Haber / Aysun Koç Aydoğan
Pelvik Fizyoterapist Aslı Kuzu, diş sıkma probleminin yalnızca çene bölgesini ilgilendirmeyebileceğini belirterek, “Çene kaslarımız ile pelvik taban kaslarımız arasında düşündüğümüzden çok daha güçlü bir bağlantı bulunuyor. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar; çene eklemi problemleri yaşayan kişilerde pelvik taban kaslarında da aşırı aktivite, gerginlik ve fonksiyon bozukluğu görülebileceğini ortaya koyuyor. Yani beden bazen bir bölgede başlayan stresi başka bir bölgede sessizce taşımaya devam ediyor. Çünkü insan bedeni birbirinden bağımsız çalışan parçalar değil; büyük bir orkestra gibidir. Bir yerdeki gerginlik, başka bir bölgede yankı oluşturabilir” dedi.
“Pelvik taban bedenin merkezidir”
Stres altında yaşayan kişilerde çene sıkma davranışıyla birlikte nefes mekanizmasının değiştiği, diyaframın yeterince rahat çalışamadığı ve bunun pelvik taban kaslarına kadar uzanan bir zincir oluşturduğunun bilindiğini kaydeden Kuzu, şunları söyledi:
“Pelvik taban; leğen kemiğinin altında yer alan, mesane, bağırsak ve üreme organlarını destekleyen kas grubudur. Aynı zamanda idrar kontrolü, bağırsak fonksiyonları, cinsel sağlık, core stabilizasyonu ve postür için büyük önem taşır. Yani aslında sadece ‘Özel bölge kasları’ değildir. Bedenin merkezidir. Şimdi düşünelim; Bir insan gün boyu stres altında çalışıyor, farkında olmadan çenesini sıkıyor, nefesini yüzeyselleştiriyor, omuzlarını kaldırıyor, karın kaslarını sürekli kasılı tutuyor. Sizce pelvik taban bundan etkilenmez mi? Elbette etkilenir. Çünkü pelvik taban kasları stres karşısında çoğu zaman savunma mekanizması gibi çalışır. Tıpkı çene kasları gibi kasılır, sertleşir ve gevşemeyi unutabilir. İşte bu yüzden bazı kişilerde diş sıkmaya eşlik eden şu problemleri görebiliyoruz: Pelvik ağrı, idrar hissinde artış, kabızlık, kalça ve kuyruk sokumu ağrısı, vajinal ağrı veya ilişki sırasında rahatsızlık, bel ağrısı, sürekli kasılma hissi, nefes tutma alışkanlığı. Birçok danışan tedavi sürecinde şunu söylüyor: ‘Çenem gevşeyince sanki tüm bedenim rahatladı.”
“Beden tek bölümden ibaret değil”
Pelvik taban rehabilitasyonunda artık sadece lokal bölgeye odaklanılmadığını açıklayan Kuzu, “Modern yaklaşım; çene, diyafram, nefes paterni, omurga, postür ve sinir sistemini birlikte değerlendirmeyi öneriyor.
Çünkü bazen sorun ağrının olduğu yerde başlamıyor.
Pelvik fizyoterapistler bu süreçte; kişinin nefes alışkanlığını, karın basıncını, stres yükünü, postürünü ve kas koordinasyonunu değerlendirerek bütüncül bir yaklaşım oluşturur. Gerektiğinde çene eklemi çalışan diş hekimleri, ortodontistler, psikologlar ve diğer sağlık profesyonelleriyle ekip çalışması yapılır.
İşte dünyanın birçok ülkesinde sağlık sistemleri artık tam olarak bunu konuşuyor: Multidisipliner yaklaşım.
Çünkü beden tek bir bölümden ibaret değil” ifadelerini kullandı.
Her diş sıkma problemi pelvik taban bozukluğu anlamına gelmez
Stresin ilk olarak çeneye ve pelvik tabana yansıma nedenlerini de açıklayan Aslı Kuzu, “Çünkü her iki bölge de duygusal yüklerden çok kolay etkilenebilen alanlardır. İnsan korktuğunda nefesini tutar, kaygılandığında çenesini kasar. gergin olduğunda omuzlarını yükseltir ve çoğu zaman fark etmeden pelvik tabanını da sıkar.
Beden aslında bize sürekli şunu söyler: ‘Ben güvende değilim.’ Belki de bu yüzden bazı insanlar yıllarca sadece diş plağı kullanmasına rağmen tam rahatlayamaz. Çünkü bazen sadece dişi değil, tüm bedeni gevşetmek gerekir.
Bilimsel çalışmalar; diyafram nefesi, gevşeme egzersizleri, manuel terapi, postür düzenlemesi ve
pelvik taban rehabilitasyonunun kas gerginliğini azaltmada destekleyici olabileceğini göstermektedir.
Tabii burada önemli bir nokta var, Her diş sıkma problemi pelvik taban bozukluğu anlamına gelmez. Ancak kronik stres, kas gerginliği ve ağrı yaşayan kişilerde bu bağlantının değerlendirilmesi oldukça kıymetlidir.
Çünkü bazen yıllardır çözülemeyen problemler, bedenin başka bir bölgesindeki sessiz gerginlikle bağlantılı olabilir. Önemli olan onu ne kadar erken dinlediğimizdir” dedi.
“Beden, yeniden ‘güvende’ hissetmeyi öğrenir”
Bu noktada pelvik fizyoterapiste başvurmanın sadece pelvik bölge şikâyetleri için değil tüm zincir reaksiyonun anlaşılması ve düzenlenmesi açısından büyük önem taşıdığını belirten Kuzu, “Pelvik fizyoterapist, çene–diyafram–omurga–pelvis hattını birlikte değerlendirerek bedenin ‘nerede fazla kasıldığını’ ve ‘nerede gevşemeyi kaybettiğini’ analiz eder. Bu sayede yalnızca semptomları değil, sorunun kökenini hedefleyen bir yaklaşım geliştirilir. Kişiye özel planlanan nefes eğitimi, gevşeme teknikleri, manuel terapi uygulamaları ve postür düzenlemeleri ile hem pelvik taban kaslarının hem de tüm kas zincirinin yeniden dengeye gelmesi sağlanabilir.
Bu yaklaşım sayesinde; diş sıkma ile ilişkili olabilecek kas gerginliği, stres yükü, pelvik ağrı, idrar problemleri ve genel beden farkındalığı üzerinde olumlu etkiler gözlenebilir.
En önemlisi ise şudur: Beden, yeniden ‘güvende’ hissetmeyi öğrenir” şeklinde konuştu


