Sorunlar net, çözümler bekleniyor

Abone Ol

Bir ‘Dünya Çevre Günü’nü daha geride bıraktık ancak Mersin’in çevre sorunları olduğu yerde durmaya devam ediyor. Hatta her geçen yıl biraz daha büyüyerek, biraz daha görünür hale gelerek.

Bugün artık Mersin’de yaşanan çevre sorunlarını gizlemek ya da görmezden gelmek mümkün değil. Deniz kirliliğinden plansız yapılaşmaya, su kaynaklarının azalmasından sahillerin tahribatına kadar birçok sorun gözümüzün önünde yaşanıyor. Buna rağmen ortaya konulan çözümler hala belirsiz, dağınık ve çoğu zaman günü kurtarmaya yönelik.

İşin en ironik tarafı ise sorunların ne olduğu konusunda herkesin hemfikir olması. Kentte yaşayan vatandaş da biliyor, uzman da biliyor, yöneticiler de biliyor. Ancak çözüm noktasında ortaya net bir irade konulamıyor. Her yıl yapılan açıklamalar, verilen iyi niyet mesajları ve çevre günü etkinlikleri ise artık toplumda gerçek bir karşılık bulmakta zorlanıyor.

Oysa Mersin sıradan bir şehir değil. Tarihiyle, doğal güzellikleriyle, iklimiyle, tarımıyla ve ticari potansiyeliyle yalnızca Türkiye’nin değil Akdeniz’in en önemli kentlerinden biri olabilecek bir şehirden söz ediyoruz. Böylesine büyük bir potansiyele sahip bir kentin her geçen gün değer kaybetmesini yalnızca izlemek ise insanı gerçekten kahrediyor.

Burada asıl sorgulanması gereken konu Mersin’in gelecekte nasıl bir kent olmak istediğidir. Çünkü halkın beklentisi aslında oldukça açık. İnsanlar denizini kaybetmeyen, tarihi mirasına sahip çıkan, altyapı sorunlarını çözmüş, turizmden ve ticaretten hak ettiği payı alan bir Mersin görmek istiyor.

Kent büyüyor belki ama aynı zamanda nefes aldığı alanları da tüketiyor. Bir dönem insanların hayranlıkla baktığı sahiller bugün kirlilik tartışmalarıyla gündeme geliyor.

Üstelik yalnızca doğa değil, tarih de sessizce yok oluyor. Mersin’in dört bir yanında bulunan antik kentler, tarihi yapılar ve kültürel miras alanlarının önemli bir kısmı adeta kaderine terk edilmiş durumda. Bazı popüler noktalar dışında birçok tarihi alan ilgisizlik nedeniyle yavaş yavaş yok oluyor. Oysa bu miras yalnızca geçmişin değil aynı zamanda geleceğin de en önemli değerlerinden biri.

Çevreyi korumanın kalkınmaya engel değil aksine sürdürülebilir kalkınmanın temel şartı olduğunun kabul edilmesi gerekiyor. Aksi halde bugün görmezden gelinen sorunlar yarının çok daha büyük krizlerine dönüşecek.

Sorunlar artık net. Asıl mesele, çözümlerin ne kadar samimi ve ne kadar kararlı olacağıdır.