KAPAĞI AÇILAN KİTAP| 4 Temmuz 2026 | Sayı: XXXIV-8 | Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar

Abone Ol
KAPAĞI AÇILAN KİTAP| 4 Temmuz 2026 | Sayı: XXXIV-8 | Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar – | Yazar: Mehmet Ali Cengiz | Tür: Kültürel Bellek ve Sözlü Tarih Derlemesi | Sayfa: 91-94 | Yıl: 1989 | “Bir binbaşının vasiyetini yerine getiren, cesedi düşmana vermeyen, Nurettin Aknoz’la omuz omuza savaşan, yıllar sonra radyoda kendi hikâyesini dinleyip ağlayan gazi: Osman Gazi Çavdar.” | Tanıtım: Hilmi Dulkadir

Osman Gazi Çavdar, 1889’da Hekimhan’da doğar. Uzun boylu, güçlü kuvvetlidir. Babası Yemen’e askere gider, küçük yaşta yetim kalır. Kardeşi Ahmet, onu alıp Tarsus’a, Kanberönü Köyü’ne çalışmaya götürür. Ama Osman Gazi’nin içinde bir ateş vardır, yanar tutuşur. On üç yaşında kaçar, İstanbul’un yolunu tutar.

İşçi pazarında bir efendi onu fark eder. Boyu posu yerindedir, güçlüdür. Efendi onu alıp götürür. Boğaz’da, güzel bir köşkün bahçıvanı olur. Efendisi, Ali İhsan Paşa’dır. Paşa onu çok sever, güvenir. Yıllar geçer, Osman Gazi paşasının yanında büyür.

Derken 1911’de Balkan Savaşı patlar. Paşa der ki: “Osman Gazi, şubeye git, teslim ol.” Sözünü dinler. Asker olur. Paşanın birliği Selanik’tedir, onu da oraya aldırır. İşkodra, Yanya, Üsküp derken Bükreş’e kadar gider. Orada yaralanır. Sağ kalçasını bir kurşun parçalar. “Esir düşer.”

Yaralı esirleri Ruslar teslim alır, Kırım’a götürür. Yarası iyileşince Batum’daki esir kampına kapatırlar. Ama Osman Gazi’nin kaderi, sıradan bir esirin kaderine benzemez.

Batum’da Kadın Belediye Başkanı

Bir gün kampa bir kadın gelir. Kanalizasyon patlağını onaracak usta aramaktadır. Meğer kadın, Belediye Başkanı’dır. Osman Gazi, istihkâm çavuşu olduğu için otuz işçiyle birlikte onu gönderirler. Şehrin kanalizasyonunu öyle güzel yapar ki, kadın çok beğenir. Önemli işler için hep onu çağırır. Gider, yapar, döner. Kadın güvenir ona.

Bir gün kadın sorar: “Çavuş, benden bir dileğin var mı?” Osman Gazi, “Beş yıldan beri yurdumdan ayrıyım, beni gönder” der.

Kadın düşünür, taşınır. Sonra: “Gittiğinde asker olmayacağına söz verirsen gönderirim” der. Osman Gazi başını eğer. “Biz Türkler asker doğar, asker ölürüz…” der.

Kadın bir süre susar. Onun kararlılığını anlar. Belki de içinden, “Ne yapayım, bu millet böyle işte” der. Onu alır, kampa geri götürür. Ama sonra trenle hududa, Arpaçayı’na getirip Türk askerlerine teslim eder. Osman Gazi kurtulur. Ama savaş bitmemiştir.

Kılıçgediği ve Binbaşının Vasiyeti

Onu teslim alan “Binbaşı Abdurrahman Efendi” olur. İstihkâm olduğu için hemen Erzurum’da, Kop Dağı’ndaki İstihkâm Taburu’na verilir. Köprüler kurar, tonbazlar yapar, yollar açar. Tam bu sırada, genç bir mülazım (teğmen) olan Nurettin onu yanından ayırmaz. Bu genç teğmen, yıllar sonra Orgeneral Nurettin Aknoz olacaktır. Ama o gün, ikisi de gençtir, ikisi de cephededir. Omuz omuza savaşırlar.

Aras Suyu üzerinde, “Kılıçgediği” denilen yerde, düşman köprüye dinamit yerleştirmiştir. Çok şehit verirler. Bir taraftan Ruslarla çarpışır, bir taraftan yeni köprüler kurup askeri karşıya geçirir. Kanlı savaşın ortasında, Binbaşı Abdurrahman Efendi, Osman Gazi’yi çağırır.

“Gazi Çavuş, bana şehitlik nasip olursa, naaşımı düşman ayakları altında koyma. Münasip bir yere defnet…” Sarılıp alnından öper. Osman Gazi, elini öper. Söz verir.

Kurşun yağmur gibi yağar. Binbaşı, “Allah” diyerek yıkılıp gider. Osman Gazi sürünerek yanına varır. Göğsü parçalanmıştır. Ama etraf düşman cesetleriyle doludur. Kimse yardım edemez. Kimse göremez. O, küreğini kaptığı gibi toprağı kazmaya başlar. Açlık, susuzluk, yorgunluk… Hiçbir şey umurunda değildir. Binbaşısının naaşını düşmana kaptırmamak için kazır. Bir mezar kazar. Binbaşısının vasiyetini yerine getirir. Düşman ölülerinden topladığı mavzerleri mezarın etrafına diker. Sanki bir nöbetçi gibi. Bir Fatiha okur, ayrılır.

O gün, bir askerin sözünde nasıl durduğunu gösterir Osman Gazi. Az sonra sol omuz başından yaralanır. Hafif atlatır. Ardından Kop Dağı’nda, Suphanallah Dağları’nda çarpışır, yine yaralanır, yine iyileşir. Teğmen Nurettin’le birlikte savaşa savaşa Erivan, Nahcivan, Tebriz, Bakü, en son Batum’a kadar giderler.

Savaş Biter, Çile Başlar

1334 (1918) yılında “Seferberlik bitti” derler. Silahlar teslim edilir. At yok, araba yok. Üstte başta yok. Ayak yalınayak, baş kabak, düşerler yollara. Açlık, hastalık, yorgunluk, üstelik bir de Ermeni zulmü. Yol keser, döver, öldürür. Ölenler olur, kalanlar yürür. Çünkü vatana dönmek için yürümek gerekir.

İşte o çileli yürüyüşte, ağıtlarını türkü yapıp söylerler:

“Diyar-ı gurbette alma canımı,

Duyar düşmanlar, şad-ıman olur…”

Osman Gazi Çavdar, “aralıksız yedi yıl” savaşır. Balkanlar’ı, Kafkaslar’ı karış karış gezer. Savaştan sağ çıkar, yaralarını sarar, köyüne döner. Ama huzur bulamaz.

Radyoda Kendi Hikâyesini Dinleyip Ağlamak

1961 yılında talihsiz bir kaza geçirir: Buzda kayıp ayağını kırar. Artık o da “topal” olur. Savaşlardan çıkıp bir buz parçasına yenik düşmek, onu en çok üzen şeydir. “Onca düşmandan kurtuldum, bir buza yenildim” der içinden. Ağlar. Ama kimseye göstermez.

1950 yılında, radyoda “Kahramanlar Geçiyor” programı vardır. Feridun Fazıl Tülbentçi, Kılıçgediği Savaşı’nı, şehit binbaşıyı ve Gazi Çavuş’un kahramanlıklarını anlatır. Osman Gazi, o sırada bir kahvede radyo dinlemektedir. Birden kendi adını duyar. Kendi yaptıklarını duyar. Binbaşısının vasiyetini, mezar kazdığını, mavzerleri diktiğini… Her şeyi tekrar yaşar. Gözyaşlarına boğulur, dakikalarca ağlar. Kimse neden ağladığını anlamaz. Belki de “Aman ne duygusal ihtiyar” derler. Ama bilmezler ki o, kendi destanını dinliyordur. Kendi yiğitliğini. Ve bir destan kahramanının ağlamaya hakkı vardır. Çünkü o destanı yaşarken yanında şehit düşen binlerce arkadaşı vardır. Onlar radyoda anılmıyordur. Sadece o anılıyordur, oysa bu durum ona ağır gelir.

Osman Gazi Çavdar, iki oğul, bir kız ve on sekiz torun bırakarak, bir asra yakın ömür sürer. Ama onun vasiyetle kazdığı mezar, diktiği mavzerler, söylediği türküler, radyoda dinleyip ağladığı kendi hikâyesi… Hepsi hâlâ bu toprağın altında, üstünde, bir yerlerdedir. Unutulmaz. Unutulmamalı.

*

İlişkili kaynaklar:

- Orgeneral Nurettin Aknoz hakkında: Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, “Türk İstiklâl Harbi’nde Ünlü Komutanlar”, Ankara, 1990.

- Feridun Fazıl Tülbentel ve “Kahramanlar Geçiyor” programı hakkında: Radyo ve Tarih, “Cumhuriyet Dönemi Radyo Yayıncılığı”, İstanbul, 2005.

*

|KAPAĞI AÇILAN KİTAP| 11 Temmuz 2026 | Sayı: XXXIV-9 | Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar – Atatürk’ün Koruma Polisi, Çerkez Etem’le Tanışan, Trikopis’in Getirilişine Tanıklık Eden, Hakimlik Yapan Gazi: Mehmet Münif Taner |