Haber / Berna Çakır
Artık tabu olmaktan çıkıp fiziksel ve psikoloji sağlığı doğrudan etkileyen bir süreç olan cinsellikte; hormonal değişiklikler, psikolojik etkenler, ilişki dinamiklerine kadar birçok farklı mekanizma aynı anda etkileniyor. Pelvik Fizyoterapist Aslı Kuzu, tabu olmaktan çıkarılması gereken cinsellik ve bu süreçte karşılaşılabilecek zorlukların çözüm yollarını anlattı.
Kuzu, “Uzay çağındayız. Yapay zekayı konuşuyor, genetik biliminin sınırlarını zorluyor, robotik cerrahiler gerçekleştiriyor, insan bedeninin en karmaşık mekanizmalarını çözmeye çalışıyoruz. Peki bütün bu bilimsel ilerlemenin ortasında, neden hala cinsellik söz konusu olduğunda sesimizi kısıyoruz? Neden cinsel ilişki sırasında ağrı yaşayan bir kadın bunu yıllarca içinde taşıyor? Neden ilk gece bazı kadınlar için heyecan ve yakınlık yerine korkunun, kasılmanın ve çaresizliğin başlangıcı haline geliyor? Neden cinsel haz alamamak, orgazm olamamak ya da ilişki sırasında istemsiz kasılmak hala ‘konuşulması ayıp’ konular arasında görülüyor? Belki de asıl sorgulamamız gereken, cinsel işlev bozukluklarının neden bu kadar fazla olduğu kadar, insanların bu sorunlarla neden bu kadar uzun süre sessiz kaldığıdır” dedi.

Cinselliğin insanın fiziksel ve psikolojik iyilik halinin bir parçası olduğunun altını çizen Kuzu, “Cinsel işlev bozuklukları; jinekolojik hastalıklardan pelvik taban kaslarının aşırı aktivitesine, ağrıdan hormonal değişikliklere, psikolojik etkenlerden ilişki dinamiklerine kadar birçok farklı mekanizmanın etkisiyle ortaya çıkabilir. Bu nedenle tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşık, fakat doğru değerlendirildiğinde yönetilebilecek kadar da bilimsel bir alandır. İşte tam bu noktada multidisipliner yaklaşım önem kazanıyor. Kadın doğum uzmanı gerekli tıbbi ve jinekolojik değerlendirmeyi yapıyor. Organik bir neden varsa tanı ve tedavi sürecini yönetiyor, hastaya doğru bilgilendirmeyi sağlıyor. Sorunun psikolojik veya psikososyal boyutu ön plandaysa psikolog ve gerektiğinde diğer ruh sağlığı profesyonelleri sürece dahil oluyor” ifadelerini kullandı.
Peki ya sorun pelvik tabanın kendisindeyse?
Pelvik taban kaslarının gerektiğinde kasılması kadar, gerektiğinde gevşeyebilmesinin de bir beceri olduğuna dikkat çeken Kuzu, şunları söyledi:
“Bazı kadınlarda ağrı ve korkuyla birlikte pelvik taban kaslarında aşırı aktivite gelişebilir; kişi gevşemesi gereken anda farkında olmadan kaslarını daha fazla sıkabilir. Bu durum cinsel ilişkinin ağrılı hale gelmesine, penetrasyon güçlüğüne ve kişinin cinsellikle ilgili kaygısının giderek artmasına katkıda bulunabilir. İşte burada pelvik taban fizyoterapisi devreye girer. Amaç yalnızca ‘kas güçlendirmek’ değildir. Tam tersine, bazı hastalarda ihtiyaç güçlendirmek değil; bedeni tanımayı, pelvik tabanı fark etmeyi, doğru nefes ve gevşeme stratejilerini öğrenmeyi ve kasların gerektiğinde bırakılabilmesini yeniden öğretmektir. Belki de toplum olarak en büyük yanlışlarımızdan biri, pelvik tabanı yalnızca ‘Kegel egzersizi yapılması gereken bir kas grubu’ olarak görmemizdir. Oysa her beden aynı değildir. Her cinsel işlev problemi aynı değildir. Her hastaya aynı egzersizi vermek, bilimsel olarak da doğru bir yaklaşım değildir.”
“Farkındalığın oluşması bizleri umutlandırıyor”
Genç kadınların ve yeni nesil ailelerin farkındalığının artmasının umut verici olduğunu kaydeden Pelvik Fizyoterapist Aslı Kuzu, “Bazı ailelerin kızlarının evlilik veya cinsel birliktelik öncesinde kadın doğum uzmanından ve gerektiğinde pelvik taban fizyoterapistinden doğru anatomi, beden farkındalığı, pelvik taban fonksiyonu ve cinsel sağlık konusunda eğitim almasını istemesi son
derece kıymetlidir. Çünkü eğitim, korkunun karşısındaki en güçlü araçlardan biridir. Cinselliği konuşmak ayıp değildir. Bilimsel bir çerçevede cinsel sağlığı konuşmak saygısızlık hiç değildir.
Asıl sorgulanması gereken şudur:
Bir insanın acı çektiğini söyleyememesi mi daha mahremdir, yoksa o acının yıllarca tedavi edilmeden sürmesine izin vermek mi?
İlk geceyi bir kabusa dönüştüren şey çoğu zaman yalnızca beden değildir; yanlış bilgiler, korkular, toplumsal baskılar ve konuşulamayan sorular da bu deneyimin bir parçası olabilir. Oysa bugün bu alanda çalışan kadın doğum uzmanları, psikologlar ve pelvik taban fizyoterapistleri olarak elimizde bilimsel değerlendirme ve tedavi seçenekleri var. Bazen ihtiyaç duyulan şey çok büyük ve karmaşık müdahaleler değil; doğru değerlendirme, doğru bilgilendirme, beden farkındalığı, uygun gevşeme ve davranışsal stratejilerle başlayan yapılandırılmış bir süreçtir. Bu nedenle cinsel işlev bozukluğu yaşayan bir kadına söylemek istediğim ilk şey şudur:
Utanmanız gerekmiyor. Anlatmanız gerekiyor.
Çünkü siz sorununuzu anlatabildiğiniz anda, çözümün kapısını da açmış oluyorsunuz. Karar vermek, yardım istemek ve konuşabilmek belki de sürecin en zor kısmı. Sonrası ise bizim işimiz” dedi.



