Neden Adana, Neden Sinema? Altın Koza Yine Yeniden

Abone Ol

Her yıl Altın Koza Film Festivali başladığında aynı soru yeniden gündeme gelir: Bunun yanıtı, kentin yalnızca bir festival düzenlemesinde değil, sinemayla kurduğu köklü ilişkide saklıdır. Bir şehrin kaderi bazen toprağında, bazen ikliminde, bazen de insanlarının hikâye anlatma biçiminde saklıdır. Sinema, önce insanı tanımaktır. Adana ise insanı bütün çıplaklığıyla gösteren bir kenttir.

Bereketli Çukurova'nın pamuk tarlalarından, Seyhan'ın kıyısındaki çocukluklara; göçün getirdiği umutlardan emekçilerin alın terine kadar her sokak, her mahalle başlı başına bir film sahnesidir. Bir dönem neredeyse her mahallesinde sinema salonlarının bulunması, sinemanın günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesini sağlamıştır. 1969 yılında başlayan Altın Koza Film Festivali de bu güçlü sinema kültürünün doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Festivalin adı ise Çukurova'nın simgesi olan pamuk kozasından gelir.

Adana'nın sinemaya ilham vermesinin en önemli nedenlerinden biri, güçlü insan hikâyeleridir. Göç, emek, tarım, sanayileşme, yoksulluk, dayanışma ve umut gibi evrensel temalar bu kentin yaşamında iç içe geçmiştir. Bu nedenle Adana, yönetmenler ve senaristler için gerçek hayatın içinden zengin karakterler ve etkileyici öyküler sunar.

1960'lı ve 1980'li yıllar arasında Adana, yalnızca film üreten değil, filmi yaşayan bir şehirdi. Yazlık sinemalar mahalle kültürünün vazgeçilmez parçasıydı. Sıcak yaz akşamlarında binlerce insan, çekirdek sesleri arasında aynı perdeye bakar, aynı hikâyeye güler, aynı sahnede gözyaşı dökerdi. O yıllarda kentte çok sayıda sinema salonu ve yazlık sinema bulunuyor, filmlerin ilk gösterimleri çoğu zaman İstanbul'dan önce Adana'da yapılıyordu. Sinema Adana’da yalnızca bir sanat dalı değil, kuşaktan kuşağa aktarılan ortak bir hatıradır. Bir dedenin izlediği yazlık sinemayı torunu bugün Altın Koza'da yeniden keşfedebiliyor.

Kilikya geçiş coğrafyasıdır. Torosları aşan yollar, Çukurova'nın bereketi ve Akdeniz'e açılan limanlar, göçü ve kültürel çeşitliliği sürekli canlı tuttu. Adana filmlerinde sıkça gördüğümüz "yerinden edilmiş insan", "yeni bir hayat kurma mücadelesi" ve "kimlik arayışı" gibi temalar, bu tarihsel hareketliliğin modern yansımalarıdır.

Yönetmenler için Adana, hazır bir film platosudur. Bu coğrafyada farklı halklar yüzyıllarca birlikte yaşamış, ticaret yapmış, çatışmış ve uzlaşmıştır. Adana sinemasındaki sert ama vicdanlı, asi ama merhametli karakterlerin kökenini bu kültürel çeşitlilik içinde okumak mümkündür. Kilikya, yalnızca ticaret yollarının değil, hikâyelerin de geçtiği bir coğrafyaydı. Halk anlatıları, ağıtlar, türküler, eşkıya hikâyeleri ve Çukurova efsaneleri, sinemanın senaryolarına dönüşebilecek güçlü dramatik malzemeler sundu. Bununla birlikte, tarihsel olarak dikkatli olmak gerekir. Adana'nın "sinema şehri" kimliği yalnızca Kilikya mirasıyla açıklanamaz. 20. yüzyıldaki pamuk ekonomisi, hızlı kentleşme, işçi sınıfının oluşumu, yazlık sinema kültürü ve Altın Koza Film Festivali gibi modern kurumlar da bu kimliğin oluşmasında belirleyici rol oynamıştır.

Belki de doğru soru "Neden Adana sinema şehri?" değildir.

Asıl soru şudur:

Sinemanın aradığı her şey zaten Adana'da varken, başka türlü olması mümkün müydü?