Mersin’de bu yıl dördüncüsü düzenlenen “BirGün’lük Festival”, yalnızca bir dayanışma etkinliği değil; aynı zamanda bağımsız medyayla kurulan ilişkinin, yerel dayanışma ağlarının ve ortak söz üretme arzusunun da bir ifadesi. Festival öncesinde, uzun yıllardır faaliyet yürüten Mersin BirGün Okur İnisiyatifi’nden Abbas Koluaçık hem inisiyatifin hikâyesine hem de festivalin nasıl bir ihtiyaçtan doğduğuna dair sorularımızı yanıtladı.
Haber / Aysun Koç Aydoğan
“Bir dayanışma fikri olarak başladık”
Mersin BirGün Okur İnisiyatifi nasıl kuruldu? İlk motivasyon neydi?
Mersin BirGün Okur İnisiyatifi yaklaşık 16-17 yıl önce ortaya çıktı. O dönem BirGün Gazetesi ciddi bir varlık-yokluk mücadelesi veriyordu. Bizim çıkış noktamız da çok basitti aslında: Yerelden küçük de olsa bir dayanışma katkısı sunmak. Zamanla bu dayanışma fikri kendi iç tartışmalarımızla birlikte başka bir yere evrildi. “Patronsuz ama sahipsiz değil” anlayışının şekillenmesinde Mersin deneyiminin de küçük bir payı olduğunu düşünüyorum. Bizimki büyük iddialarla değil, mütevazı bir dayanışma örneği olarak başladı. Türkiye’deki diğer okur inisiyatifleriyle kıyasladığımda ise şunu söyleyebilirim: Bildiğim kadarıyla en uzun soluklu ve en kesintisiz devam eden yapılardan biri Mersin BirGün Okur İnisiyatifi.

“İlk kez gelen biri de ortak kararı değiştirebilir”
İnisiyatifin karar alma süreçleri nasıl işliyor?
Tam anlamıyla yatay bir yapı diyebilirim. “Demokratik” demek bazen klişe kaçıyor ama gerçekten öyle işliyor. Örneğin bazı yıllar “Bu etkinliği yapalım mı, yapmayalım mı?” diye tereddüt ettiğimiz oldu. O anlarda bizi motive eden doğrudan katılımcılar oldu. 2023’te festival yapılmadığında ciddi biçimde “Neden bu yıl yok?” sorusuyla karşılaştık. Toplantılarımıza 15-16 yıldır düzenli gelen arkadaşlarımız da var, ilk kez katılanlar da. Ama söz hakkı açısından hiçbir fark yok. Hatta bazen ilk kez toplantıya gelen bir arkadaşın önerisi ortak karar hâline gelebiliyor.
“Sadece destek değil, aynı zamanda denetim”
Okur inisiyatiflerinin ‘gazetenin hem destekçisi hem denetleyicisi’ olması ne anlama geliyor?
Bence BirGün’ü diğer medya kurumlarından ayıran temel farklardan biri burada ortaya çıkıyor. Gazete yönetiminin okur inisiyatiflerini gerçekten önemsediğini düşünüyorum. Biz editoryal çizgiye doğrudan müdahale etmiyoruz. Bunun gazetecilerin alanı olduğunu düşünüyorum. Ama şunu da savunuyoruz: Okur inisiyatifleri çoğalmalı ve zamanla daha geniş bir “okur meclisi”ne dönüşebilmeli. Yayın çizgisinin de tartışılabildiği, eleştirilebildiği daha kolektif bir yapı neden olmasın?

“Yerel bir sosyal harekete dönüştü”
Kendinizi sadece bir okur grubu olarak mı görüyorsunuz?
Başlangıçta evet, yalnızca BirGün ile dayanışmak için bir araya gelen bir topluluktu. Ama bugün geldiğimiz yerde bunun ötesine geçtiğini düşünüyorum. Mersin BirGün Okur İnisiyatifi artık yerel toplumsal muhalefetin kendine özgü parçalarından biri hâline geldi. Bazı arkadaşlarımız “BirGün ailesi” tanımını kullanıyor. Ben de bunu önemsiyorum. İnsanların “Bu etkinlik neden yapılmıyor?” diye sorması aslında bu aidiyet hissinin göstergesi.
“Farklılıklarımızla birlikte yürüyebilmek önemli”
“Toplumsal muhalefetin tüm renkleri” derken neyi kastediyorsunuz?
Muhalefetin farklı katmanlardan oluşması çok doğal. Hepimizi kesen ortak bir doğruyu bulmak kolay olmayabilir. Ama birbirimizi kendi doğrumuza zorlamadan, farklılıklarımızı koruyarak birlikte yürüyebiliriz. Mersin’in yapısı da biraz böyle zaten. Ne tamamen klasik bir sahil kenti, ne yalnızca bir sanayi ya da tarım kenti. Hepsinden biraz taşıyan çok katmanlı bir şehir. Buradaki toplumsal yapı da doğal olarak renkli. Biz de bunu korumaya çalışıyoruz.
“Muhalif medyanın hiç olmadığı kadar dayanışmaya ihtiyacı var”
Türkiye’de bağımsız/muhalif medyanın mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de bugün hiç olmadığı kadar bağımsız ve muhalif medyaya ihtiyaç var. Aynı şekilde, bağımsız medyanın da hiç olmadığı kadar dayanışmaya ihtiyacı var. BirGün okur inisiyatiflerini de bu dayanışma ihtiyacının bir parçası olarak görüyorum.
“Festival fikri toplantıların içinden çıktı”
BirGün’lük Festival nasıl ortaya çıktı?
Aslında önce konser etkinlikleriyle başlamıştık. Sonra “Bunu biraz daha ileri taşıyalım” fikri doğdu. Festival fikri özellikle pandemi sonrası dönemde şekillendi. İnsanların eve kapandığı, kamusal ilişkilerin zayıfladığı bir dönemdi. Biz tam tersini düşündük: İnsanların yeniden bir araya gelmesi gerektiğini düşündük. 2022’de ilk festival formatını yaptık. Bu yıl dördüncüsü düzenleniyor.
“İnsanların yalnız olmadığını hissetmesini istiyoruz”
Festival kimlere hitap ediyor?
“BirGün yaşamalıdır” diyen herkese. Sadece gazete okurlarına değil; kendisini yalnız hisseden, benzer düşünen insanlarla yan yana gelmek isteyen herkese hitap etmeye çalışıyoruz. Geçen yıl yaklaşık üç bin kişinin katıldığını düşünüyoruz. Bu yıl daha da yüksek bir katılım bekliyoruz.
“Asıl yaygınlaşma birebir temasla oluyor”
Festivali nasıl duyuruyorsunuz?
Ağırlıklı olarak kendi sosyal çevremizden başlayarak yaygınlaştırıyoruz. Sosyal medya kullanıyoruz ama asıl etkili olanın birebir temas olduğunu düşünüyoruz. Bir arkadaşın başka bir arkadaşını çağırması, insanların birbirine “Gel, birlikte olalım” demesi bizim için daha kıymetli.
“Bir alternatif üretebiliyorsanız eleştiri anlam kazanır”
İnisiyatif olarak eleştirdiğiniz şeyler neler?
Eleştirdiğimiz çok şey var elbette. Ama mesele sadece eleştirmek değil. “Bir alternatif üretebiliyor musunuz?”, asıl önemli olan bu. BirGün’ün kendisi mevcut medya düzenine bir eleştiri zaten. Mersin BirGün Okur İnisiyatifi de mevcut “okur” anlayışına bir itiraz. Yalnızca şikâyet eden değil; başka türlü bir ilişki kurmaya çalışan bir yerde duruyoruz.
“Birlikte Güzel” nasıl ortaya çıktı?
Bu yılın sloganı olan “Birlikte Güzel” fikri nasıl çıktı?
Tam da anlattığım biçimde ortaya çıktı aslında. Toplantılar sırasında “Bu yıl sloganımız ne olsun?” diye tartışıyorduk. Toplantılara düzenli katılmayan bir arkadaşımız ziyaret sırasında “Bence slogan birlikte güzel olsun” dedi. Herkesin içine sindi. Bizde fikirler böyle dolaşıma giriyor. İlk kez söylenen bir cümle bazen bütün festivalin ortak sözüne dönüşebiliyor.
“Devam etmiyoruz desek bile biri mutlaka devam ettirir”
Okur inisiyatiflerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Ben Mersin açısından umutluyum. Bugün “Biz bırakıyoruz” desek bile mutlaka başka arkadaşlar çıkar ve devam ettirir diye düşünüyorum. Zaten çevre illerden gelen arkadaşlarda da bunu görüyoruz. İnsanlar yalnızca festivale katılmıyor; dönerken “Biz bunu kendi kentimizde nasıl kurabiliriz?” sorusunu da yanında götürüyor. Bu bile başlı başına önemli bir şey.



