<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Mersinhabermerkezi.com: Mersin Haber Son Dakika Mersin Haberleri</title>
    <link>https://www.mersinhabermerkezi.com</link>
    <description>Mersin ve Türkiye gündeminden son dakika haberleri, Dünyadan flaş gelişmeler, Ekonomi dünyasından en yeni haberler, Günün en önemli gazete haber başlıkları ve daha fazlası mersinhabermerkezi.com da</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 13 Apr 2026 17:57:55 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Günde 30 dakika ile 10 yıl genç kalmak mümkün]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/gunde-30-dakika-ile-10-yil-genc-kalmak-mumkun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/gunde-30-dakika-ile-10-yil-genc-kalmak-mumkun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapılan bilimsel çalışmalar, günde sadece 30 dakikalık fiziksel aktivitenin sağlıklı yaşam için kritik bir rol oynadığını gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü'nden Uzm. Dr. Duygu Keskin, yaşla beraber gelişen kas kaybının (sarkopeni) yalnızca fiziksel gücü azaltmakla kalmayıp, hücresel düzeyde yaşlanmayı da tetiklediğine dikkat çekti. Uzm. Dr. Duygu Keskin, 'Günde, hareket etmek için ayrılan 30 dakika, aslında 10 yıl sonraki kendinize verebileceğiniz en değerli hediyedir' diye konuştu.</p>

<p>Takvimler kronolojik yaşınız hakkında bilgi verse de bedeninizin aslında kaç yaşında olduğunu kaslar söylüyor. Bu noktada takvim yaprakları eksilse dahi bilinenin aksine daha genç ve sağlıklı görünmenin yolu, kasları güçlü tutmaktan geçiyor. Bu nedenle aktif yaşamında fiziksel aktiviteyi dahil eden kişilerin zamana meydan okuyabileceğini aktaran Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Duygu Keskin, 'Bu durum yalnızca doğal bir yaşlılık belirtisi olarak görülmemelidir. Kas kaybı, tüm vücudu etkileyen sistemik yaşlanma sürecinin önemli bir parçasıdır. Kas dokusu sadece hareketi sağlayan bir yapı değildir; metabolizma, hormon dengesi, bağışıklık sistemi ve beyin sağlığıyla doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle kas kaybı, yaşlanmanın pasif bir sonucu olmaktan çok, süreci hızlandıran bir etken olarak değerlendirilebilir. Ancak bu durum kaçınılmaz değildir. Düzenli fiziksel aktivite, özellikle direnç egzersizleri, yeterli protein alımı ve aktif bir yaşam tarzı ile kas kaybı büyük ölçüde yavaşlatılabilir' açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Sarkopeni biyolojik yaşlanmayı hızlandırıyor</strong></p>

<p>Yaşın ilerlemesiyle birlikte sarkopeninin (kas kaybı) yalnızca fiziksel gücü azaltmakla kalmadığını aynı zamanda metabolik ve hücresel düzeyde yaşlanmayı da hızlandırdığını aktaran Uzm. Dr. Duygu Keskin, 'Kas dokusu, vücudun en aktif metabolik yapılarından biridir. Kas kütlesi azaldıkça bazal metabolizma hızı düşer, bu da yağ oranının artmasına ve insülin direncinin gelişmesine zemin hazırlar. Bu süreç, diyabet ve kalp-damar hastalıkları gibi kronik hastalık riskini artırır. Kas kaybı ayrıca hareket kabiliyetini ve dengeyi bozarak düşme ve yaralanma riskini yükseltir. Hücresel düzeyde ise kas dokusunun azalması, inflamasyonun artmasına ve vücudun onarım kapasitesinin zayıflamasına neden olur. Tüm bu süreçler, biyolojik yaşlanmanın hızlanmasına katkıda bulunur. Bu nedenle kas kütlesini korumak, yalnızca güçlü kalmak için değil, daha genç ve sağlıklı bir biyolojik yaşı sürdürebilmek için büyük önem taşır' sözlerini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Hareket hücresel yaşlanmayı da yavaşlatabiliyor</strong></p>

<p>Fiziksel aktivitenin sadece dış görünüşü değil, hücrelerin en derinindeki 'yaşlanma saatini' de etkilediğini belirten Uzm. Dr. Duygu Keskin, telomer korumasının önemine dikkat çekti. Uzm. Dr. Duygu Keskin, 'Kromozomlarımızın uçlarında bulunan ve her hücre bölünmesinde kısalan telomerler, biyolojik yaşlanmanın en net göstergelerinden biridir. Bilimsel çalışmalar, düzenli egzersizin bu yapıları koruyabildiğini gösteriyor. Özellikle haftada en az 4 gün yapılan tempolu yürüyüş, yüzme veya bisiklet gibi orta şiddetli aerobik aktiviteler, hücrelerimizin daha uzun süre genç kalmasına yardımcı olabilir. Yani her gün ayıracağınız 30-40 dakika, aslında hücrelerinizin ömrünü uzatmak için verdiğiniz bir mücadeledir' diye konuştu. Hareketsizliğin sadece kasları değil, zihni de körelttiğini vurgulayan Keskin, 'Kaslarımızı korumak aslında zihnimizi korumaktır. Egzersiz sırasında beyne giden oksijen miktarının artması; hafıza, dikkat ve öğrenme gibi işlevleri doğrudan güçlendirir. Hareketsizlik, hormon dengesizliğini tetikleyerek hem fiziksel hem de zihinsel çöküşü hızlandırır. Bu yüzden egzersizi sağlıklı yaşamın ayrılmaz bir parçası, koruyucu bir yöntem olarak değerlendirmeliyiz' dedi.</p>

<p><strong>Günde 30 dakika egzersiz yapmak yeterli</strong></p>

<p>Sadece yürümenin biyolojik saati geri döndürmek için yeterli olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Duygu Keskin, 'Biyolojik yaşı yavaşlatmak için hareketin çeşitlendirilmesi şarttır. Tek başına yürüyüş sağlıklı bir alışkanlıktır ancak tam bir 'gençleşme' için programa direnç, esneklik ve tempo eklenmelidir. Kalp hızını artıran kardiyo egzersizleri dayanıklılığı artırırken, ağırlık veya direnç çalışmaları kas kütlesini korur. Esneme hareketleri ise sakatlık riskini azaltarak vücudun esnekliğini muhafaza eder. Vakti kısıtlı olanlar için gün içine yayılan kısa 'hareket molaları' iyi bir başlangıç olsa da, kalıcı sonuç için planlı ve düzenli 30 dakikalık rutinden vazgeçilmemelidir' açıklamasını yaptı. Geleceğe yapılacak en büyük yatırımın bugünden atılan adımlar olduğunu hatırlatan Keskin, 'Bugün hareket etmek için ayrılan o 30 dakika, aslında 10 yıl sonraki kendinize verebileceğiniz en değerli hediyedir. Bu hediye; daha bağımsız, daha enerjik ve kronolojik yaşından çok daha genç bir biyolojik yaşa sahip olmanızı sağlayacaktır' mesajını verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Izmir, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/gunde-30-dakika-ile-10-yil-genc-kalmak-mumkun</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/gunde-30-dakika-ile-10-yil-genc-kalmak-mumkun.jpg" type="image/jpeg" length="66635"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalple ilgili en büyük tehdit önlenebilir riskler]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/kalple-ilgili-en-buyuk-tehdit-onlenebilir-riskler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/kalple-ilgili-en-buyuk-tehdit-onlenebilir-riskler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Manisa'nın Alaşehir ilçesinde 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası kapsamında bilgilendirme yapan uzmanlar, kalp ve damar hastalıklarının hem dünyada hem de Türkiye'de en yaygın ölüm nedenleri arasında yer aldığına dikkat çekerek, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hayati önem taşıdığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Alaşehir Devlet Hastanesi tarafından yapılan açıklamada, bilgilendirme çalışmalarının hastanenin internet sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden sürdürüldüğü belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'Risklerin büyük bölümü önlenebilir'</strong></p>

<p>Alaşehir Devlet Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Ezgi Us, kalp ve damar hastalıklarının büyük ölçüde önlenebilir risk faktörleriyle bağlantılı olduğunu ifade etti. Us, sağlıklı bir yaşam tarzının benimsenmesiyle bu hastalıkların önemli ölçüde engellenebileceğini söyledi.</p>

<p><strong>Sağlıklı yaşam vurgusu</strong></p>

<p>Kalp sağlığını korumak için dengeli beslenme, düzenli egzersiz, sigaradan uzak durma ve ideal kilonun korunmasının büyük önem taşıdığını belirten Us, tansiyon ve kolesterol değerlerinin de kontrol altında tutulması gerektiğini kaydetti.</p>

<p>Düzenli sağlık kontrollerinin erken teşhis açısından kritik rol oynadığını ifade eden Us, bu sayede risk faktörlerinin erken dönemde belirlenerek gerekli önlemlerin alınabileceğini dile getirdi.</p>

<p><strong>'Kalbimize iyi bakmak, hayatımıza iyi bakmaktır'</strong></p>

<p>Açıklamasında topluma çağrıda bulunan Us, 'Unutmayalım; kalbimize iyi bakmak, hayatımıza iyi bakmaktır. Bu vesileyle tüm vatandaşlarımıza sağlıklı ve kalp dostu bir yaşam diliyorum' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Manisa, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/kalple-ilgili-en-buyuk-tehdit-onlenebilir-riskler</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 10:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/kalple-ilgili-en-buyuk-tehdit-onlenebilir-riskler.jpg" type="image/jpeg" length="20906"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından uyarı: 'Sıkılabilen çocuklar geleceği kurtaracak']]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmanindan-uyari-sikilabilen-cocuklar-gelecegi-kurtaracak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmanindan-uyari-sikilabilen-cocuklar-gelecegi-kurtaracak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikolog Doğancan Dursun, dijital dünyanın çocuk gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, ebeveynleri 'dijital bakıcılar' konusunda uyardı. Dursun, aşırı dijitalleşmenin çocukların beyin gelişimini olumsuz etkilediğini belirterek, 'Sıkılabilen çocuklar bu çağda avantajlı olacak' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Kent Hastanesi'nden Klinik Psikolog Doğancan Dursun dünyanın her geçen gün daha hızlı bir tempoya sürüklendiğini, bu hızın çocukların gelişim sürecinde 'gürültü etkisi' oluşturduğunu söyledi. Özellikle kısa ve hızlı içeriklerin yer aldığı 'reels' videolarının çocukları yoğun bir uyaran bombardımanına maruz bıraktığını kaydeden Dursun, bunun dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu (DEHB), dürtü kontrol sorunları ve çeşitli bağımlılık risklerini artırabileceğini vurguladı.</p>

<p>'Tablet karşısında yemek yedirmeyin'</p>

<p>İnsan beyninin anne karnından itibaren gelişmeye başlayan ve doğum sonrası ilk yıllarda en hızlı dönemini yaşayan kümülatif bir sistem olduğunu belirten Dursun, bakım verenle kurulan tutarlı bağın beyin gelişimi açısından kritik öneme sahip olduğunu dile getirdi. Günümüzde bu bağın yerini telefon ve tabletlerin aldığını ifade eden Dursun, 'Tablet ve telefon gibi dijital cihazlarla oyalanan çocuklar aşırı uyarana maruz kalırlar ve ekran karşısında adeta donuklaşırlar. Bu sağlıklı bir durum değildir' diye konuştu.</p>

<p>Yemek sırasında eline tablet verilen bir çocuğun yediği besinin tadını ve o anın hazzını deneyimleyemediğini kaydeden Dursun, doğal yollarla elde edilmeyen bu hazzın ilerleyen yaşlarda daha fazla tüketim isteği, obezite ve bağımlılıklara yönelik riskleri artırabileceğini belirtti. Dursun, çaba sarf etmeden ulaşılan 'aşırı dopaminin' beynin ön bölgesinde duyarsızlaşmaya yol açabileceğini ifade etti.</p>

<p>'Anne canım sıkıldı' sözü yeniden gündemde</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların sıkılmasına izin verilmesi gerektiğini vurgulayan Dursun, geçmişte sıkça duyulan 'Anne canım sıkıldı' sözünün bugün bilimsel araştırmalarla desteklendiğini söyledi. Sıkılmanın üretkenliği, içsel motivasyonu ve odaklanmayı artıran önemli bir eşik olduğunu belirten Dursun, hazırlanmış bir çevrede kum, çamur ve sokak oyunları gibi doğal etkinliklerin çocuk gelişimine katkı sağladığını ifade etti. Haftalık 'ekransız sürelerin' beynin doğal dengesini korumaya yardımcı olacağını dile getirdi.</p>

<p>'Az oyuncak, çok hayal gücü'</p>

<p>Güncel araştırmaların, çok fazla oyuncağa sahip çocukların da odaklanma süresinin kısaldığını; daha az oyuncağı olan çocukların ise daha uzun süreli ve geliştirici oyunlar kurabildiğini gösterdiğini belirten Dursun, ebeveynlerin nicelik yerine niteliğe odaklanması gerektiğini söyledi.</p>

<p>'20 oyuncak kuralı'nın yeterli olabileceğini kaydeden Dursun, '20'den fazla oyuncak çocuğa yarar yerine zarar getirir, doyumsuzluğa yol açar. Her istenen oyuncağın hemen alınmaması ve mahrumiyetin de gelişimin bir parçası olduğunun bilinmesi gerekir' diye konuştu.</p>

<p>Ailelere öneriler</p>

<p>Çocuklukta başlayan bağımlılıkların ömür boyu sürebilecek yıkıcı sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Dursun, 'Bugün yavaşlamaya ve çocukların sıkılmasına izin vermeliyiz' dedi ve ebeveynlere, 'Haftada en az 2 gün 'ekransız detoks' uygulayın. Hafta içi sanal oyunlar olmasın. Çocuklarla dijitalden arınmış ortamlarda düzenli ve gerçek iletişim kurun. Takım sporları ve fiziksel aktivite gerektiren sokak oyunlarına yönlendirin' önerilerinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Izmir, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmanindan-uyari-sikilabilen-cocuklar-gelecegi-kurtaracak</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 13:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/uzmanindan-uyari-sikilabilen-cocuklar-gelecegi-kurtaracak.jpg" type="image/jpeg" length="77406"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı uyardı: 'Dil ve konuşma problemlerinde erken müdahale çok önemli']]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmani-uyardi-dil-ve-konusma-problemlerinde-erken-mudahale-cok-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmani-uyardi-dil-ve-konusma-problemlerinde-erken-mudahale-cok-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sivas Akran Akademi Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Terapisti İrem Çimen, ebeveynleri uyardı. Çimen, 'Çocuk yaşıtlarına göre geç konuşmaya başladıysa otizm, down sendromu, işitme kaybı, serebral palsi, afazi ve dizartri gibi durumlara bağlı bozukluklarda dil ve konuşma terapistine başvurulmalıdır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sivas Akran Akademi Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Terapisti İrem Çimendil, konuşma terapisine ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşma güçlüğü çeken veya konuşamayan çocukların hazırlanacak program sayesinde sağlıklı bir şekilde konuşabileceğini ifade eden Çimen, erken müdahaleye dikkat çekti. Küçük yaşlarda başlatılan terapinin çok daha kısa sürede olumlu etkileri olduğunu söyleyen Çimen, aileleri uyardı.</p>

<p>'Bireylerin iletişim becerilerini geliştirmeyi amaçlıyoruz'</p>

<p>Çimen, 'İletişim, dil, konuşma, ses ve yutma bozukluklarının değerlendirilmesi, tanılanması ve terapi yoluyla müdahale edilmesini kapsayan bilimsel ve klinik bir uzmanlık alanıdır. Bizler, çocukluk döneminden yetişkinlik dönemine kadar her yaş grubunun ihtiyacına yönelik bilimsel temelli değerlendirme ve müdahale yöntemleri kullanarak bireylerin iletişim becerilerini geliştirmeyi ve yaşam kalitelerini artırmayı amaçlarız. Konuşma sesi bozuklukları, gecikmiş dil konuşma, otizm, down sendromu, gelişimsel dil bozuklukları, kekemelik, hızlı-bozuk konuşma, afazi, apraksi, dizartri, ses bozuklukları, dudak ve damak yarıklığı, yutma bozuklukları gibi iletişimi, dili ve konuşmayı etkileyen birçok farklı alanda çalışıyoruz. Akran Akademi'de özellikle pediatrik grupta görülen bozukluklarda dil ve iletişim becerilerinin desteklenmesine yönelik bireysel terapi programlarını yürütüyoruz' dedi.</p>

<p>'Bilimsel dayanağı olmayan bilgilerle süreci geciktirmeyelim'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ailelerin erken harekete geçmesi gerektiğine vurgu yapan Çimen, 'Eğer çocuk yaşıtlarına göre geç konuşmaya başladıysa, kelime dağarcığı sınırlıysa, cümle kurmakta zorlanıyorsa, konuşma sırasında bazı sesleri yanlış üretiyor, ses düşürüyor, sesleri karıştırıyor veya konuşması anlaşılmıyorsa, konuşmada hece ya da kelime tekrarları, uzatmalar ve takılmalar görülüyorsa dil ve konuşma terapistlerine başvurulabilir. Yine söylenenleri anlamada güçlük, yönergeleri takip edememe, çiğneme ve yutma problemleri, salya kontrolünde zorluk veya dudak, dil ve damak gibi oral yapılara ilişkin motor problemler mevcutsa ayrıca otizm, down sendromu, işitme kaybı, serebral palsi, afazi ve dizartri gibi durumlara bağlı bozukluklarda dil ve konuşma terapistine başvurulmalıdır. Fakat bireyin temel problemi dil ve konuşma alanından ziyade akademik beceriler, öğrenme güçlüğü, dikkat, davranış ve günlük yaşam becerileri ile ilgiliyse bireysel eğitim için özel eğitim uzmanlarına başvurulmalıdır. Unutmayalım dil ve konuşma problemlerinde erken müdahale çok önemlidir. 'Daha küçük, büyüyünce geçer', 'Erkek çocuk geç konuşur', 'Okula başlayınca düzelir' gibi toplumda sıkça söylenen ancak bilimsel dayanağı olmayan bilgilerle süreci geciktirmeyelim. Erken dönemde doğru uzmandan alınan destekle ilerlemek, çocuğun gelişimi için en sağlıklı sonucu verecektir' şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Sivas</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmani-uyardi-dil-ve-konusma-problemlerinde-erken-mudahale-cok-onemli</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 09:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/uzmani-uyardi-dil-ve-konusma-problemlerinde-erken-mudahale-cok-onemli.jpg" type="image/jpeg" length="20861"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı uyardı: 'Kar örtüsü keneleri yok etmiyor']]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmani-uyardi-kar-ortusu-keneleri-yok-etmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmani-uyardi-kar-ortusu-keneleri-yok-etmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, kış mevsiminin uzun ve sert geçmesinin keneleri tamamen ortadan kaldırmadığını, bazı türlerin düşük sıcaklıklarda dahi aktif kalabildiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tokat'ta nisan ayında etkili olan kar yağışı, kene popülasyonunun azalacağı yönündeki beklentileri yeniden gündeme getirdi. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, kış şartlarının keneler üzerindeki etkisine ilişkin yaptığı değerlendirmede Türkiye'de zaman zaman görülen aşırı yağışların 'iklim düzensizliği' olarak nitelendirildiğini ve bu durumun kene popülasyonlarını doğrudan etkileyebileceğini belirtti. Keskin, toplumda yaygın olan 'kış uzun sürerse yazın kene azalır' düşüncesinin ise her kene türü için geçerli olmadığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Bazı kene türleri kış ve sonbaharda da aktif olabiliyor'</p>

<p>Kışın sert geçmesi ve kar örtüsünün bulunmasının kenelerin tamamen yok olduğu anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Keskin, 'Hava sıcaklığının yaklaşık 4 derece olduğu dönemlerde dahi kene toplayabiliyoruz. Özellikle soğuğa dayanıklı bazı türler, kış ve sonbahar aylarında da aktif olabiliyor. Bazı kene türleri larva evresinde eksi 20 derecenin altındaki sıcaklıklarda dahi uzun süre hayatta kalabiliyor. Keneler, aşırı soğukta doğrudan yüzeyde kalmak yerine daha korunaklı alanlara yönelir. Toprak altı, taş altı ve yaprak döküntülerinin bulunduğu alanlar, kışın dış ortama göre daha sıcak olduğu için keneler buralarda yaşamlarını sürdürebilir' dedi.</p>

<p>'Keneler antifriz proteinleri sayesinde soğuğa dirençli'</p>

<p>Kenelerin biyolojik olarak da oldukça dayanıklı canlılar olduğuna dikkat çeken Keskin, bu canlıların antifriz proteinleri sayesinde düşük sıcaklıklara karşı direnç geliştirdiğini belirterek, 'Bazı kene türleri kışı yumurta, bazıları ise larva halinde geçirir. Kene yumurtalarının da çevresel tehditlere karşı koruma mekanizmaları vardır. Keneler, yumurtalarını 'Gené's organı' adı verilen yapıdan salgılanan bir sıvıyla kaplayarak kuruma, bakteri ve mantarlara karşı koruyabilir. Kene popülasyonlarının ciddi şekilde azalması için uzun süreli ve çok düşük sıcaklıkların etkili olması gerekir. Bunun dışında keneler, kışı dinlenme halinde geçirerek varlıklarını sürdürebilir' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmani-uyardi-kar-ortusu-keneleri-yok-etmiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/uzmani-uyardi-kar-ortusu-keneleri-yok-etmiyor.jpg" type="image/jpeg" length="33150"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Titremeden daha fazlası: Parkinson hastalığında 'sinsi' belirtilere dikkat]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/titremeden-daha-fazlasi-parkinson-hastaliginda-sinsi-belirtilere-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/titremeden-daha-fazlasi-parkinson-hastaliginda-sinsi-belirtilere-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi (EAH) Nöroloji Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. İrem Fatma Uludağ, parkinsonun sadece bir yaşlılık hastalığı veya titreme bozukluğu olmadığını belirterek, koku kaybından uyku bozukluklarına, hatta duran kol saatlerine kadar pek çok sinsi belirtiye karşı vatandaşları uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl 11 Nisan'da, hastalığı ilk kez tanımlayan James Parkinson'un doğum gününde kutlanan 'Dünya Parkinson Günü', bu yıl da erken teşhisin hayati önemine odaklanıyor. İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi (EAH) Nöroloji Kliniği'nde hastalarını ağırlayan Prof. Dr. İrem Fatma Uludağ ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, hastalığın bilinmeyen yönlerini ve tedavi süreçlerini ele aldık.</p>

<p><strong>Sinsi belirtiler öncü olabilir</strong></p>

<p>Parkinson denince akla ilk olarak istirahat halindeki titreme, hareketlerde yavaşlama ve kas sertliği gelse de Prof. Dr. Uludağ, hastalığın bu majör bulgulardan yıllar önce işaretler verebileceğini belirtiyor. Uludağ, 'Koku alma duyusunda azalma, uykuda bağırma veya ani hareketlerle rüyayı yaşama (REM uyku bozukluğu), yazının küçülmesi ve kabızlık gibi belirtiler genellikle başka nedenlere bağlanıp göz ardı ediliyor. Oysa bu bulgular tanı için altın değerindedir,' dedi.</p>

<p><strong>İlginç bir vaka: Bozuk sanılan otomatik saatler</strong></p>

<p>Hastalığın günlük hayattaki yansımalarına dair literatürden çarpıcı bir örnek paylaşan Prof. Dr. Uludağ, otomatik saatinin sürekli durması şikayetiyle tamirciye giden bir hastayı anlattı. Yapılan incelemede saatin bozuk olmadığı, ancak hastanın kolunu parkinson nedeniyle yeterince sallamadığı için saatin şarj olamadığı anlaşıldı. Uludağ, bu durumun hastalığın erken dönemindeki kol salınımı azalmasının tipik bir örneği olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>Kol ağrısı parkinson çıkabilir</strong></p>

<p>Tanı sürecindeki zorluklara da değinen Uludağ, 58 yaşındaki bir erkek hastasının sadece kol ağrısı şikayetiyle ortopedi ve fizik tedavi birimlerini gezdiğini, kendisine 'bursit' teşhisi konduğunu aktardı. Kliniğe başvurduğunda yapılan muayenede koldaki tutukluk ve yavaşlığın fark edilmesiyle Parkinson tanısı konan hastanın, uygun tedaviyle ağrılarından kurtulduğu belirtildi.</p>

<p><strong>Tepecik EAH'da kişiye özel tedavi yaklaşımı</strong></p>

<p>İzmir Tepecik SUAM bünyesinde her hafta Perşembe günü özel Parkinson polikliniği hizmeti verdiklerini hatırlatan Prof. Dr. Uludağ, tedavi sürecinin tamamen bireyselleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Tedavide sadece ilaçların değil, egzersiz ve yaşam tarzı değişikliklerinin de kritik olduğunu belirten Uludağ, 'Amacımız sadece belirtileri yönetmek değil, hastanın bağımsızlığını ve yaşam kalitesini korumaktır. Özellikle ilaç kullanımındaki zamanlama başarının anahtarıdır' dedi.</p>

<p><strong>'Aileler de sürecin bir parçası'</strong></p>

<p>Parkinson'un sadece hastayı değil, tüm aileyi etkileyen bir süreç olduğunu ifade eden Uludağ, hasta yakınlarının bakım yükü ve duygusal zorluklar altında kalabildiğine dikkat çekti. Kliniğinde hasta yakınlarını da sürece dahil ederek bilgilendirdiklerini belirten profesör, doğru destekle hastaların uzun yıllar aktif bir sosyal yaşam sürebileceğinin altını çizdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. İrem Fatma ULUDAĞ son olarak 'Parkinson ile yaşam mümkündür. Belirtileri fark ettiğinizde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurun. Erken tanı, hayat kalitesini korumanın en güçlü yoludur.' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Izmir, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/titremeden-daha-fazlasi-parkinson-hastaliginda-sinsi-belirtilere-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/titremeden-daha-fazlasi-parkinson-hastaliginda-sinsi-belirtilere-dikkat.jpg" type="image/jpeg" length="47189"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'de tek örnekti, Muğla Büyükşehir'e devredildi]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/turkiyede-tek-ornekti-mugla-buyuksehire-devredildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/turkiyede-tek-ornekti-mugla-buyuksehire-devredildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milas Güllük Mahallesinde su ve kanalizasyon hizmetlerinin özelleştirilmesi ve terfi hatlarını da içeren altyapı işletme imtiyaz sözleşmesi 2005 yılında imzalanmıştı. Türkiye'de su ve kanalizasyon hizmetlerinin özelleştirilen tek mahallesi suyun tonunu 100 liranın üzerinde içmeye başlayınca vatandaşların da talebi ile şirket ile Muğla Büyükşehlir Belediyesi arasında hizmetlerin devri sözleşmesi imzalandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>35 yıllığına özel bir şirkete devredilen bu proje, Türkiye'de su hizmetlerinin özelleştirilmesi konusunda ilk ve tek örnek olarak biliniyor.</p>

<p><strong>7 kişi yaşamını yitirmişti</strong></p>

<p>Muğla'nın Milas ilçesi Güllük mahallesinde, Haziran 2013'te özel şirket tarafından işletilen atık su terfi istasyonunda meydana gelen faciada 7 işçi, metan gazı zehirlenmesi sonucu hayatını kaybetmişti. Depoya bakım için inen işçilerin yüksek miktarda metan gazına maruz kaldığı ve olayın teknik tedbirsizlikten kaynaklandığı açıklanmıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>187 milyon TL karşılığında MUSKİ'ye devri yapıldı</strong></p>

<p>Yıllar içerisinde şirket tarifelerinin MUSKİ'ye kıyasla yaklaşık iki kat daha yüksek olması, su kesintileri ve altyapı sorunları vatandaşların tepkisine neden oldu. Bölge halkı, artan mağduriyet nedeniyle MUSKİ ve CİMER'e yoğun şikâyetlerde bulundu. Yaşanan sorunlar üzerine Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras'ın talimatıyla bir devir komisyonu kuruldu. Yapılan teknik ve mali incelemeler sonucunda işletmenin değeri belirlenirken, borç ve yükümlülükler düşüldükten sonra 187 milyon TL karşılığında MUSKİ'ye devri konusunda anlaşmaya varıldı.</p>

<p><strong>Tüm içme suyu ve kanalizasyon hizmetleri MUSKİ'ye devroldu</strong></p>

<p>1 Nisan 2026 itibarıyla özel şirketin imtiyaz sözleşmesi sona erdirilirken, Güllük, Kıyıkışlacık'ın bir bölümü ve Zeytinlikuyu Mahallesi'nde su ve kanalizasyon hizmetlerinde tek yetkili kurum MUSKİ oldu. Türkan Saylan Çağdaş Yaşam Merkezinde Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül ve Şirket Yetkilisi İhsan Hızarcıoğlu'nun katılımıyla düzenlenen imza töreni ile Güllük'te yıllardır devam sorun çözüme kavuştu. Böylece yıllardır tartışma konusu olan yüksek su ücretleri sorunu çözüme kavuşmuş oldu.</p>

<p>Devir töreninde konuşan Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, 'Güllük Mahallesi, Kıyıkışlacık Mahallesi'nin bir bölümü ve Zeytinkuyu Mahallesi'nde içme ve atık su hizmetleri geçmişte yapılan bir imtiyaz sözleşmesiyle 35 yıllık bir süreyle arkadaşlar özel şirketlere devredilmişti. Türkiye'de ilk tek örnektir. O dönem aslında yaygınlaştırma amacıyla başlayan bu uygulama daha sonra durdurulmuş ve başka illere ilçelere sirayet etmemiş. Buradaki hemşehrilerimiz bizim MUSKİ'nin verdiği tabii ki hizmeti hem ücret açısından hem de hizmet açısından yaklaşık arkadaşlar maliyet açısından baktığınızda 110 bine yakın abone Muğla'daki tarifelerin yaklaşık iki katı civarında bir su ve atık su bedeli ödemek zorunda kalıyorlardı. Bugün bu sözleşmeyi imzalıyoruz. Tekrar teşekkür ediyorum. Özellikle MUSKİ Genel Müdürlüğümüz ve ekibine. Karşılıklı toplantılar yapıldı, değer tespitleri yapıldı ve Danıştay'a gönderildi. Danıştay onayladıktan sonra da evet bu devir yapılabilir dedikten sonra da biz artık bugün sizlerin karşısına gururla çıkmış olduk. MUSKİ tekrar bütün Muğla'da tarifeler neyse aynı tarifeleri orada uygulayacak. Aynı zamanda yatırım eksiklikleri varsa onları da tamamlayacak. Firmamızın çalışanlarını da mağdur etmek istemiyoruz. Çünkü oradan firma çekilince onun orada hizmet veren yıllardır emekçileri var. İşte burada arkadaşlarımız var, emekçi arkadaşlarımız. Bu zor şartlarda onların da işlerini kaybetmesine bizim gönlümüz kesinlikle razı vermiyor. 50'ye yakın çalışanımız var. Tabii biz o arkadaşlarımızı da yine aynı bölgede MUSKİ'nin çatısı altında bu sefer istihdam edeceğiz ve oradaki faaliyetleri aynı şekilde o arkadaşlarımızın emeğiyle devamını sağlayacağız. Bu sözleşmenin, bu devrin Miladımıza, Muğla'mıza, ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Muğla, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/turkiyede-tek-ornekti-mugla-buyuksehire-devredildi</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 16:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/turkiyede-tek-ornekti-mugla-buyuksehire-devredildi.jpg" type="image/jpeg" length="85711"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar yorgunluğu ile başa çıkmanın yolları]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/bahar-yorgunlugu-ile-basa-cikmanin-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/bahar-yorgunlugu-ile-basa-cikmanin-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mevsim geçişleri, hastalıkların artışa geçtiği dönemler arasında yer alıyor. Özellikle ilkbahara adım attığımız bugünlerde görülen bahar yorgunluğu, kişilerin sosyal ve iş yaşamını olumsuz etkilerken, hayat kalitesini düşürebiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Serdal Baysal, bahar aylarında ortaya çıkan şikayetlerin önemsenmesi gerektiğini belirterek, 'Halsizlik, yorgunluk gibi durumlar iki haftadan uzun sürüyorsa, bir hekimden yardım alınmalı' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarında yavaşlayan metabolizmanın baharın gelişine ayak uyduramamasından kaynaklanan bahar yorgunluğu, ortalama iki-üç hafta süren halsizlik, yorgunluk ve isteksizlik haliyle kendini gösteriyor. Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzm. Dr. Serdal Baysal, bahar yorgunluğunun belirtilerini şöyle anlattı:</p>

<p>'Boyun, sırt, omuz ve yaygın eklem ağrıları, mide bağırsak sisteminde değişikliğe bağlı olarak mide ağrıları, şişlik, gaz, kabızlık ve ishal, iştah değişiklikleri, nöropsikiyatrik değişikliklere bağlı olarak sinirlilik, baş ağrısı, sıkıntı, uyku düzensizlikleri, cilt, kalp, tansiyon ve şeker hastalıklarında artış görülür. Bahar aylarında havadaki ısı, ışık, nem ve havadaki iyon değişikliklerine bağlı olarak insan metabolizmasında da değişiklikler olur. Hormonal değişikliklere bağlı olarak mide şikayetlerinde artış veya mide hastalıklarının nüksü, tansiyon ve şeker regülasyonunda bozulma görülebilir. Yine bahar aylarındaki hareket ve beslenme alışkanlığındaki değişiklik de bahar yorgunluğunun ortaya çıkmasına neden olabilir.'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Baharda vücudun vitamin ve mineral ihtiyacı artar</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Serdal Baysal, açık havada yürüyüş yaparak, günlük duş almak, bol sıvı tüketmek, az ve sık aralıklarla beslenmek, vitamin ve mineral içeriği zengin içecek ve yiyecekler tüketmek, hobilerle uğraşmak, müzik dinlemek, sigara, alkol ve kafein içeren gıda tüketimini azaltmakla bahar yorgunluğundan korunalabileceğini kaydetti. Bahar yorgunluğuna karşı düzenli egzersiz, stres ve gürültüden uzak durma, manyetik ortamlardan uzak durma, cep telefonu ile uzun süre konuşmama, sağlıklı beslenme, düzenli ve yeterli sıvı tüketme, kola, alkol, çay ve kafein gibi metabolizmamızı uyaran sıvıları fazla tüketmeme gibi önlemlerin de alınabileceğini belirten Uzm. Dr. Baysal, şöyle devam etti:</p>

<p>'Vücudun susuz kalması susuzluğun düzeyi ile bağlı olmakla birlikte yorgunluktan komaya kadar değişen ciddi sağlık sorunlarına neden olur. Düzenli egzersiz olarak sabah veya akşam yürüyüşleri, bisiklet kullanma, jimnastik yapılabilir. Bahar aylarında vücudun vitamin ve mineral ihtiyacı arttığı için bol sebze ve meyve tüketilmeli. Sıcak havalarda artan su ihtiyacı nedeniyle günlük 2-3 litre sıvı alınmalı, alkollü ve kafeinli içecekler mümkün olduğunca az tüketilmeli, karbonhidratlı gıdalar yorgunluk ve dikkatsizliğe neden olduğu için az tüketilmeli. Ağır yemekler yerine sebzeli ve zeytinyağlı gıdalar tercih edilmeli, kavurma ve ızgara etler yerine de haşlama etler tüketilmelidir. Yorgunluk, bir hastalık değil bir şikayettir. Birçok hastalıkta yorgunluk ilk bulgu olabilir, bu nedenle uzun süren yorgunluklarda mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalı.'</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bursa, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/bahar-yorgunlugu-ile-basa-cikmanin-yollari</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/bahar-yorgunlugu-ile-basa-cikmanin-yollari.jpg" type="image/jpeg" length="78478"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal medya üzerinde satılan diş parlatıcı ve benzeri ürünlere inanmayın]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/sosyal-medya-uzerinde-satilan-dis-parlatici-ve-benzeri-urunlere-inanmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/sosyal-medya-uzerinde-satilan-dis-parlatici-ve-benzeri-urunlere-inanmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle sosyal medya üzerinde satılan diş parlatıcı, beyazlatıcı ve benzeri ürünler konusunda diş hekimlerinden uyarı geldi. Diş Hekimi Ahmet Toka, 'Bu tip ürünlere kesinlikle inanmayın' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medya üzerinden satın alınan diş ürünlerini kullanan vatandaşların dişleri mahvolurken dişlerde diş eti çekimleri ve yıkımlar başlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bursa'nın Yenişehir ilçesinde faaliyet gösteren Diş hekimi Ahmet Toka, 'Bizim mesleğimizde de doğru bildiğimiz yanlışlar var. Diş taşı temizliğini 6 ayda bir rutin kontrollerle yaptırmalıyız. Yaptırmadığımız zaman dişeti kanamaları, diş eti çekilmeleri, uyandığımızda kanamalar yemek yerken ya da fırçalama anında olabilir. Bunun sebebi o bölgede diş taşları oluşması ve diş etlerinin çekilmesi ve kemiklerin açığa çıkmasıdır. Düzenli diş bakımları sayesinde herhangi diş taşı birikmesi ve enfeksiyon oluşmaz. Diş sağlığımıza kavuşmuş oluruz' dedi.</p>

<p>Toka, ' Sosyal medyalarda satılan diş temizliği parlatıcı gibi bu tip ürünler hatalı ve asılsızdır. Bunlar firmaların kendi satış projeleridir. Bunları sosyal medyalarda satıyorlar. Bunları kullanan hastalar genellikle bize geldiklerinde ilk başlarda çok güzel beyazladığını ardından dişlerinin mahvolduğunu diş eti çekimleri ve yıkımlar olduğunu söylüyorlar. Lütfen bunlara inanmayın diş hekimlerinize danışın sağlıklı kalın' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bursa, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/sosyal-medya-uzerinde-satilan-dis-parlatici-ve-benzeri-urunlere-inanmayin</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/sosyal-medya-uzerinde-satilan-dis-parlatici-ve-benzeri-urunlere-inanmayin.jpg" type="image/jpeg" length="94596"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İbrahim Tatlıses yoğun bakımda!]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/ibrahim-tatlises-yogun-bakimda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/ibrahim-tatlises-yogun-bakimda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses, rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. 74 yaşındaki sanatçının sağlık durumuna ilişkin hastanden yapılan açıklamada, 'İlk bulgularında enfeksiyon ön tanısıyla tedbiren yoğun bakım servisine alınmıştır. Hastamızın bilinci açık, kalp fonksiyonu ve akciğer dokusu normal olup genel durumu iyidir' denildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses, yurt dışı konser programının ardından İstanbul'daki evinde aniden fenalaştı. Sağlık ekiplerince ilk müdahalesi yapılan Tatlıses, ambulansla Acıbadem Altunizade Hastanesi'ne kaldırıldı. Sanatçının hastaneye kaldırıldığı haberini alan ailesi, çocukları ve yakın çevresi kısa sürede hastaneye akın etti. Tatlıses'in sağlık durumunun yakından takip edildiği öğrenilirken, hastane çevresindeki bekleyişin ise devam ettiği kaydedildi.<br />
<br />
<strong>Başhekimlikten açıklama: "Genel durumu iyi"</strong><br />
Konuya ilişkin Acıbadem Altunizade Hastanesi Başhekimi Dr. Engin Çakmakçı, sanatçının tansiyon düşüklüğü şikayetiyle hastaneye başvurduğunu belirterek sanatçının sağlık durumuyla alakalı şu ifadelere yer verdi:<br />
"Hastamız İbrahim Tatlıses bugün hastanemizin acil servisine saat 11:20'de tansiyon düşüklüğü şikayetiyle başvurmuştur. Acil servis muayenelerinin yanı sıra yapılan kan tetkikleri ve tomografi sonucunda, ilk tespitlerde enfeksiyon ön tanısıyla tedbiren yoğun bakım servisine alınmıştır. Hastamızın bilinci açık, kalp fonksiyonu ve akciğer dokusu normal olup, genel durumu iyidir. Bakteriyel bir enfeksiyon nedeniyle tedavisine başlanmıştır."<br />
<br />
Yapılan açıklamaya göre sanatçının durumunun kritik olmadığı; enfeksiyonun kontrol altına alınması amacıyla yoğun bakımda gözlem altında tutulduğu öğrenildi. Öte yandan yapılan açıklamada, "ağır virüs" iddialarının aksine teşhisin bakteriyel enfeksiyon olduğu ve tedavinin bu yönde ilerlediği belirtildi.<br />
<br />
Sanatçının yoğun bakımdaki tedavisi sürerken Acıbadem Altunizade Hastanesi önündeki bekleyiş ise kameralara yansıdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/ibrahim-tatlises-yogun-bakimda</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 16:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/ibrahim.webp" type="image/jpeg" length="79560"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan suçiçeği uyarısı]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmanlardan-sucicegi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmanlardan-sucicegi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar çocukluk hastalığı olarak bilinen suçiçeğinin aksine bulaşma hızı yüksek ciddi bir enfeksiyon hastalığı olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ülke genelinde suçiçeği (varisella) vakalarında ara ara gözlemlenen artış aileleri tedirgin ederken, özellikle okul ve kreş gibi toplu alanlarda yayılan hastalıkla ilgili Burtom Özlüce Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Ufuk Sevgican, şu açıklamayı yaptı :</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Su" height="401" src="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/su.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p>'Suçiçeği, özellikle çocukluk çağında sık görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Geçmişte oldukça yaygın olan bu hastalık, günümüzde aşı sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınmış olsa da, hâlâ dikkat edilmesi gereken önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir.</p>

<p>Suçiçeği oldukça bulaşıcıdır ve enfekte bir kişinin öksürmesi veya hapşırmasıyla havaya karışan solunum damlacıklarını soluyarak veya açık yaralardan gelen sıvıyla doğrudan temas yoluyla kolayca yayılır. Özellikle hastalığı daha önce geçirmemiş veya aşı olmamış kişiler için risk oldukça yüksektir.</p>

<p>Suçiçeği genellikle kaşıntılı küçük sıvı dolu kabarcıklarla kendini gösterir. Virüse maruz kaldıktan sonra belirtilerin ortaya çıkması 7 ila 21 gün sürebilir. Döküntüler ise genellikle 5 ila 10 gün içinde seyrini tamamlar. Döküntüden önce görülebilen belirtiler arasında ateş, iştahsızlık, baş ağrısı ve genel bir halsizlik hali yer alır.</p>

<p>Hastalığın seyri sırasında döküntüler üç aşamadan geçer. İlk olarak papül adı verilen kabarık şişlikler ortaya çıkar. Ardından vezikül olarak adlandırılan, içi sıvı dolu küçük kabarcıklar oluşur. Son aşamada ise kabarcıklar kabuk bağlar ve iyileşme süreci başlar. Virüs, tüm kabarcıklar kabuk bağlayana kadar bulaşıcı özelliğini sürdürür.</p>

<p>Uzmanlar, suçiçeği olan çoğu sağlıklı bireyde semptomatik tedavinin yeterli olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Çocukların tırnaklarının kısa tutulması, ılık banyo yapılması ve gerekirse ağızdan antihistaminlerin kullanılması önerilir. Ateş ve ağrıyı azaltmak için parasetamol tercih edilirken, aspirin asla verilmemelidir. Ayrıca 12 yaşından büyük bireylerde antiviral ilaç tedavisi gerekebilmektedir.</p>

<p>Hastalığın yayılmasını önlemek adına izolasyon büyük önem taşımaktadır. Suçiçeği olan bir kişi, döküntü ortaya çıkmadan 1-2 gün önce bulaşıcı hale gelir ve tüm kabarcıklar kabuk bağlayana kadar bu durum devam eder. Bu nedenle çocukların bu süreçte okul ve kreş gibi toplu ortamlardan uzak tutulması gerekmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak, suçiçeği her ne kadar çoğu zaman hafif seyirli bir hastalık olarak bilinse de, bulaşıcılığı ve yayılma hızı göz önünde bulundurulduğunda ciddiye alınması gereken bir enfeksiyondur. Aşılama, hijyen ve bilinçli yaklaşım, hem bireysel hem de toplumsal sağlığın korunmasında kilit rol oynamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bursa, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmanlardan-sucicegi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/sucicegi.webp" type="image/jpeg" length="62793"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Unutkanlık, beynin verdiği önemli bir uyarı sinyali olabilir]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/unutkanlik-beynin-verdigi-onemli-bir-uyari-sinyali-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/unutkanlik-beynin-verdigi-onemli-bir-uyari-sinyali-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Unutkanlık, gündelik hayatın çoğu zaman sıradan bir parçası olarak görülüyor. Ancak bu her zaman masum olmayabiliyor. Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü'nden Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, unutkanlığın ne zaman normal sınırlar içinde kaldığını, ne zaman bir hastalığın habercisi olabileceğini anlatarak, 'Aradaki fark bilginin kaybolup kaybolmaması' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir çok insanın çok da üstünde durmadığı unutkanlık, bazen beynin verdiği önemli bir uyarı sinyali olabilir. Özellikle tekrar eden ve yaşam kalitesini etkilemeye başlayan unutkanlıkların 'yaşla gelen doğal bir durum' olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, normal ve hastalığa bağlı unutkanlık arasındaki farkı şöyle açıkladı: 'Unutmak, hepimizin hayatının bir parçası. Anahtarımızı nereye koyduğumuzu unutabiliriz, bir ismi hatırlamakta zorlanabiliriz ya da mutfağa neden girdiğimizi birkaç saniyeliğine hatırlamayabiliriz. Bunların çoğu aslında normaldir. Normal unutkanlıkta bilgi kaybolmaz, sadece ulaşmak gecikebilir. Bir süre sonra hatırlanır. Ama hastalığa bağlı unutkanlıkta bilgi gerçekten kaybolur. Yani kişi aynı soruyu tekrar tekrar sorar, aynı olayı yeniden yaşar gibi anlatır ve bunun farkında olmaz. İşte bu noktada unutkanlık artık bir 'durum' değil, bir 'işaret' haline gelir.'</p>

<p><strong>Günlük yaşamı olumsuz etkileyebilir</strong></p>

<p>Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, 'Özellikle günlük yaşamı etkilemeye başlayan unutkanlıklar bizim için alarmdır. Kişinin tanıdık bir yerde yolunu kaybetmesi, para işlerini karıştırması, yemek yaparken aşamaları unutması ya da kelime bulmakta belirgin zorlanması Bunlar 'yaş aldım normaldir' diye geçiştirilecek şeyler değildir' diye konuştu. Unutkanlığın en bilinen nedenlerinden biri olan Alzheimer hastalığının genellikle sinsi başladığını ifade eden Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, 'En erken dönemde hastalar yeni bilgileri öğrenmekte zorlanır. Aynı soruları tekrar eder, randevularını unutur, eşyalarını alışılmadık yerlere koyar. Ama burada önemli bir detay var; Alzheimer sadece unutkanlık değildir. Bir süre sonra kişi yönünü bulmakta zorlanır, karar vermede güçlük yaşar ve günlük hayatın organizasyonu bozulmaya başlar.' dedi.</p>

<p><strong>Gençlerde unutkanlığın nedenleri</strong></p>

<p>Her unutkanlığın ciddi bir nörolojik hastalık anlamına gelmediğini vurgulayan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, özellikle gençlerde farklı nedenlerin ön planda olduğuna dikkat çekti. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, 'Özellikle genç yaşta görülen unutkanlıkların büyük bir kısmı aslında beyin hastalığı değildir. Uyku eksikliği, yoğun stres, anksiyete, depresyon ve sürekli maruz kaldığımız dijital bilgi yükü Bunların hepsi dikkat sistemimizi bozar. Ve şunu unutmamak gerekir: Hafıza, dikkat olmadan çalışmaz. Ben bu durumu şöyle özetliyorum: Sorun bazen hafızada değil, dikkatin kendisindedir. Stresin hafıza üzerindeki etkisi ise düşündüğümüzden çok daha güçlü. Beynimiz stres altındayken öğrenmeye değil, hayatta kalmaya odaklanır. Bu nedenle bilgi kaydı zayıflar, dikkat dağılır ve kişi kendini 'çok unutkanım' diye tarif etmeye başlar. Aslında beyin o anda farklı bir önceliklendirme yapıyordur' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Erken tanı hastalığın seyrini değiştirebilir</strong></p>

<p>Unutkanlığın ilerleyici bir hal alması durumunda vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması gerektiğini belirten Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, şu uyarılarda bulundu: 'Eğer unutkanlık giderek artıyorsa, günlük yaşamı etkiliyorsa, yakınlarınız bu durumu fark ediyorsa ya da buna davranış değişiklikleri eşlik ediyorsa, zaman kaybetmemek gerekir. Çünkü erken değerlendirme, sadece tanı koymak için değil, süreci doğru yönetmek için de kritik öneme sahiptir. Tanı süreci de çoğu zaman sanıldığı gibi tek bir testten ibaret değildir. Bu bir bulmacaya benzer. Hastanın öyküsü, yakınlarının gözlemleri, bilişsel testler, kan tetkikleri ve beyin görüntülemeleri bir araya getirilir. Gerektiğinde daha ileri biyobelirteçler de kullanılabilir. Ama en önemli veri çoğu zaman hastanın hayat hikayesidir.'</p>

<p>Erken tanının, hastalığın seyrini yönetmede büyük avantaj sağladığını ifade eden Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, 'Erken tanının önemi tam da burada ortaya çıkar. Çünkü biz hastalığı her zaman ortadan kaldıramayabiliriz, ama süreci yönetebiliriz. Erken tanı ile hastanın bağımsızlığı daha uzun süre korunabilir, uygun tedaviler zamanında başlanabilir ve aile bu sürece hazırlıklı hale gelir. Erken tanı, hayatın geri kalanını daha doğru planlayabilme şansıdır' dedi.</p>

<p><strong>Beyin sağlığı için yaşam tarzı belirleyici olabilir</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hafızayı korumada yaşam tarzının belirleyici olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, şu önerilerde bulundu: 'Beyin kullanılınca gelişir. Düzenli egzersiz, kaliteli uyku, sosyal etkileşim, yeni şeyler öğrenmek, okumak, üretmek Bunların hepsi beynin sağlıklı kalmasını destekler. Bunun yanında tansiyon, şeker ve genel sağlık kontrolü de en az zihinsel aktiviteler kadar önemlidir.'</p>

<p>Unutkanlığın nedenine göre geri dönüşünün mümkün olabileceğini belirten Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, sözlerini şöyle tamamladı: 'Eğer altta yatan neden depresyon, vitamin eksikliği ya da uyku bozukluğu ise unutkanlık gerileyebilir. Ama Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklarda tamamen geri dönüş mümkün değildir. Ancak bu, hiçbir şey yapamayacağımız anlamına gelmez. Doğru tedavi ve doğru yaklaşım ile süreci yavaşlatmak ve yaşam kalitesini artırmak mümkündür. Unutmak değil, unutmayı fark etmemek tehlikelidir. Çünkü beyin bize sinyaller verir. Önemli olan, o sinyalleri zamanında duyabilmektir.'</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Izmir, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/unutkanlik-beynin-verdigi-onemli-bir-uyari-sinyali-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/unutkanlik-beynin-verdigi-onemli-bir-uyari-sinyali-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="47505"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nörolojik hastalıklarda botoks dönemi, sadece estetik değil şifa kaynağı oldu]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/norolojik-hastaliklarda-botoks-donemi-sadece-estetik-degil-sifa-kaynagi-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/norolojik-hastaliklarda-botoks-donemi-sadece-estetik-degil-sifa-kaynagi-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜN) Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Esra Acıman Demirel, istemsiz kas kasılmaları ve titremelere yol açan hareket bozukluklarının tedavisinde botulinum toksin (botoks) enjeksiyonuyla hastaların yaşam kalitesini artırdıklarını bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hareket bozukluklarının hastalar üzerindeki olumsuz etkilerini anlatan Doç. Dr. Esra Acıman Demirel, 'Bazı hareket bozukluklarında kaslar istemsiz kasılır, sertleşir ve titremeler olur. Bu günlük yaşam aktivitelerini bozar. Yemek yiyemez hasta, başını dik tutamaz, yazı yazamaz ve psikolojisi bozulabilir. Bu durum özellikle günlük yaşam aktivitelerini bozar, hastanın yaşam kalitesini düşürür' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Tedavinin amacına ve uygulandığı bölgelere değinen Demirel, 'Peki biz botulinum toksin enjeksiyonuyla ne yapıyoruz? Bu kasların kasılmasını azaltmak, titremesini azaltmak ve aynı zamanda da ağrısını gidermek için yaptığımız bir yöntem. Biz bunu göz ve çevresindeki, göz kapağındaki kasılmaları gidermek, boyundaki kasılmaları ve titremeleri gidermek, eldeki kasılmaları ve titremeleri gidermek, yine tek taraflı yüz kasılmalarında uyguluyoruz' dedi.</p>

<p><strong>'Hasta günlük yaşamına devam edebilir'</strong></p>

<p>Uygulama sürecinin cerrahi bir işlem olmadığını ve hastanın aynı gün normal yaşantısına dönebildiğini vurgulayan Demirel, şunları kaydetti:</p>

<p>'Tedavi kas içine uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Hastalığın şiddetine, hastanın semptomlarına göre kas içerisine uygun dozlarda botulinum toksini enjekte edilir. Hastalığın şiddetine göre birkaç dakika ile 10 dakika arasına kadar sürebilir. Cerrahi bir işlem değildir. Hasta gün içerisinde günlük yaşamına tekrar aynı şekilde devam edebilir. Etkisi yaklaşık 10 günde başlar ama en etkin düzeye 2-4 haftada ulaşır. 3-4 ay kadar etkisi sürebilir, bu da tabii hastadan hastaya değişebilir. Belirli aralıklarla botulinum toksin enjeksiyonu yapılabilir.'</p>

<p><strong>'BEUN'da etkili ve güvenli yöntemi uygulamaktayız'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yöntemin güvenilirliğine dikkat çeken Demirel, 'Enjeksiyon yerinde ağrı, hafif morarma, geçici kas güçsüzlükleri olabilir ama bu etkiler geçici gerçekten ve çok nadir gördüğümüz yan etkiler. O yüzden oldukça etkili ve güvenli bir yöntem olarak uygulamaktayız. BEÜN'de hareket bozuklukları polikliniğinin adı altında botulinum toksin enjeksiyonları etkili ve güvenli bir şekilde yapılabilmektedir' diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Zonguldak</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/norolojik-hastaliklarda-botoks-donemi-sadece-estetik-degil-sifa-kaynagi-oldu</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/norolojik-hastaliklarda-botoks-donemi-sadece-estetik-degil-sifa-kaynagi-oldu.jpg" type="image/jpeg" length="60815"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Sokağı'nda 20 ayrı branşta danışmanlık ve tetkik hizmeti veriliyor]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/saglik-sokaginda-20-ayri-bransta-danismanlik-ve-tetkik-hizmeti-veriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/saglik-sokaginda-20-ayri-bransta-danismanlik-ve-tetkik-hizmeti-veriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sakarya Büyükşehir Belediyesi ve İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle Atatürk Bulvarı üzerinde kurulan 'Sağlık Sokağı' hizmete açıldı. Vatandaşlara sağlık bilinci aşılamayı hedefleyen sokakta, 20'ye yakın branşta danışmanlık ve sağlık taraması yapılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Eski Kitap Sokağı alanında kurulan merkezin açılışı; Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. İlhan Yılmaz, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, sağlık kurumu yetkilileri ve vatandaşların katılımıyla gerçekleştirildi. Sağlık Sokağı içerisinde; Kanser Erken Teşhis ve Tarama (KETEM), Yeşilay, sigara bırakma polikliniği, sağlıklı beslenme, çocuk ve ergen psikolojik destek, ağız ve diş sağlığı gibi 20 farklı birim yer alıyor. Alana gelen vatandaşlar randevu almaksızın diyetisyen desteği, şeker ölçümü, gebe eğitimi ve bulaşıcı hastalıklar gibi konularda uzmanlardan bilgi alabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açılışta konuşan İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, vatandaşların hangi durumlarda 112'yi aramaları gerektiğini ve temel sağlık ihtiyaçlarını burada öğrenebileceklerini belirtti. Genel Sekreter Yardımcısı Dr. İlhan Yılmaz ise toplum sağlığının korunması adına düzenlenen sokağın 13 Nisan tarihine kadar açık kalacağını hatırlattı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Sakarya</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/saglik-sokaginda-20-ayri-bransta-danismanlik-ve-tetkik-hizmeti-veriliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/saglik-sokaginda-20-ayri-bransta-danismanlik-ve-tetkik-hizmeti-veriliyor.jpg" type="image/jpeg" length="72723"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır'da anne sütü seferberliği]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/diyarbakirda-anne-sutu-seferberligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/diyarbakirda-anne-sutu-seferberligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır'da anne sütü ile beslenmenin yaygınlaştırılması amacıyla yürütülen çalışmalar aralıksız devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde görev yapan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Heybet Tüzün, anne sütünün bebek sağlığı açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı. Dr. Tüzün, anne sütünün bebeklerin yaşamındaki en kritik başlangıç olduğunu ifade ederek, 'Doğumdan hemen sonra anne ile bebeğin erken teması, sağlıklı bir yaşamın ilk adımıdır. İlk 6 ay sadece anne sütü, bebeğin tüm besin ve sıvı ihtiyacını karşılar. Ek gıdaya geçişle birlikte ise 2 yaş ve ötesine kadar emzirmenin devamı önerilmektedir' dedi.</p>

<p>Türkiye'de ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenme oranlarının istenilen düzeyde olmadığını belirten Tüzün, bu oranların artırılması için sahada yoğun bir çalışma yürütüldüğünü kaydetti. Anne sütünün içerdiği bağışıklık güçlendirici bileşenler sayesinde bebekleri enfeksiyonlara karşı koruduğunu ifade eden Tüzün, aynı zamanda bağırsak mikrobiyotasının gelişimine katkı sağlayarak ilerleyen yaşlarda obezite, diyabet ve astım gibi kronik hastalıklara karşı koruyucu rol oynadığını dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk de il genelinde anne sütünü teşvik etmeye yönelik önemli çalışmalar yürütüldüğünü belirtti. Asiltürk, 'Sağlık Bakanlığımızın vizyonu doğrultusunda ilimizde gebe okulları, emzirme danışmanlığı hizmetleri ve laktasyon poliklinikleri ile annelerimize destek oluyoruz. Gebelik sürecinden itibaren verilen eğitimlerle annelerin bilinçlendirilmesini sağlıyor, doğum sonrası süreçte ise emzirme hemşirelerimiz aracılığıyla birebir destek sunuyoruz' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Özellikle yenidoğan yoğun bakım süreçlerinden sonra anne ile bebeğin en kısa sürede buluşturulmasının önemine dikkat çeken Asiltürk, bu yaklaşımın emzirmenin sürdürülebilirliğini artırdığını belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyarbakır, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/diyarbakirda-anne-sutu-seferberligi</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/diyarbakirda-anne-sutu-seferberligi.jpg" type="image/jpeg" length="83573"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Azerbaycan heyetinden Trabzon'a sağlık turizmi çıkarması]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/azerbaycan-heyetinden-trabzona-saglik-turizmi-cikarmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/azerbaycan-heyetinden-trabzona-saglik-turizmi-cikarmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık turizmi alanında uluslararası iş birliklerini geliştirmek amacıyla, Özel İmperial Hastanesi'nin öncülüğünde Azerbaycan'dan Trabzon'a gelen sağlık turizmi heyeti, kentte bir dizi kurum ziyareti gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Azerbaycan Sağlık ve Termal Turizme Destek Derneği Kurucu Başkanı Ruslan Guliyev, Özel Tibbi Müesseseleri Topluluğu Baş Sekreteri Vugar Eyvazov, Kalkınma ve Reformlara Destek Veren Sivil Toplum Kuruluşu Temsilcisi Ramil Aliyev, Azerbaycan Sağlık ve Termal Turizm Derneği Temsilcisi Ceyhun Aşirov, Referans Medikal Grup temsilcisi Anar Yusifov ve Azerbaijan Health Tourism CEO'su Elnara Cabbarova'dan oluşan heyet, Trabzon'da sağlık turizmi alanında gerçekleştirilebilecek ortak projeler üzerine temaslarda bulundu.</p>

<p>Ziyaret programı çerçevesinde heyet, ilk olarak Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç'i makamında ziyaret etti. Gerçekleştirilen görüşmede, Trabzon'un sağlık turizmi potansiyelinin daha etkin değerlendirilmesi, uluslararası hasta hareketliliğinin artırılması ve iki ülke arasında bu alanda geliştirilebilecek stratejik iş birlikleri ele alındı. Taraflar, özellikle sağlık hizmetlerinin tanıtımı ve ortak projelerin hayata geçirilmesi konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Heyet daha sonra Trabzon İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Topsakal ile bir araya gelerek, bölgedeki sağlık altyapısı ve uluslararası hasta kabul süreçleri hakkında bilgi aldı. Program kapsamında bir diğer ziyaret Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Erkut Çelebi'ye gerçekleştirildi. Görüşmede, sağlık turizminin ekonomik boyutu ve iki ülke arasındaki ticari iş birlikleri ele alındı. Son olarak Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Doğu Karadeniz Bölge Temsil Kurulu Başkanı Mehmet Ali Tuna ile bir araya gelen heyet, sağlık turizmi ile entegre turizm faaliyetleri üzerine görüş alışverişinde bulundu.</p>

<p>Özel İmperial Hastanesi'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen ziyaretlerde, Türkiye ile Azerbaycan arasında sağlık turizmi alanında geliştirilebilecek ortak projeler ve sektörel iş birlikleri ele alındı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Trabzon</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/azerbaycan-heyetinden-trabzona-saglik-turizmi-cikarmasi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 14:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/azerbaycan-heyetinden-trabzona-saglik-turizmi-cikarmasi.jpg" type="image/jpeg" length="55480"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyetle incelmeyen bacaklar, lipödem işareti olabilir]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/diyetle-incelmeyen-bacaklar-lipodem-isareti-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/diyetle-incelmeyen-bacaklar-lipodem-isareti-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lipödem, özellikle kadınlarda sık görülmesine rağmen çoğu zaman 'bölgesel kilo' ya da 'selülit' sanılarak gözden kaçan kronik ve ilerleyici bir hastalık. Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü'nden Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, erken tanının hastalığın seyrini değiştirdiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Lipödemin, özellikle kadınlarda sık görülmesine rağmen çoğu zaman fark edilmeden ilerleyen kronik bir hastalık olduğuna dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, hastaların yıllarca bu tabloyu 'bölgesel kilo' ya da 'selülit' olarak değerlendirdiğini söyledi. Lipödemin klasik kilo artışıyla karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Büyükkömürcü, 'Lipödem çoğunlukla kadınlarda görülen, özellikle kalça, bacak ve bazen kollarda simetrik yağ dokusu artışıyla karakterize kronik bir hastalıktır. Ancak bu yağlanma klasik kilo artışından tamamen farklıdır. Obezitede yağ dokusu vücudun her yerine dağılırken, lipödemde gövde genellikle daha ince kalır, bacaklar belirgin şekilde kalınlaşır. Bununla birlikte hastalarda dokunmakla ağrı, hassasiyet ve kolay morarma sık görülür. En çarpıcı noktalardan biri ise, diyet ve kilo verme çabalarına rağmen özellikle alt ekstremitedeki hacmin değişmemesidir' dedi.</p>

<p>En büyük sorunlardan biri geç tanı</p>

<p>Lipödemin en büyük sorunlarından birinin geç tanı olduğunu belirten Büyükkömürcü, sürecin neden geciktiğini şöyle anlattı:</p>

<p>'Lipödem çoğu zaman 'bölgesel kilo', 'genetik kalın bacak yapısı' ya da 'selülit' olarak değerlendirilir. Bu nedenle hem hastalar hem de sağlık sistemi içinde fark edilmesi gecikir. Toplumda bilinirliğinin düşük olması ve obezite ile sık karıştırılması, tanının çoğu zaman ileri evrelere kadar konulamamasına yol açar.'</p>

<p>Hastalığın özellikle kadınları etkilediğini belirten Büyükkömürcü, 'Lipödem neredeyse tamamen kadınlarda görülür. Genellikle ergenlik, gebelik ve menopoz gibi hormonal değişim dönemlerinde ortaya çıkar ya da belirgin hale gelir. Ayrıca ailesel yatkınlık oldukça belirgindir, aynı ailede benzer bacak yapısına sahip kadınların olması sık karşılaştığımız bir durumdur' diye konuştu.</p>

<p>İlk belirtiler çoğu zaman gözden kaçıyor</p>

<p>Hastalığın erken döneminde ortaya çıkan bulguların çoğu zaman önemsenmediğini vurgulayan Büyükkömürcü, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>'Erken dönemde bacaklarda orantısız kalınlaşma, gün içinde artan dolgunluk ve ağırlık hissi, dokunmakla hassasiyet, kolay morarma ve ciltte portakal kabuğu görünümü gibi bulgular ortaya çıkar. Ancak bu dönemde ödem çok belirgin olmayabilir. Bu da hem hastalar hem de hekimler açısından tanıyı zorlaştırır. 'Diyet yapıyorum ama bacaklarım incelmiyor' ifadesi lipödem hastalarının en sık dile getirdiği şikâyetlerden biridir. Kişi kilo verir, üst vücut incelir, ancak bacaklardaki hacim belirgin şekilde değişmez. Bu durum lipödem açısından önemli bir uyarı işareti olarak değerlendirilmelidir.'</p>

<p>Lipödem ile lenfödem en çok karıştırılan iki hastalık</p>

<p>İki hastalığın sık karıştırıldığını belirten Büyükkömürcü, 'Lipödemde yağ dokusu artışı ön plandadır ve ayaklar genellikle etkilenmez. Ağrı ve hassasiyet belirgindir. Lenfödemde ise lenf sıvısının birikimi söz konusudur, ayaklar da şişer ve daha sert, basmakla çukurlaşan bir ödem görülür. İleri evre lipödemde lenfödem de tabloya eklenebilir' ifadelerini kullandı. Büyükkömürcü, lipödemin ilerleyici bir hastalık olduğunu söyleyerek, 'Tedavi edilmediğinde yağ dokusu artışı devam edebilir, hareket kısıtlılığı gelişebilir, ağrı ve hassasiyet artabilir. Cilt altı dokuda nodüler yapılar oluşarak zamanla fibrotik sertleşmeler gelişebilir. Cilt yüzeyinde düzensizlik ve portakal kabuğu görünümü belirginleşebilir. İleri evrede lenfödem tabloya eklenebilir. Bu durum yalnızca estetik bir sorun olmaktan çıkar, hastanın günlük yaşamını ve hareket kapasitesini ciddi şekilde etkileyen kronik bir tabloya dönüşebilir' dedi.</p>

<p>Hormonlar, seyrini doğrudan etkiliyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Lipödemde hormonal etkinin belirleyici olduğunu Büyükkömürcü, şu bilgileri verdi:</p>

<p>'Östrojen, yağ dokusunun vücuttaki dağılımını doğrudan etkiler. Bu hormonun etkisiyle alt ekstremitedeki yağ hücreleri daha kolay büyür, sıvı tutma eğilimi artar ve damar geçirgenliği yükselir. Bu da dokuda hassasiyet ve ödem gelişmesine yol açar.</p>

<p>Öte yandan lipödem tamamen ortadan kaldırılabilen bir hastalık değildir. Ancak doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Manuel lenf drenajı ile lenfatik dolaşımı uyarılararak sıvı birikimi azaltılabilir. Kompresyon tedavileri ve bandajlama ile dokuya dışarıdan destek sağlanabilir. Kişiye özel egzersiz programları ile kas pompası aktive edilerek, dolaşım artırılır. Özellikle sertleşmiş ve nodüler dokularda ESWT yani şok dalga tedavisi önemli bir destekleyici seçenek olarak öne çıkmaktadır. Liposuction uygun hastalarda etkili bir seçenek olabilir. Ancak cerrahi, ileri evre hastalarda ve konservatif tedavilere yanıt alınamayan durumlarda, doğru hasta seçimi yapılarak gündeme gelmelidir.'</p>

<p>Egzersiz, dolaşımı düzenlemek için yapılmalı</p>

<p>Egzersizin rolüne dikkat çeken Büyükkömürcü, 'Yüzme ve su içi egzersizler, hidrostatik basınç etkisi sayesinde doğal bir kompresyon sağlar ve ödem kontrolünde oldukça etkilidir. Bunun yanında tempolu yürüyüş, bisiklet ve düşük etkili kuvvet egzersizleri de önerilmektedir. Düzenli egzersiz ile kas pompası aktive olur, dolaşım artar, sıvı birikimi azalır ve ağrı kontrol altına alınabilir. Lipödemde egzersizi 'yağ yakmak' değil 'dolaşımı düzenleyen bir tedavi aracı' olarak görmek gerekir' diye konuştu. Beslenmenin rolüne değinen Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>'Beslenme doğrudan tedavi edici değildir ancak hastalığın seyrini etkileyen önemli bir faktördür. Akdeniz tipi beslenme ve düşük karbonhidrat temelli yaklaşımlar inflamasyonu azaltıcı etkileri nedeniyle öne çıkar. Bu sayede hassasiyet, ödem ve ağrı gibi şikâyetlerde azalma sağlanabilir.'</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Izmir, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/diyetle-incelmeyen-bacaklar-lipodem-isareti-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/diyetle-incelmeyen-bacaklar-lipodem-isareti-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="19763"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Polenler bahar aylarında alerjik şikayetleri arttırıyor]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/polenler-bahar-aylarinda-alerjik-sikayetleri-arttiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/polenler-bahar-aylarinda-alerjik-sikayetleri-arttiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bahar aylarında özellikle ağaç, çiçek ve çimen polenlerinin havaya karışmasının duyarlı kişilerde bağışıklık sistemini harekete geçirdiğine değinen Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Doğukan Aydenizöz, 'Bağışıklık sistemi bu polenleri zararlı algılayıp tepki verdiğinde, burun mukozalarında inflamasyon oluşur ve hapşırma, akıntı, kaşıntı gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu süreçte gözlerde sulanma, kızarma ve hatta yorgunluk ile uyku kalitesinde bozulma gibi ek problemler de görülebilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Doğukan Aydenizöz, bahar aylarında artan alerjik rinit şikayetleri ve alınabilecek önlemler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğanın canlanmasının birçok kişi için keyifli bir dönem olduğunu dile getiren Op. Dr. Aydenizöz, 'Ancak alerjik rinit hastaları için bu dönem tam tersi bir tablo oluşturabilir. Antalya gibi bitki çeşitliliği ve polen yoğunluğu yüksek bölgelerde, alerjik rinit şikayetleri Türkiye ortalamasının çok üzerinde görülebilir. Alerjik rinit, burun akıntısı, tıkanıklık, gözlerde yaşarma, hapşırma ve kaşıntı gibi belirtilerle kendini gösterir ve günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyebilir' diye konuştu.</p>

<p>Alerjik rinit neden artıyor</p>

<p>Op. Dr. Aydenizöz, bahar aylarında özellikle ağaç, çiçek ve çimen polenlerinin havaya karışmasının duyarlı kişilerde bağışıklık sistemini harekete geçirdiğini ifade ederek, 'Bağışıklık sistemi bu polenleri zararlı algılayıp tepki verdiğinde, burun mukozalarında inflamasyon oluşur ve hapşırma, akıntı, kaşıntı gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu süreçte gözlerde sulanma, kızarma ve hatta yorgunluk ile uyku kalitesinde bozulma gibi ek problemler de görülebilir' dedi.</p>

<p>'Uzman hekime danışılması gereken durumlar'</p>

<p>Aydenizöz, alerjik rinit şikayetlerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, 'Şikâyetler iş yaşamını, okul başarısını veya günlük konsantrasyonu etkiliyorsa, uyku düzenini bozuyorsa, sık sinüzit veya kulak problemleri gelişiyorsa ya da mevcut ilaçlarla rahatlama sağlanamıyorsa mutlaka doktora başvurulmalıdır' dedi.</p>

<p>'Tedavi ve hekim kontrolü'</p>

<p>Alerjik rinit tedavisinde antihistaminikler, burun spreyleri ve bazı durumlarda immünoterapi (aşı tedavisi) kullanılabildiğini ifade eden Op. Dr. Aydenizöz, 'Tedavi planı mutlaka uzman hekimler tarafından kişiye özel olarak hazırlanmalıdır. Her hastanın şikayetleri ve hassasiyeti farklıdır. Özellikle şikayetler uzun sürüyorsa veya günlük yaşamı etkiliyorsa, profesyonel destek almak önemlidir' şeklinde konuştu.</p>

<p>'Günlük yaşamda alınabilecek önlemler'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Op. Dr. Aydenizöz, alerjik rinitin kontrolünde günlük önlemlerin büyük önem taşıdığını vurgulayarak şunları söyledi:</p>

<p>'Kapalı alanlarda koku kontrolü: Ofis veya ev gibi kapalı ortamlarda parfüm, deodorant, oda spreyi, tütsü, sigara ve dumanlı ürünlerden uzak durulmalıdır. Kokuları sınırlamak: Evde parfüm ve deodorantları duş bölgesinde kullanıp kapıyı kapatmak, saç spreyi ve yoğun kokuları sınırlamak rahatlama sağlar. Çok ihmal edilen bir diğer konu da sigara içmek veya kapalı ortamlarda dumanına maruz kalmak da yine alerjik rinit ile beraber burun etlerinde şişmelere neden olup belirtileri daha da artıracaktır. Bunların birlikteliği erişkin ve çocuk fark etmeksizin tüm yaş gruplarında fazlaca görülmekle beraber, çocuklarda daha bariz olmak üzere geniz eti büyümesi, ağız açık uyuma ve horlama ile dolaylı olarak sık kulak iltihaplanmalarına sebep olup operasyonlara kadar giden sürece katkıda bulunabilmektedir. Polen yoğunluğu dönemlerinde dikkat: Özellikle polen yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde mümkünse dışarı çıkılmamalıdır. Temizlik önlemleri: Dışarıdan geldikten sonra kıyafet değiştirilmesi ve duş alınması önerilir. Evde cam ve klima kullanımı: Evde camları özellikle rüzgârlı havalarda kapalı tutmak, polen filtreli klima veya hava temizleyici kullanmak faydalıdır. Çamaşırların kurutulması: Çamaşırları dış ortamda kurutmamak, polenlerin giysilere yapışmasını önler.'</p>

<p>Alerjik rinitin, doğru önlemler ve uygun tedavi ile kontrol altında tutulabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Aydenizöz, 'Bahar aylarını daha konforlu geçirmek için belirtileri hafife almamak ve gerekirse sağlık kuruluşlarına başvurmak son derece önemlidir. Unutulmamalıdır ki, şikayetlerin göz ardı edilmesi hem yaşam kalitesini düşürür hem de uzun vadede komplikasyon riskini artırabilir' diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Antalya, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/polenler-bahar-aylarinda-alerjik-sikayetleri-arttiriyor</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 09:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/polenler-bahar-aylarinda-alerjik-sikayetleri-arttiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="77383"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanserle mücadeleye yeni vakıf: Önleme, erken tanı ve bilimsel araştırma hedefleniyor]]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/kanserle-mucadeleye-yeni-vakif-onleme-erken-tani-ve-bilimsel-arastirma-hedefleniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/kanserle-mucadeleye-yeni-vakif-onleme-erken-tani-ve-bilimsel-arastirma-hedefleniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kanserle mücadelede önleme, erken tanı ve farkındalığı artırmayı hedefleyen Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı'nın tanıtımı Bahçeşehir Üniversitesi'nde yapıldı. Tanıtım toplantısında uzmanlar, kanserin yalnızca tıbbi değil toplumsal bir boyutu olduğuna dikkat çekerek, çevresel faktörler, bilinç eksikliği ve toplumsal dayanışmanın önemine vurgu yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de kanserle mücadeleye bilimsel ve bütüncül katkı sağlamak amacıyla 'Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı (TKÖAV)' kuruldu. Kurucu başkanlığını Prof. Dr. Berrin Pehlivan'ın üstlendiği vakfın tanıtımı, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi'nde düzenlenen toplantıyla gerçekleştirildi. Vakıf, kanserin önlenmesi, erken tanının yaygınlaştırılması, bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefliyor. Vakfın tanıtım toplantısına AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sağlık Politikaları Başkanı Halit Yerebakan, AK Parti İstanbul Milletvekili Avukat Şengül Karslı, TKÖAV Kurucusu Prof. Dr. Berrin Pehlivan, TKÖAV Mütevelli Heyet Başkanı ve Üyesi Prof. Dr. Türker Kılıç, BAU Mütevelli Heyeti üyesi Saygın Şenel, BAU Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, Bahçeşehir Koleji Genel Müdürü Dr. Özlem Koç ve tiyatro oyuncusu Mert Fırat katıldı.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Berrin Pehlivan: 'Kanser örgütlü mücadeleden korkuyor'</strong></p>

<p>'Onkoloji, hayatımın merkezine yerleşti. Bunun ilk nedeni, en çok emek verdiğim alan olması' diyen Prof. Dr. Berrin Pehlivan, 'İkinci nedeni ise en çok yaşadığım alan olması. Çünkü ailemde, sevdiklerimde ve çevremde kanserle ilgili yaşananlar, bu hastalığın yalnızca bir meslek olarak kalmasına izin vermedi; neredeyse hayatımın tamamı haline geldi' dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Pehlivan, 'Bu nedenle kansere bir radyasyon onkoloğu, bir akademisyen, bir hasta yakını ve bir insan olarak pek çok açıdan bakmak durumunda kaldım. Öğrendiklerim ise oldukça çarpıcıydı. İlki; kanser aslında yalnızca bir hastalık değil, bir fenomen. İkincisi; sadece hastayı değil, çevresini de derinden etkiliyor. Son olarak ve belki de en önemlisi kanser, örgütlü mücadeleden çok korkuyor. Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı, bilimin ve insan hikâyelerinin kesiştiği bir noktada doğdu. Çünkü biz kanserin yalnızca bir hastalık olmadığını gördük. Bir aileyi, bir çocuğu, bir hayatı kökten değiştiren derin bir süreç olduğunu yaşayarak öğrendik' diye konuştu.</p>

<p>Kanserle mücadelenin yalnızca tedaviyle kazanılmayacağını belirten Prof. Dr. Pehlivan, 'Önleme, farkındalık, erken tanı ve bilinç bu mücadelenin en kritik unsurlarıdır. Doğru bilginin doğru zamanda ve doğru şekilde verilmesi bir hayatı değiştirebilir' dedi.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Türker Kılıç: 'Kanser önemli bir halk sağlığı problemi'</strong></p>

<p>Her gün yaklaşık 650 kişinin kanser tanısı aldığını belirten Prof. Dr. Türker Kılıç ise şunları söyledi:</p>

<p>'350 kişi ise kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye'de her yıl her 100 bin kişiden yaklaşık 220'sine kanser tanısı konuluyor. Bu yönüyle kanser, önemli bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkıyor. Kanser yalnızca tanı alan kişiyi değil, çevresini de etkileyen bir hastalık. Bu nedenle ben de bir beyin cerrahı olarak kanserle mücadele eden grubun içindeyim. Akademi tarafında uzun yıllardır edindiğim deneyimle şunu söyleyebilirim: Her akademisyenin kendi alanında gelişmenin yanı sıra bir enstitü kurma hedefi olmalı ve bu yapıyı bir vakıf aracılığıyla desteklemelidir. Bu düşünceyi her platformda dile getirdim. Berrin Hocamız da bu çağrıya kulak vererek bu vakfın kurulmasına öncülük etti.'</p>

<p><strong>Dr. Özlem Koç: 'Mücadele yalnızca tıbbi değil, toplumsal'</strong></p>

<p>Dr. Özlem Koç, 'Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı'nın ilk resmi etkinliğinde yer almaktan büyük bir heyecan duyuyorum. Bu vakfın bilimi ve insan hayatını odağına alan güçlü bir vizyonun ürünü olduğunu düşünüyorum. Kanserle mücadelenin yalnızca tıbbi bir konu olmadığını, aynı zamanda toplumsal bilinç oluşturma süreci olduğunu biliyoruz' şeklinde konuştu.</p>

<p>'Erken tanı, doğru bilgiye erişim ve farkındalık son derece önemli' diyen Koç, sözlerini 'Ancak bunun yanında toplumsal dayanışmanın da güçlendirilmesi gerekiyor. Eğitim, toplumu geliştiren en büyük güçtür ve biz de bu bilinçle hareket ediyoruz' şeklinde sonlandırdı.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Esra Hatipoğlu: 'Önleme vurgusu daha da güçlenmeli'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Esra Hatipoğlu da, 'Bugün önemli bir vakfın açılışına tanıklık ediyoruz. Özellikle 'önleme' kavramının altının daha güçlü çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü son dönemde bu hastalıkla ilgili çok daha fazla örnekle karşılaşıyoruz. Kanserle mücadele eden bireyler ve yakınları çoğu zaman tıbbi destekten çok, sosyal yaşamlarını sürdürebilmek ve kendilerini iyi hissedebilmek adına destek arıyor. Bu nedenle erken tanının yanı sıra önleme konusunun da daha fazla vurgulanması gerekiyor. Bu mücadelenin ancak bütüncül bir yaklaşımla ve toplumsal iş birliğiyle yürütülebileceğine inanıyorum' dedi.</p>

<p><strong>Mert Fırat: 'Farkındalık ve önleme hayati önem taşıyor'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanserle ilgili Türkiye'de atılan her adımın son derece önemli olduğuna dikkat çeken Mert Fırat, 'Her gün yaklaşık 350 kişiyi bu hastalık nedeniyle kaybettiğimiz bir coğrafyada yaşıyoruz. Çevresel faktörlerden beslenmeye kadar pek çok unsur kanser riskini artırıyor. Bu nedenle farkındalık oluşturmak, araştırma yapmak ve önleyici adımlar atmak büyük önem taşıyor' dedi.</p>

<p>Fırat sözlerini şöyle sonlandırdı:</p>

<p>'Türkiye'nin bu alanda önemli bir birikimi var. Bu vakfın önlenebilir vakaların azaltılması ve mevcut vakaların daha etkili yöntemlerle ele alınması konusunda önemli çalışmalara öncülük edeceğine inanıyorum.'</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/kanserle-mucadeleye-yeni-vakif-onleme-erken-tani-ve-bilimsel-arastirma-hedefleniyor</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/kanserle-mucadeleye-yeni-vakif-onleme-erken-tani-ve-bilimsel-arastirma-hedefleniyor.jpg" type="image/jpeg" length="61091"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan sağlık uyarısı: 'Sahra tozları sağlığı olumsuz etkiliyor']]></title>
      <link>https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmanlardan-saglik-uyarisi-sahra-tozlari-sagligi-olumsuz-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmanlardan-saglik-uyarisi-sahra-tozlari-sagligi-olumsuz-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Faysal Baysal, sahra tozlarının yalnızca solunum yollarını değil, aynı zamanda alerjik bünyeye sahip bireyleri de olumsuz etkilediğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bölgeyi etkisi altına alan sahra çöl tozları, yüksek oranda ince partikül madde içerdiğinden başta solunum yolları olmak üzere sağlık açısından tehdit oluşturuyor. Medline Adana Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Faysal Baysal, özellikle risk altında yer alan bireylerin çöl tozlarının etkili olduğu günlerde dikkatli olması gerektiğini belirterek uyarı ve önerilerinde bulundu.</p>

<p><strong>Solunum yolları risk altında</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Baysal, çöl tozlarının yüksek oranda ince partikül madde (PM10 ve PM2.5) içerdiğinden solunum yollarına doğrudan etki ettiğini ifade ederek, 'Bu durum ise nefes darlığı, öksürük ve boğazda tahriş gibi şikâyetlere yol açabiliyor. Astım ve KOAH hastalarında ise atak sıklığında artış gözlemlenebiliyor. Bu nedenle özellikle kronik solunum hastalığı bulunan kişilerin dış ortamda uzun süre kalmaması gerekiyor. Sahra tozları yalnızca solunum yollarını değil, aynı zamanda alerjik bünyeye sahip bireyleri de olumsuz etkiliyor. Burun akıntısı, hapşırma, gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi belirtiler bu dönemde daha sık görülüyor. Alerjik rinit ve göz alerjisi olan kişilerin maske kullanımı ve hijyen kurallarına dikkat etmesi önem taşıyor' dedi.</p>

<p><strong>Kalp ve damar sağlığına dikkat!</strong></p>

<p>Havadaki ince partiküllerin yalnızca akciğerleri değil, dolaşım sistemini de etkileyebildiğini kaydeden Baysal, 'Bu partiküller, kana karışarak kalp ritim bozuklukları ve tansiyon yükselmesi gibi istenmeyen sorunlara neden olabiliyor. Özellikle yaşlı bireyler ve kalp hastalarının bu süreçte tedbirli davranmaları ve kendilerini korumaları gerekiyor' diye konuştu.</p>

<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Baysal, bu dönemde korunmak için yapılabilecekleri ise şöyle sıraladı:</p>

<p>'Mümkün olduğunca kapalı alanlarda kalın. Dışarı çıkmanız gerekiyorsa maske kullanın. Bol su tüketerek metabolizmanızı destekleyin. Gözlerinizi korumak için temas ve ovuşturmadan kaçının. Eve geldikten sonra el, yüz ve burun temizliğine dikkat edin. Kronik hastalığınız varsa ve bununla ilgili belirtiler artarsa bir sağlık kuruluşuna başvurun.'</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Adana, Sağlık</category>
      <guid>https://www.mersinhabermerkezi.com/uzmanlardan-saglik-uyarisi-sahra-tozlari-sagligi-olumsuz-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://mersinhabermerkezicom.teimg.com/crop/1280x720/mersinhabermerkezi-com/uploads/2026/04/agency/iha/uzmanlardan-saglik-uyarisi-sahra-tozlari-sagligi-olumsuz-etkiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="50035"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
