Haber / Umut Çor

Bu yazımda sizlere özellikle Mersin ile önemli bir bağı olan Girit’ten bahsedeceğim. 1800’lü yılların sonunda Girit’ten gelen göçmenler, Mersin’in kurucu unsurlarından oldular. Kentimize, kültüründen mutfağına önemli etkiler bıraktıklarından Girit, hep merak ettiğim yerler arasında idi. Hem sitemizin yazarlarından hem de bir dost ağabeyimiz olan Fazıl Tütüner’in Girit yazıları, yine bir başka dostum Avukat Alper Şahinoğlu’nun “Girit 1896” romanı bu seyahatte yoldaşım oldu. Rodos’tan kalkan ve Atina’ya kadar yaklaşık 24 saatte giden bir feribotla Girit’e doğru yola çıktım.

1-533

Fırtınalı Günde Feribotla Girit’e Doğru

Rodos’tan Girit’e yaptığım feribot yolculuğu başlı başına bir deneyimdi. Ege’nin ortasında ilerleyen gemi yaklaşık 12 saatlik uzun bir yolculuktan sonra Girit’e ulaşacaktı. Hava oldukça rüzgarlı ve deniz dalgalıydı. Rüzgar hızının saatte 80-100 kilometreyi bulduğunu sanıyorum. Ancak feribot çok da rahatsız edici sallanmıyordu. Dilerseniz yataklı kabin alabiliyorsunuz. Burada duş ve tuvalet bulunuyor. Ama normal koltuklar da çok rahat. Saatler boyunca denizin ortasında adadan adaya ilerlemek, Ege coğrafyasının ne kadar parçalı ve zengin olduğunu bir kez daha gösterdi bana.

2-414

İlk durak minicik “Halki Adası” idi. Birkaç ağaç dışında tamamen çorak olan adanın limanına yaklaşırken gördüğüm rengârenk evler, pastel tonlara boyanmış cepheler ve neredeyse el değmemiş bir ada atmosferi oldukça etkileyiciydi. Sonrasında uğradığımız Karpathos Adası daha büyüktü. Hatta feribot, Karpathos’un iki ayrı limanında durdu. Her limanda tırlar iniyor, tırlar biniyordu. Yunanistan’ın ada lojistiğini sağlamasının pek de kolay olmadığını aklıma getirdi bu durum. Bu limanlarda yalnızca yolcu alınıp indirildiği için diğer yolcular ancak feribotun güvertesinden adaları izleyebiliyordu.

3-345

Girit’in Kapısı: Heraklion

Yolculuğun sonunda ulaştığım ilk Girit şehri Heraklion (Kandiye) oldu. Venedik ve Osmanlı dönemlerinin izlerini birlikte taşıyan bu şehir, adanın tarih boyunca nasıl bir kültürler kesişmesi olduğunu hemen hissettiriyor. Şehrin en görkemli yapılarından biri Aziz Minas Katedrali.

4-278

Büyük kubbesi ve iç mekândaki ikonalarıyla oldukça etkileyici bir Ortodoks mabedi. Katedralden birkaç adım ötede ise şehrin kalbi sayılan Morosini Çeşmesi bulunuyor. 17. yüzyılda Venedikliler tarafından yaptırılan bu çeşmenin etrafı bugün de Heraklion’un en canlı buluşma noktalarından biri.

5-238

Bir Romanın Rehberliğinde Girit

Girit göçmeni Mersinli Avukat Alper Şahinoğlu’nun yazdığı “Girit 1896”; Osmanlı döneminde Girit’te yaşanan siyasi çalkantıları ve Türk–Rum ilişkilerini anlatıyor. Adanın sokaklarında dolaşırken bu romanı okumak, Girit’in yalnızca bir turizm adası olmadığını; Osmanlı tarihi, Anadolu ile göçler ve kültürel bağlar üzerinden Türkiye ile ne kadar güçlü bir geçmiş paylaştığını daha iyi hissettirdi. Bugünkü adıyla Heraklion olan Kandiye meydanlarında dolaşırken ya da Venedik surlarının gölgesinde otururken, bu tarihsel katmanları adeta benliğimde yaşadım.

6-214

Minos Uygarlığının Kalbi: Knossos

Arkeolojiye olan merakımdan mıdır bilinmez, beni Girit denince en çok heyecanlandıran Minos Uygarlığı kalıntıları idi. Önce şehri anlamak için mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri olan Heraklion Arkeoloji Müzesi’nde aldım soluğu. Burada sergilenen eserler, Girit’in binlerce yıllık tarihinin kapısını aralıyordu.

7-181

Dünyada uygarlığın beşiği olarak tanımlanan Yunan medeniyetinin bile öncülü olmuş, ilham vermiş 4 bin yıllık bir uygarlık Minos. O yıllarda yapılan duvar resimleri ve kültür sanatta yapılan devrimi çıplak gözle görmek etkileyici idi benim için.

8-167

Heraklion ziyaretinin en göz alıcı kısmı ise hiç şüphesiz Knossos Sarayı oldu. Burası, Minos Uygarlığı’nın merkezi sayılan ve Avrupa’nın en eski saray komplekslerinden biri. Sarayın kalıntıları kadar ilginç olan bir başka konu da 20. yüzyıl başındaki restorasyon çalışmaları. İngiliz Arkeolog Arthur Evans, kazıları yürütürken sarayın bazı bölümlerini beton ve modern malzemelerle yeniden inşa etmiş. Bu nedenle Knossos bugün arkeoloji dünyasında “fazla yorumlanmış restorasyon” tartışmalarının en bilinen örneklerinden biri.

9-143

12-95

Bir yandan bu müdahalelerin yapının özgünlüğünü bozduğunu savunanlar var, diğer yandan da bu sayede ziyaretçilerin sarayın mimarisini hayal edebildiğini söyleyenler. Sanırım ben ikinci saftayım. Bu restorasyonlar olmasa yıkılmış taşlar o kadar da ilgi çekici olmazdı diye düşünüyorum. Sarayın renkli sütunları, freskleri ve labirentimsi planı arasında dolaşırken, Minotor efsanesinin neden burada doğduğunu anlamak zor değil.

10-125

Kazancakis’in Şehri

Heraklion’da gezerken şehrin en güçlü kültürel bağlarından birinin ünlü yazar Nikos Kazantzakis ile kurulduğunu fark etmemek imkânsız. “Zorba”nın yaratıcısı olan Kazantzakis’in mezarı, surların üzerinde yer alan Martinengo burcunda, Heraklion’e bakan sade ama etkileyici bir noktada bulunuyor. Mezar taşındaki “Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm” sözü, yazarın dünyaya bakışını özetler gibi. Heraklion’daki kültür duraklarından biri de şehir merkezindeki Girit Tarih Müzesi. Müzenin en dikkat çekici bölümlerinden biri, Nikos Kazancakis’e ayrılmış olan bölüm. Yazarın el yazmaları, not defterleri, farklı dillere çevrilmiş kitapları ve kişisel eşyaları burada sergileniyor. “Zorba”nın yaratıcısının düşünce dünyasına yaklaşmak, Girit’in kültürel ruhunu anlamanın da bir yolu gibi. Müzenin bu bölümü, Kazancakis’in yalnızca bir romancı değil, aynı zamanda Girit’in asi ve özgür ruhunu dünyaya anlatan bir düşünür olduğunu hatırlatıyor.

Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Mart ayı ilk toplantısı gerçekleştirildi
Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Mart ayı ilk toplantısı gerçekleştirildi
İçeriği Görüntüle

11-133

Girit Sofrasında Bir Lezzet

Gezinin keyifli anlarından biri de Peskesi restoranında yediğim akşam yemeğiydi. Girit mutfağının yerel ürünlerle hazırlanan yemekleri oldukça ünlü. Burada ilk kez salyangoz tattım ve beklediğimden çok daha lezzetli buldum. Zeytinyağı, otlar ve basit ama güçlü Akdeniz aromaları Girit mutfağının karakterini açıkça hissettiriyor. Yolunuz Kandiye’ye düşerse mutlaka burada yemenizi tavsiye ederim. Gitmeden önce yer ayırtırsanız iyi olur.

13-77

Ege’nin Ortasında Bir Tarih Adası

Rodos’tan başlayan ve Girit’te devam eden bu yolculuk, aslında Ege’nin farklı kültürlerinin birbirine nasıl bağlandığını gösteren bir rota. Küçük adaların renkli limanlarından Minos Uygarlığı’nın kalbine, Venedik çeşmelerinden modern Girit mutfağına uzanan bu deneyim, Ege’nin yalnızca bir deniz değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir tarih koridoru olduğunu hatırlatıyor.

14-68

Bir sonraki yazımda Girit’i dolaşmaya Hanya’dan devam edeceğiz.

16-41

Muhabir: Umut Çor