Haber / Umut Çor
Seyyah ve story teller Boran Kavaz ile mayıs ayında gerçekleştireceği Endülüs turunun provasını birlikte yaptık. 35 yıllık arkadaşım Kavaz; üst düzey yöneticilik kariyerini noktalayarak yıllardır emek verdiği rehberlik ve tur operatörlüğü sektöründe kısa sürede sevilen ve saygı duyulan bir yer edindi. "Antalya Merakı" adı altında başladığı bu serüven, şimdi binlerce kişinin takip ettiği elit bir seyahat organizasyonuna dönüştü. İşte birlikte yaptığımız 1 haftalık Endülüs Gezisi'nin ilk yazısı...
Orta Çağ'a yolculuk

Boran ile kiraladığımız araçla La Mancha Ovası’na doğru yol alırken, insanın zihninde ister istemez bir gölge beliriyor: Uzun boylu, ince yapılı, paslı zırhlı bir şövalye ve onun hiç bitmeyen hayalleri. Miguel de Cervantes’in yarattığı Don Kişot, yalnızca bir edebiyat kahramanı değil; İspanya’nın bu kadim coğrafyasına sinmiş bir ruh adeta. Toledo ve Consuegra’yı kapsayan bu yolculuk, bir gezi olmaktan çok, gerçek ile hayal arasındaki sınırların silikleştiği edebi bir keşfe dönüşüyor.
Zamanın Katmanları Arasında: Toledo

Toledo’ya ilk bakışta, Tajo Nehri’nin kolları arasında yükselen taş bir masal şehriyle karşılaşıyorsunuz. Dar sokaklar, yüzyılların ayak izlerini saklayan taş döşemeler ve her köşe başında karşınıza çıkan tarih… Burası bir zamanlar Hristiyan, Müslüman ve Yahudi kültürlerinin birlikte yaşadığı, bu nedenle “üç kültürün şehri” olarak anılan eşsiz bir yer.
Toledo sokaklarında yürürken Don Kişot’un dünyasına dair doğrudan bir sahneyle karşılaşmasanız bile, onun zihnini besleyen İspanya’yı iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Eski katedrallerin gölgesinde, zırh ve kılıç satan dükkânların vitrinlerine bakarken, Don Kişot’un şövalyelik ideallerinin neden bu topraklarda filizlendiğini anlamak zor değil. Alcázar’ın heybetli silueti, El Greco’nun tablolarındaki mistik hava ve sinagoglarla camilerin yan yana varlığı, Toledo’yu adeta yaşayan bir tarih kitabına dönüştürüyor.

Akşamüstü Mirador del Valle’den şehre baktığınızda, Toledo’nun kızıl tonlara bürünen manzarası size şunu fısıldıyor: Bu şehir, hayal kurmayı bilenler için hâlâ mucizelerle dolu.
Rüzgâra Karşı Bir Hayal: Consuegra

Mersin Devlet Opera Balesi'nin geçen yıl sahneye koyduğu "Mançalı Adam" eserini büyük bir keyifle izlemiştim. Peki neresiydi bu Mança? İşte Toledo’dan çıktığımız yol bizi tam da oraya La Mancha’nın kalbine götürüyordu. Don Kişot’la özdeşleşmiş Consuegra La Mancha'nın kalbiydi... Ufuk çizgisinde beliren beyaz yel değirmenleri, romanın en unutulmaz sahnesini gözümüzde canlandırdı. Don Kişot’un dev sandığı rüzgâr değirmenleriyle olan o meşhur mücadelesini hissettik. Hatta yaşadık.
Consuegra Tepesi’ne çıktığımızda, on iki yel değirmeni ve hemen yanı başlarındaki Orta Çağ kalesi bizi karşıladı. Rüzgârın uğultusu eşliğinde değirmenlere yaklaştıkça, Don Kişot’un hayal gücünün ne denli güçlü olduğunu daha iyi anlıyorduk. O, gördüğünü olduğu gibi kabul etmeyen, dünyayı olması gerektiği gibi hayal eden bir karakterdi. Belki de bu yüzden Consuegra, sadece bir kasaba değil; idealler uğruna verilen mücadelenin simgesi hâline gelmişti.

Arkadaşım Boran Kavaz ile turistik bir fotoğraf çekilmeyi de ihmal etmedik. O Don Kişot oldu, Ben Sanço Panza.
Değirmenlerin içini gezerken, eski mekanizmalar ve taş duvarlar arasında dolaşmak, zamanın nasıl durduğunu hissettirdi bize. Burada, Don Kişot’un “yenilgisi” bile bir zafer gibiydi; çünkü o, hayal kurmaktan asla vazgeçmemişti.
Bir Yolculuktan Fazlası

Toledo ve Consuegra, Don Kişot’un izini sürenler için iki tamamlayıcı durak gibi: biri tarihin ve kültürün yoğunluğu, diğeri hayalin ve sembollerin sadeliği. Bu yolculuk bize şunu öğretti: Bazen rüzgâr değirmenlerine karşı savaşmak, akıllıca olmasa bile, insanı insan yapan cesarettir.
La Mancha’dan ayrılırken, belki yanınıza somut bir hatıra alırsınız; ama asıl kazanç, Don Kişot’un bakışını bir parça da olsa benimsemektir. Dünyaya biraz daha hayalci, biraz daha cesur ve biraz daha umutla bakabilmek… İşte bu, Toledo ve Consuegra’nın gerçek hediyesidir.



