Haber / Umut Çor
Endülüs turumun sonunda Madrid’e dönmüştüm. Ertesi gün Porto uçağım vardı. Bu kısıtlı zamanı bina ve sokak gezmek yerine sanat müzelerine ayırdım. Çok doğru yapmışım. Madrid’in klasik ve çağdaş eserlerle dolu müzelerinde adeta büyülendim. İşte o muhteşem tablo ve heykellere bakarken hissettiklerim:
Madrid’in Sanat Hafızası: Prado Müzesi, Guernica ve El Bosco’nun Büyülü Dünyası
İspanya’nın başkenti Madrid, yalnızca tarihi ve mimarisiyle değil, sanatın en güçlü hafızalarından biri olmasıyla da öne çıkıyor. Bu hafızanın kalbinde ise dünyaca ünlü Prado Müzesi yer alıyor. Prado, yüzyılların birikimini barındıran koleksiyonuyla ziyaretçilerini adeta bir zaman yolculuğuna çıkarırken, birkaç adım ötesindeki Reina Sofía Müzesi’nde sergilenen Picasso’nun “Guernica” tablosu ile birlikte Madrid’i küresel sanat merkezlerinden biri hâline getiriyor.
Prado: Kralların Sanat Mirası
1819 yılında kurulan Prado Müzesi, özellikle İspanyol Kraliyet ailesinin yüzyıllar boyunca topladığı eserler sayesinde bugün dünyanın en zengin sanat koleksiyonlarından birine sahip. Velázquez, Goya, Rubens, Titian ve El Greco gibi ustaların yapıtları, Prado’nun koridorlarında sanat tarihini canlı bir ders kitabına dönüştürüyor.
Müze, yalnızca tabloların sergilendiği bir mekân değil; aynı zamanda İspanya’nın siyasi, kültürel ve toplumsal geçmişinin de aynası konumunda. Mesela beni en çok etkileyenler arasında Antik Roma ve Yunan heykelleri de vardı. Bu kadar güzel korunmuş ve ince işçilikli heykelleri çok az gördüğümü söyleyebilirim. Zaten bu heykeller dışında ne yazık ki müzede fotoğraf çekmek yasak. Bu nedenle Prado Müzesi’nden yalnızca bu heykellerin fotoğraflarını sizlerle paylaşabiliyorum.
El Bosco’nun Büyüleyici Evreni
Aslında bir hakkım olsa idi fotoğraf çekmek için El Bosco galerisini seçerdim. Prado’nun en dikkat çekici bölümlerinden biri, 15. yüzyıl ustası El Bosco’ya (Hieronymus Bosch) ayrılan koleksiyon. Sanatçının özellikle “Dünyevi Zevkler Bahçesi” (The Garden of Earthly Delights) adlı eseri, müzenin en çok ilgi gören yapıtları arasında yer alıyor.
El Bosco’nun resimleri, yalnızca estetik açıdan değil, taşıdığı semboller ve gizemli anlatımıyla da izleyiciyi derin düşüncelere sevk ediyor. Cennet, cehennem, günah, arzu ve insan doğası, onun fırçasında fantastik ve çoğu zaman ürpertici bir dile dönüşüyor.
Dünyevi Zevkler Bahçesi’nin karşısına geçtiğimde adeta dünya ile iletişimim kesildi. Bosch, çizgileri ve renkleri ve sembolleriyle beni içine alıp astral bir seyahate çıkardı. Bir yandan bu dahice tekniği incelerken diğer yandan 600 yıl önce yaşamış bir ressamın bu bilişe nasıl ulaşacağı aklımı kurcalıyordu. İnsanoğlu gizem konularına çok meraklıdır. “Piramitleri uzaylılar mı yaptı?”, “Nasca Çizgilerini UFO’lar mı çizdi?” gibi. Bunun safsata olduğunu düşünen ben, El Busco’nun resimlerini görünce hayatımda ilk kez çözümü zor bir gizemle tanıştım… Bu adam bu resimleri nasıl çizmişti?
Guernica: Savaşın Sessiz Çığlığı
Prado Müzesi’nde klasik sanat eserleriyle yeterince büyülendikten sonra birkaç dakikalık mesafede bulunan Reina Sofía Müzesi’ne geçtim. Dünyanın en ünlü tabloları arasında bulunan “Guernica” burada sergileniyordu. Madrid’in sanat kimliğini tamamlayan en önemli yapıtlardan biri olan Pablo Picasso’nun 1937’de yaptığı bu eser, İspanya İç Savaşı sırasında bombalanan Guernica Kasabası’nın trajedisini anlatıyor.
Siyah, beyaz ve gri tonlarla oluşturulan tablo; parçalanmış bedenler, çığlık atan figürler ve çaresizlik içindeki insanlar üzerinden savaşın yıkıcılığını gözler önüne seriyor... “Guernica”, yalnızca bir resim değil, aynı zamanda insanlık tarihine bırakılmış evrensel bir barış çağrısı gibi.
Madrid’e gelen ziyaretçilerin büyük bölümü; benim gibi, Prado’da klasik sanatın ihtişamını gördükten sonra Reina Sofía’da “Guernica” ile yüzleşerek sanatın toplumsal gücünü de deneyimliyor. Reina Sofia Müzesi’nde fotoğraf çekmek serbest.
Madrid: Sanatla Konuşan Bir Şehir
Prado’nun zamansız ustaları, El Bosco’nun gizemli dünyası ve Guernica’nın çarpıcı mesajı, Madrid’i yalnızca bir başkent değil, yaşayan bir sanat hafızası hâline getiriyor.
Bu üçlü yapı, geçmişten bugüne uzanan bir anlatı sunuyor: Kralların ihtişamı, insan ruhunun karmaşası ve savaşın yıkımı…
Madrid’de sanat, duvarlarda asılı kalmıyor; sokaklara, meydanlara ve insanların hafızasına karışıyor. Prado’dan çıkan bir ziyaretçi, yalnızca tablolar görmüş olmuyor; insanlığın hikâyesine tanıklık etmiş olarak ayrılıyor.
Küçük Bir Tüyo
Hem Prado hem de Reina Sofia günün bazı saatlerinde ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. Ancak erkenden gidip ücretsiz bilet kuyruğuna girmelisiniz. Çünkü ücretsiz saatler kısa olduğu için bu müthiş müzeleri yeterince gezemeyebilirsiniz. Portekiz yazılarımda buluşmak dileğiyle…