Özel Haber

Çiftçi yarınını göremiyor: Tarımda “meyve suyu” karteli

Türkiye’nin en önemli tarım merkezlerinden biri olan Mersin’de, üreticiler serbest piyasa koşullarının getirdiği ağır bir yapısal krizle karşı karşıya.

Abone Ol

Haber / Güven Güneş

Akdeniz bölgesinde tarımın geleceğini tehdit eden en büyük unsurların başında; sanayi tipi denilen ikinci sınıf ürün alımı yapan fabrikaların ortak fiyat politikası yürütmesinin geldiğini ifade eden Akdeniz Ziraat Odası Başkanı Musa Yılmaz, maliyetlerin altında ezilen çiftçinin üretimden vazgeçtiğini ve planlama süreçlerinde üretici odalarının devre dışı bırakıldığına dikkat çekti.

“13-14 fabrika birleşti, tek fiyat çıkarıyor”


Tarım sektöründe kartelleşme sürecinin yaşandığını öne süren ve bunun sürdürülebilirlik üzerindeki yıkıcı etkilerinin olduğunu ifade eden Mersin Ziraat Odası Başkanı Musa Yılmaz, “Tarım arazilerindeki yapılaşma baskısının yanı sıra üreticiyi en çok zorlayan konuların başında sanayi tipi ikinci sınıf ürünlerin pazarlanması geliyor. Özellikle bölge ekonomisi için kritik öneme sahip olan şeftali ve nektarin gibi ürünlerde, dalında kalan veya sanayiye ayrılan mahsul hak ettiği değeri bulamıyor. İkinci sınıf ürünlerimizin değerlendirildiği meyve suyu fabrikaları maalesef ki kartelleşmiş, birleşmişler. Türkiye'deki 13-14 tane meyve suyu fabrikasından tek fiyat çıkıyor. Piyasada bu ikinci sınıf ürünleri alırken aralarında fiyat belirliyorlar. Ne yazık ki üreticinin kaça ürettiğini soran bile yok” dedi.
Dernekleştiler fiyatları kontrol ediyorlar
Geçmiş yıllarda fabrikaların kendi ham madde ihtiyaçlarını karşılamak adına bir rekabet içinde olduklarını kaydeden Yılmaz, bu durumun üreticiye olumlu yansımalarının olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Son 10 yıldır serbest piyasa ekonomisi adı altında bir dernek çatısı altında toplanan fabrika sahipleri alım fiyatlarını tek kalemden kendi istedikleri rakama göre belirliyorlar.”
Üretici ve odaları saf dışı kaldı: Devlet güvencesi şart
Sistemdeki en büyük tıkanıklıklardan birinin de fiyat belirlenirken üretimin asıl aktörlerden olan ziraat odalarının sürecin dışında bırakılmasının olduğunu söyleyen Başkan Yılmaz, 2000'li yılların başında devlete ait üzüm suyu sıkma fabrikası olan SUMA örneğini vererek, “Bu fabrikalar devlete aitken, her yıl alımlar başladığında devlet taban fiyat oluştururdu. Taban fiyatı oluştururken de ziraat odalarına sorardı, bir ton ürünün üretim maliyetini ve üzerine çiftçi kârını da koyarak taban fiyat açıklardı. Bugün de aynısı olmalı. Çiftçinin para kazanması için ikinci sınıf ürünlerin en azından üretim maliyetinin üzerinde alıcı bulması gerekiyor. Ancak devlet bu işlere karışmıyor, fabrikalar özelleşti ve çiftçi tamamen bu piyasa koşullarına boğulmaya terk edildi” dedi.
Sürdürülebilirlik krizde: Çiftçi sürekli ağaç söküyor


Tarımda öngörülebilirliğin ortadan kalkmasının üreticileri dönemsel ve istikrarsız kararlar almaya zorladığını belirten Başkan Yılmaz, “Günübirlik politikalar ve piyasa insafına bırakılan fiyatlar tarımda sürdürülebilirliği yok ediyor. Sürdürülebilirlik kelimesi burada çok önemli. Tarımımız sürdürülebilir değil çiftçi yarınını göremiyor. 3-5 yılda bir diktiği ağacı söküp bir başka ürün dikmek zorunda kalıyor. Bunların hepsi bir masraftır, milli servet kaybıdır, ekonomik kayıptır. Çiftçiyi bu piyasa koşullarında boğulmaktan kurtaracak köklü bir sisteme ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.