Milyar Dolarlık Cehalet: Kurtarıcı Beklerken Futbolu Defnetmek

Abone Ol

Türk futbolunun kutsal kitabının ilk ayeti şudur: “Ver parayı, al kupayı.”

Ne güzel ezberledik, değil mi? Yıllardır aynı nakaratla uyutuluyoruz. Kulüplerin kasası delik, borç dağları Everest’i geçmiş, ama biz hâlâ beyaz atlı (ve tercihen holding sahibi) bir prensin gelip bizi kurtarmasını bekliyoruz.

Oysa efendiler… sorun parada değil. Sorun, parayı bir plan sanan o meşhur akıl tutulmasında.

Başkanlık: Bir Sosyalleşme Aracı

Türkiye’de kulüp başkanı olmanın futbol bilgisiyle ilgisi yoktur.

Gerekli olan şey:

Şık bir kartvizit,

Birkaç kârlı inşaat projesi,

Siyaset koridorlarında yankılanan bir soyadı.

Futbol, bu beyler için 22 kişinin topun peşinde koştuğu bir oyun değil; hafta sonu stres atma ve itibar parlatma aracıdır.

Sonuç?

Strateji: “Gerekirse uçak indiririz.”

Altyapı: “Tesisin çimlerini biçtik ya, daha ne?”

Bilimsel veri: “Bizim zamanımızda GPS mi vardı evladım?”

Milyar dolarlık bir endüstriyi mahalle bakkalı zihniyetiyle yönetirsen… Ortada ne endüstri kalır, ne mahalle.

Menajerlerin Lunaparkı

Bizde transfer ihtiyaç değil, gösteridir.

Sol beki olmayan takımın, dördüncü forvetine 10 milyon avro gömmesi “vizyon” diye pazarlanır.

Menajerler için Türkiye dev bir lunaparktır: Renkli ışıklar, yüksek bütçeler, hiç bitmeyen müzik…

Sonunda kulüplerimiz, Avrupa’nın yıldız emeklileri için huzurevine dönüşür.

Para, aklın elinde güçtür; Yanlış aklın elinde ise sadece borç taksididir.

Bizim sorunumuz, parayı planın aracı değil, planın kendisi sanmamızdır. Plansız harcanan her kuruş, bizi Formula 1 pistine bisikletle çıkaran o ünlü “Türk futbol aklı”nın ürünüdür.

Taraftarın “Zengin Baba” Kompleksi

Bu oyunun görünmeyen suç ortağı taraftardır.

Modern futbolun veri analisti, beslenme uzmanı, uzun vadeli altyapı projesi… Taraftarın umurunda değildir.

Taraftar, “Pamuk eller cebe!” diyecek bir patron arar. Bu bir alışkanlık değil, bağımlılıktır.

Ve taraftar bu masala inandıkça:

Kötü yönetime ses çıkarmaz,

18 yaşındaki çocuğun hatasına tahammül etmez,

“Sistem” diyene “Bize kupa lazım!” diye bağırır.

Sonra yine başa döneriz: Kupa gelir mi bilinmez, ama fatura hep aynı çıkar — geleceğimizden.

Son Düdük Çalmadan…

Kurtuluş, bir iş insanının banka hesabında değil; futbolu bilen insanların vizyonundadır.

Başarı satın alınmaz, inşa edilir.

Eğer bugün Türk futbolu bulunduğu yerden rahatsızsa, bu iyiye işarettir. Çünkü ancak canı yanan insan değişmek ister.

Yeter ki canımız hâlâ cebimizdekinden kıymetli olsun.