KÜMBET KALE ÖREN YERİ'NİN ANTİK DÖNEM YAPILARI

Abone Ol

Anadolu’da tarihi bir yapı, halk arasında genellikle kale diye adlandırılır. Bu durum aslında kolaycı ve masum bir yaklaşımın yansımasıdır. Halkımız bu tarihi yapıların gerçekte, bir kale mi yoksa kule, anıt mezar, tapınak veya villa rustika dediğimiz bir çiftlik evi gibi başka bir yapı mı olduğuyla pek de ilgilenmez. Yeter ki eski dönemlerde yapılmış olduğu düşünülsün. Yapı zamansal anlamda ne kadar eskiye gidiyorsa, yapının “kale” olarak adlandırılmasına yeter sebeptir. İşte Kümbet Kale de aynen bu mantık çerçevesinde “kale” diye adlandırılan bir ören yeridir. Bu ören yerinin gerçek adının ne olduğuyla ilgili bilimsel bir çalışma da olmayınca, halkın adlandırmış olduğu bu isim günümüzde geçerliliğini korumaya devam etmektedir.

“Kümbet Kale” ismi, her ne kadar yakıştırma bir isim olsa da adlandırmanın ilk sözcüğü olan “Kümbet” Anadolu’da Selçuklu Dönemi’nde yapılan, silindirik tabanlı ve üst kısımları konik yapılı olan anıt mezarlara verilen bir isimdi. Kümbet Kale’de de çok sayıda anıt mezarın olması, bu adlandırma arasında bir bağ kurabileceğimizi bize düşündürtmektedir.

Dağlık Kilikia Bölgesi’nde toplamda 40 kadar anıt mezar bulunmaktadır. Bunların yoğunlaştığı yerler Demircili, Canbazlı, Elaiussa Sebaste ve Olba yerleşimleridir. Kümbet Kale de Demircili yakınlarında bir ören yeridir. Yüksek bir tepe üzerinde yer alan ören yerinin hemen girişinden itibaren anıt mezarlar göze çarpmaktadır. Tarihi dokunun girişinde hem sağda hem de sol tarafta, depremlerde yoğun tahribatlara maruz kalmış anıt mezarların, tapınak tipli anıt mezarlara benzediğini söyleyebilirim.

Kümbet Kale’de çok sayıda anıt mezarın olması bir tesadüf değil aslında. Burası taa Hellenistik Çağ’dan başlayıp Geç Bizans Dönemi’ne kadar yerleşim görmüş bir kome (köy) dir. Silifke’nin İmbriogion Komesi (Demircili) çevresinde yaşayan ve Roma ordusuna hizmet etmiş üst rütbeli askerlerin, bu bölgede toprak sahibi olup çiftçilik yaptıkları düşünülmektedir. İmbriogion’a oldukça yakın olan Kümbet Kale’de, İmbriogion’da olduğu gibi birçok özel mezar mimarisiyle karşılaşılmaktadır. Bu mezarların da burada yaşayan emekli askerler için yapılması en güçlü ihtimaldir.

Ören yerinin belli bir tırmanışla ulaşıldığı giriş bölümünün hemen solundaki anıt mezarda, bugüne kadar mezarlar üzerinde hiç görmediğim bir kabartmayla karşılaştım. Gördüğüm manzara gerçekten çok büyüleyiciydi. Yaklaşık 50 cm uzunluğundaki iri taneli bir üzüm salkımı sanki daha birkaç yıl öncesinde taşa nakşedilmiş gibi herhangi bir tahribata uğramadan, öylece duruyordu. Çok uzun zaman geçmişti, böyle açık havada tamamen denetimsiz olduğu halde bozulmamış bir kabartmayı görmemin üzerinden. İzlemeye doyamadığım bu kabartmanın, lahit kapağının üzerine işlenişinin birden çok sebebinin olduğunu düşünmekteyim. Üzüm kabartması, üzüm yetiştiriciliğiyle uğraşan zengin bir çiftçinin, bu mezarda gömülü olduğunu anlatıyor olabilir. Antik Dönemde bazı meslek erbablarının, mesleklerini betimleyen bazı aletlerin kabartmalarının, mezarlar üzerinde betimlendiğini görmekteyiz. Burada da üzüm yetiştiriciliğiyle uğraşan çiftçinin ürettiği üzümle anılıyor olması oldukçe mümkün görünüyor. Öte yandan üzüm “Bağ ve Şarap Tanrısı” Dionysos’un da en önemli sembollerinden birisidir. Mezarın üzerinde üzüm salkımının yer alması Dionysos’a duyulan saygıyı ve ona edilen duaları ifade ediyor da olabilir. Hangi sebeple yapıldıysa yapılmış, iyi ki de yapılmış ve aradan geçen yüzlerce sene sonra bile varlığıyla biz fanileri hayretler içinde bırakarak etkilemeye devam ediyor.

Kümbet Kale’de güney doğu yönünden ilerlediğinizde, patika yol üzerinde sayısız çanak çömlek parçasına rastlayacaksınız. Bu seramik parçalarının varlığı, yetiştirilen üzümün şaraba dönüştürülerek, amfora gibi kaplara doldurulduğunun bir göstergesi olabilir. Zaten bölgeye, Roma yönetimi tarafından üst düzey emekli komutanlara belli miktarlarda toprak verilerek buraya yerleşimlerinin sağlanması ve onların yoğun bir şekilde tarımsal faaliyetlerde bulunmaları, ören yerindeki sosyo-ekonomik durumu da ortaya koymaktadır. Belli ki Kümbet Kale yerleşim yeri olarak kullanılmış, yerleşimin yakınlarındaki düz alanlar da tarımsal faaliyetlerin yapıldığı yerler olarak kullanılmış. Günümüzde bu düzlükler hala Silifke’nin köylüleri tarafından ekilip biçilmeye devam etmektedir.

Antik yerleşimin kuzeydoğu yönünde farklı bir anıt mezar yer almaktadır. Mezarın üstü kemerli bir yapıyla örtülmüş. Bu tonozlu yapının bir kısmı harap olmuş ama kalan kısmı hala sağlamlığını korumakta. Mezarın içindeki lahit mezarın kapağı yamacın hemen başına yuvarlanmış. Bu kapağın en ilginç özelliği de kapağın tamamen aslan kabartmasından oluşmasıdır. Aslan kabartmasının ön ayaklarındaki parmak ve tırnak detayları, başının üzerinden sırtına kadar uzanan yeleleri ve kuyruğu, bütün ayrıntılarıyla bozulmamış bir şekilde günümüze ulaşmasını bilmiştir. Kapaktaki aslanın sırtında açılan delikten anlaşılacağı üzere, define avcıları bu kapağı havaya uçurma girişiminde bulunmuşlar. Neyse ki başarılı olamamışlar. Yine lahdin güney tarafında da çok ciddi kaçak kazı yapmışlar ve lahte büyük zarar vermişlerdir. Eserlarimiz definecilerin ve kaçakçıların insafına bırakılmış. Dağlık Kilikia’nın ıssız lokasyonlarında, buradaki tarihi dokuyu korumak da gerçekten çok çok zor. Buna rağmen, hala zarar verilmemiş yapılarımız da son derece fazla.

Tonozlu anıt mezarın 10 metre kadar güney batısında, podyumlu bir lahit mezar yer almaktadır. Bu lahit mezar da diğer mezarlar gibi ciddi tahribatlara uğramış. Lahit mezarın kapağında, Kilikia Bölgesi’nde şu ana kadar sadece kapı lentolarında gördüğüm bir sembolü gördüm. Bu sembol, mitolojide “Zeus’un Delikanlıları” diye geçen çocuklarının başlığıydı. “Dioskur Başlığı” diye adlandırılan bu başlık, lahit kapağının kısa tarafına nakşedilmiş. Günümüze kadar hiç bozulmamış bir şekilde ulaşan bu kabartmanın, lahit kapağının üzerinde olması, bölgede Hristiyanlık inancından önceki çok tanrılı inancı da gözler önüne sermektedir.

Ören yerinin biraz daha yukarı bölümlerinde, çok sayıda yapı kalıntılarını gözlemledim. Bunlar içerisinde en çok dikkatimi çeken, giriş kapısının dışında bütün yapının devşirme malzemeden yapıldığı bir konut oldu. Düşünün ki antik dönemden kalan bir yapının kapısı dışında bütün kısımları yıkılmış ve yapı, çevredeki yapı taşlarıyla, farklı bir mimariyle tekrar ayağa kaldırılmış. Muhtemelen 16. yüzyıldan itibaren bölgeye gelen Türkmen boylarının bir barınağı olarak inşaa edilen bu yapı da aradan geçen uzun zamandan sonra yine bir tarihi eser değeri kazanmış. Orijinal kapıdan içeri girdiğinizde, duvarların eski yapıdan kalan taşlar olduğunu görüyorsunuz. Yapıdaki en ilginç malzeme de yapının hala yıkılmamış ahşap tavanını taşıyan, yapının tam ortasındaki Korinth sütun başlığı olan iki sütundur. Üçüncü Korinth sütun başlığı da kapının hemen yanındaki duvarda kullanılmış. Toprak ve kireç karışımı sıva da hala yer yer sağlam kalmış. Devşirme malzemeden yapılan konutlarla ilgili bir makale yazmak isteyen olursa, kesinlikle bu yapıyı yakından görmesi gerekir.

Yerleşim yerinde M.S. 5. veya 6. yüzyıllarda yapıldığını düşündüğüm, adeta bir şapeli andıran küçük bir kilise de yine daha önceki dönemlerden kalan yapı malzemeleriyle yapılmış. Kilisenin giriş kısmında, duvarlar üzerinde farklı şablonlarda Haç motifi var. Bu kilisenin bir duvarı, yukarıda bahsettiğim devşirme malzemeyle yapılan konutun duvarıyla ortak olarak kullanılmış. Kilisenin kubbesinin önemli bir kısmı hala sağlam. Kilise de ören yerindeki diğer yapılar gibi çok tahribata uğramış. Kilise ve çevresinde çok sayıda yapının temel seviyesinde kalıntıları yer almaktadır.

Bir antik yeleşimde her zaman en çok ilgimi çeken, kabartmalar olmuştur. Kümbet Kale’de gördüğüm farklı farklı kabartmalardan sonuncusu da kapı lentosu üzerindeki dört ayrı insanın yanyana betimlendiği kabartma oldu. Bu kabartmadaki bireyler, muhtemelen o konutta yaşayan kişilerdi. Anne, baba ve iki çocuğa ait olduğunu düşündüğüm kabartma, konuta gelen misafirleri adeta konuta girmeden selamlayıp karşılıyor gibiydi. Maalesef bu kabartmada da Kilikia Bölgesi’ndeki diğer insan kabartmalarında olduğu gibi, yüz detaylarından pek bir şey kalmamıştı.

Antik yerleşimlerde yazıtlar da kabartmalar kadar dikkatimi çeker. Yazıtlar, o yerleşim yerinin tarihi hakkında en değerli bilgilere ulaşmamıza yardımcı olur. Kümbet Kale’de gördüğüm tek yazıt, dörtte üçü toprak altında kalan bir sütunun üzerine yazılmış yazıt oldu. Yazıtın üzerinde ne yazıldığını anlamak biraz lüks bir istek olacak sanırım. Çünkü yapılacak ilk iş, yazıtın yazıldığı bu sütunu, toprak altından kaldırmak olmalı.

Kilikia’daki sütunların genellikle birbirinden ayrı parçalar halinde sütun kaidesi, sütun tamburları ve sütun başlığından oluştuğunu görmekteyiz. Kümbet Kale’de rastladığım bir sütunun ise tek parça halinde yapıldığını gördüm. Buna benzer sütunlara Tapureli Ören Yeri’nde ve Köşkerli Ören Yeri’ndeki bir kilisenin önünde de rastlamıştım. Yekpare bir şekilde yapılan sütun, depramlerden yan yatarak, bazı yerlerinden kırılmasıyla günümüze bütünsel bir şekilde ulaşamamıştır.

Kümbet Kale’de attığınız her adımda , Hellenistik Dönem’den Bizans Dönemi’ne kadar birçok yapının izlerini göreceksiniz. Bu izler bazen inanca dayalı bir kabartma şeklinde karşımıza çıkarken, bazen yaşam biçimlerine dayalı bir kabartmanın yansıması olarak da karşımıza çıkabilir. Burası, Kilikia Bölgesi’ndeki bir çok yer gibi üzerinde ciddi çalışmalar yapılacak bakir bir ören yeri. Düzenli bir kazının henüz başlamadığı ören yeri, lokasyon olarak oldukça ıssız bir yerde olmasını fırsat bilen defineciler, burayı köstebek yuvasına çevirmişler. Adeta ören yerinin her yerinde cirit atmışlar ve kalıntılar üzerinde ciddi tahribatlar yaratmışlar. Kümbet Kale’nin anıt mezarlarıyla, lahitleriyle, kilisesiyle, yerlere devrilmiş sütunlarıyla ve konutlardan kalan kalıntılarla oldukça önemli bir yerleşim yeri olduğu şüphe götürmez. Ülkemizde kazısı yapılması beklenen binlerce ören yeri var. Umarım burası kazısı yapılacaklar listesine giren ve restore edilen bir ören yeri olma şansını yakalar. Aksi halde, defineci denilen kültür düşmanlarından geriye çok da bir şey kalmayacak.