Haber / Hamdi Talaş
VI. Mehmet ya da bilinen adıyla Mehmet Vahdettin, Osmanlı’nın son padişahı olarak biliniyor. Osmanlı’nın yıkılma süreci içerisindeki 20. yüzyılda, 1. Dünya Savaşı’nın da kaybedilmesiyle birlikte İtilaf Devletleri ülkeyi işgale başlamıştı. İtilaf Devletleri’nin Osmanlı’yı işgal ve paylaşma süreçlerini ise hanedan eli bağlı bir şekilde seyrediyordu. Başkent İstanbul fiilen işgal altındaydı.
Sevr ve Mondros anlaşmalarının yetkisiz olduğunu düşünen Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, Türk Milleti’nin de desteği ile bağımsızlık mücadelesi olan Kurtuluş Savaşı’na başladı. Sultan Vahdettin ise bu süreçte başta Atatürk olmak üzere Kurtuluş Savaşı mücadelesine girişenleri vatan haini olarak ilan etmiş ve idamlarına hükmetmiştir.
“Ya İstiklal Ya Ölüm” sloganıyla bağımsızlık mücadelesine girişen halk savaştan galip ayrılmış ve Misak-ı Milli sınırlarını oluşturmuştu. Kazanılan zaferin ardından çalışmalarını yürüten TBMM, iki başlı bir yönetim olamayacağı fikri ve bağımsılık mücadelesi boyunca hiçbir yararı olmamasına rağmen siyaset yapmaya devam eden Saltanat yönetimini kaldırma kararı aldı.
Alınan karar doğrultusunda Son Osmanlı Padişahı Mehmet Vahdettin, 17 Kasım 1922’de ülkeyi terketti.
Vahdettin, ülkeye tekrar dönmek ve Saltanatı yeniden eline almak için yurtdışında da siyasi faaliyetlerine devam ederek kendisine destekçi aradı.
Vahdeddin, hilâfetin kaldırılması ve hanedan üyelerinin sürgünü üzerine 13 Mart 1924'te ABD Başkanına şu mektubu yazdı:
"Amerika Cemahir-i Müttefikiye Reisi Mösyo Coolidge Cenablarına
Siyasi olayların ve gelişmelerin tüm iç yüzünü, hangi nedenlerden dolayı Saltanat merkezimi geçici bir süre için terk etmek zorunda kaldığımı biliyorsunuz. Bu konuda ayrıntılı bilgi sunmayı gereksiz görüyorum. Bu süresiz uzaklaşmamın, babadan kalma sahip olduğum Saltanat ve Hilâfet makamından vazgeçtiğim anlamına gelmeyeceği açıktır. Ankara Meclisi gibi bir isyancı fitnenin bu konuda alacağı tüm kararların geçersiz olacağını bildiririm. Şöyle ki; İslam hilafetinin Osmanlı saltanatından soyutlanması ve ayrılması ve hilafetin tümüyle kaldırılması dini, kavmiyeti, vatanı belirsiz ve karışık askerlerden ve öteki sınıflardan oluşan küçük bir şer zümresinin kısmen zorla ve kısmen bilgisizlik ve gafletle yönlendirdiği beş-altı milyonluk Türk kavminin yetki alanı içinde değildir. Bu ancak tüm İslam dünyasınca atanan uzman kişilerden oluşan bir meclisin toplanması ve tüm din bilginlerinin ortak kararı ile çözümlenecek büyük bir evrensel sorundur.
İslam bilginlerinin bildiği üzere şeriata aykırı kararlar herhangi makamdan olursa olsun sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Bundan başka bu durumun, içinde bulunulan koşullarda İslam dünyasında sonuçları pek vahim olabilecek büyük bir heyecana yol açacaktır. Ayrıca gelişmiş ülkelerin iç güvenliklerine de büyük bir etki yapacaktır.
Hanedanın ileri gelenleri aleyhinde Ankara Meclisi tarafından kabul edilen sürgün ve kovma, emlakine ve bireysel mallarına el koyma gibi haksız kararları hanedanın bireylerini, insan ve kişilik haklarından soyutlar mahiyettedir. Bu konuda yüce kişiliğiniz ve Cumhuriyet hükûmetiniz tarafından olanaklar ölçüsünde yapılabilecek yardımları pek değerli sayacağımı açıklamaya gerek yoktur. Bu vesile ile sağlıklı olmanızı yüce haktan niyaz eylerim.
13 Mart 1924
Mehmed Vahideddin”





