmakta direnen, üç gün üç gece aç susuz ateş eden bir başka gazi: Pazarbaşılı İbrahim Etem.Yazar: Mehmet Ali Cengiz | Tür: Kültürel Bellek ve Sözlü Tarih Derlemesi| Sayfa: 11-33 | Yıl: 1989 | Yayıncı: Yeni Malatya Gazetesi Tesisleri.

*