Mersin İdmanyurdu’nun (MİY) sahneden çekilme kararı, ilk bakışta yalnızca yerel bir hayal kırıklığı gibi görünebilir. Oysa bu final; Türkiye’de yıllardır aynı hatalı yolu izleyen onlarca kulübün kaçınılmaz sonunu temsil ediyor. Bugün kapanan, sadece bir kulübün kapısı değil; köhnemiş, sürdürülemez ve “taşıma suyla değirmen döndürmeye” dayalı futbol yönetim anlayışıdır.

Yanlış Soru, Yanlış Cevap

Türkiye’de bir kulüp krize girdiğinde refleks olarak tek bir soru sorulur: “Parayı kim verecek?” Oysa asıl sorulması gereken şudur: “Bu kulüp neden kendi parasını kazanamıyor?”

Mersin İdmanyurdu örneğinde yıllarca yöneticiler, şehrin iş insanlarının ve siyasetçilerin kapısını çaldı. Ancak bu destek talepleri, kulübü sadece bir sonraki aya taşıyan pansuman çözümlerden öteye geçmedi. Kurumsal bir yapı kurmak yerine günü kurtaran bağışlara bel bağlandı. Sonuç ortada: Pansuman bitti, hasta kaybedildi.

Tükenen Güven, Geri Çekilen Destek

Bugün iş dünyası ve siyaset futbola mesafeli duruyorsa, bu ilgisizlikten değil; yılların biriktirdiği güven kaybından kaynaklanıyor. Çünkü aynı kısır döngü, farklı renklerle defalarca sahnelendi:

Borç dağları büyür.

Yardım çağrıları yükselir.

Geçici kaynaklarla nefes alınır.

Yapısal sorunlar halının altına süpürülür.

Kriz, daha büyük bir felaket olarak geri döner.

Bu döngünün aktörleri artık haklı olarak şunu soruyor: “Bu sefer gerçekten ne değişecek?” Ne yazık ki bu soruya verilen hiçbir cevap, kimseyi ikna etmeye yetmiyor.

Neden Kendi Ayaklarımızın Üzerinde Duramıyoruz?

Mersin İdmanyurdu’nun çöküşü, Türkiye’deki kulüplerin neden “yaşayamadığını” üç başlıkta özetliyor:

1. Şahıslara Endeksli Yönetim: Kulüpler hâlâ kurumsal kimlikten uzak; başkanların kişisel vizyonuna bağlı yapılar. Başkan değişince vizyon sıfırlanıyor, borç ise olduğu yerde kalıyor.

2. Üretim Değil, Tüketim Odaklılık: Altyapı, oyuncu satışı, dijital gelirler gibi modern finans kaynakları “gereksiz” görülüyor. Üretmeyen her yapı gibi kulüpler de tükeniyor.

3. Hesap Verebilirlik Eksikliği: Mali şeffaflığın olmadığı yerde ne yatırımcı durur ne de kamu desteği.

Siyaset Neden Mesafeli?

Siyasetin futbola mesafesi bir “sevgisizlik” değil, bir risk yönetimi meselesidir. Kurumsal yapısı olmayan, her an kriz üretmeye hazır bir yapıya destek vermek, zamanla siyasi bir yük haline gelir. Modern dünyada siyaset; ancak sürdürülebilir, denetlenebilir ve profesyonel organizasyonların yanında durmayı tercih eder.

Sonuç: Sahadaki Skor Değil, Akıl Tutulması

Mersin İdmanyurdu bize şunu hatırlatıyor: Türkiye’de futbolun temel sorunu para değil; parayı yönetecek aklın ve o aklı denetleyecek yapının eksikliğidir.

Kulüpler; yardım bekleyen “sosyal yardım kuruluşları” olmaktan çıkıp, gelir üreten, plan yapan, hesap veren ve şehriyle barışık profesyonel organizasyonlara dönüşmedikçe bu dramatik vedalar devam edecek.

Bugün Mersin İdmanyurdu konuşuluyor, yarın bir başkası… Eğer bu enkazdan ders çıkarılmazsa, kaybedilen sadece kulüpler olmayacak; bir neslin futbola olan inancı ve tutkusu da o enkazın altında kalacak.