Yitik kentin kalıntılarında hayalini fısıldıyor börtü böcek
Tiyatroda oyunları, dansları anımsıyorum o zamandan
Oyuncu kıza tutkumdum: saçların örülü, sandaletli, uzun etekli
Dudaklarında şiir, sepetinde incir, dokunuşunu özlerdim.
Taştan, kayadan düşünürleri yontardı ustalar
Bilgi, düşünce, erdemi söyleşirlerdi gün, gece
Yangından kurtarılmış kitaplıklardı günümüze taşınan
Çiçekler uzaktan, yakından kokan, şarkılardı bizi söyleyen.
Kumsalda ikimizdik akşamlar, geçmiş gelecek zihnimizden geçerdi.
Gülümseyişler, şiirler, dokunuşlar coşku katardı hayatımıza
Balıkçı, sütçü, kuşçunun hoş sözleri vardı sabah erken.
Dağdan, ovadan, seferden gider gelirlerdi avdan.
Dalgalar köpürtürdü denizi, bilimciler çalışırdı gökyüzünü
Gagaları denize değerdi kuşların uçarken, sen beni öperken.
Seni bekledim, besteledim ay yükselirken, sözcükler ürettim
Ağustos böceği susmadı, ilk koro biziz evrende, ilk savaşsız ülke.
Koynunda kokan yasemindi açık bıraktığın pencereden giren.
Yalnızlığı bıraktım, seninle dalgalarla köpürenim artık.
Bütünlemedeyim, eğitimdeyim, zeybeklerle beraberim.
Arşivlere işlendi geldiğim dün, taşlara yazıldı söylediğim.