Haber / Umut Çor
Bugün sizleri geçenlerde yaptığım Mısır seyahatinin aklımda kalan en ilginç yerine götüreceğim. Çölün ortasında bambaşka bir diyara. “Siwa” vaha şehrine…
Mısır denince çoğu insanın aklına piramitler, Nil Nehri ve Kahire’nin kalabalık sokakları gelir. Oysa ülkenin batısında, Libya sınırına yakın bir noktada, zamanın neredeyse durduğu bambaşka bir dünya vardır: Siwa Vahası. Doğrusunu isterseniz gezgin arkadaşım Esra Uğurlu’nun Mısır seyahatinden önce benim de Siwa hakkında pek bilgim yoktu. Onun önerisi ve planlaması ile gittiğim Siwa Mısır gezimin en keyifli rotası oldu.
Çölün ortasında yeşeren bu gizemli yer, tuzdan kaleleri, turkuaz göletleri ve binlerce yıllık izleriyle beni adeta büyüledi.
Siwa’ya Gidiş Zorlu
Siwa’ya ulaşmak çok da kolay değil. Akşam saatlerinde Kahire Meydanı’ndan kalkan küçük minibüslerle gece boyu yolculuk etmeniz gerekiyor. Sabaha kadar her yarım saatte bir polis kontrolünden geçerek yatmayan koltuklarda sıkış tıkış bir yolculuk bu.
Yaklaşık 9 saat sonra Siwa’ya ulaştık. Yine Esra Uğurlu’nun önerisi ile bulduğum yerel rehber bizi kentin girişinde karşıladı. Kendisi ile 2 gece konaklamalı 3 günlük tur için her şey dahil kişi başı 300 dolara anlaşmıştık. Sabah bizi tuz taşlarından yapılmış geleneksel mimaride inşa edilmiş otelimize yerleştirdi. Sonra da 4x4 bir araçla turumuza başladık.
Tuzdan İnşa Edilmiş Bir Şehir: Shali Kalesi
Siwa’nın kalbinde yükselen Shali Kalesi, dünyada eşi benzeri az bulunan bir yerleşim. Bu kale, çamur ve tuz karışımı olan “kershef” adlı malzemeyle inşa edilmiş. Yani duvarları, büyük ölçüde tuz taşlarından oluşuyor. Yağmurun pek yağmadığı bu coğrafyada kale bu şekilde ayakta kalabiliyor. Ama yağmur gelirse zaman zaman tamire ve yenilemeye ihtiyaç duyuluyor.
Güneş ışığında parlayan bu yapılar, hem doğal hem de savunma amaçlı olarak tasarlanmış. Yüzyıllar boyunca Siwalılar burada yaşamış, dar sokaklarda çocuklar oynamış, evlerin damlarında çöl rüzgârları dolaşmış. Bugün kalenin büyük bölümü harabe halinde olsa da ayakta kalan surlar geçmişin izlerini hâlâ fısıldıyor.
Shali’nin tepesine çıktığınızda, palmiyelerle çevrili vahayı ve uçsuz bucaksız çölü aynı anda görmek mümkün. Bu manzara, Siwa’nın ruhunu en iyi anlatan noktalardan biridir.
Turkuaz Rüyası: Tuz Gölündeki Kristal Göletler
Siwa’yı özel kılan unsurlardan biri de tuz gölleri. Çölün ortasında, sanki bir ressamın fırçasından çıkmış gibi duran turkuaz renkli havuzlar bulunuyor.
Bu göletler, yoğun tuz oranı sayesinde insanı suyun üzerinde tutuyor. Tıpkı Ölü Deniz’de olduğu gibi, yüzmek yerine adeta suyun üzerinde süzülüyorsunuz. Beyaz tuz kristalleriyle çevrili bu mavi havuzlar, fotoğrafçılar ve gezginler için gerçek bir cennet.
Güneş ışığı suya vurduğunda, göletler cam gibi parlıyor. Mavi, yeşil ve beyaz tonları birbirine karışıyor. Bu görüntü, çölün ortasında bir mucize gibi. Ancak sudan çıktıktan sonrası biraz zor. Çıkar çıkmaz bedeninizin her köşesi aşırı tuzdan yanmaya başlıyor. Başımıza gelecekleri bilen Muhammet yanında damacana ile su getirmişti. En azından o anlık yüzümüzü yıkayabildik. Sonrasında da doğal olarak kaynayan kaplıcalara girerek tuzdan tamamen kurtulduk.
Bir Efsanenin İzinde: Büyük İskender ve Kehanet Tapınağı
Yazılarımı takip edenler tarih ve arkeolojiye olan ilgimi bilir. Siwa’yı benim için anlamlı kılan bir başka yönü daha var. Siwa, yalnızca doğal güzellikleriyle değil, antik çağların en büyük efsanelerinden biriyle de anılıyor. Rivayete göre Büyük İskender, MÖ 331 yılında Mısır’ı fethettikten sonra, Siwa’daki ünlü Amon Tapınağı’na (Kehanet Tapınağı) gelmiş.
Antik kaynaklara göre İskender, burada tanrı Amon’un rahipleri tarafından “tanrının oğlu” olarak selamlanmış ve gelecekteki zaferleri hakkında kehanetler almış. Bu ziyaret, onun ilahi kökenine dair inancını güçlendirmiş ve imparatorluk yolculuğunda önemli bir dönüm noktası olmuş.
Bugün tapınağın kalıntıları hâlâ ayakta. Çöl rüzgârları arasında dolaşan bu taşlar, binlerce yıl önce burada yankılanan duaları ve fısıltıları hatırlatıyor. Siwa’da yürürken, insan kendini bir anda Büyük İskender’in ayak izlerini takip ediyormuş gibi hissediyor.
İnsanlığın İlk Adımları mı? Kadim Ayak İzleri
Siwa’ya gelirken merak ettiğim bir yer daha vardı. Rehberimiz Muhammet’e bizi ısrarla oraya götürmesini istedim.
Kente yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta bazı kaya oluşumlarında, dünyanın en eski ayak izleri olduğu iddia edilen izler bulunmuş. Bilim insanları arasında bu konuda kesin bir fikir birliği olmasa da bölgedeki fosil izlerin on binlerce yıl öncesine uzandığı düşünülmekte.
Bu izlere bakarken insan, ister istemez şunu düşünüyor: “Belki de burada, binlerce yıl önce ilk insanlar yürüdü.”
Çölün sessizliği içinde bu taşlara dokunmak, tarih ile doğrudan temas kurmak gibi. Sanki zamanın derinliklerinden gelen bir mesajı dinliyordum.
Altın Kumların Ülkesi: Çöl Manzaraları
Siwa’nın çevresini saran Büyük Kum Denizi, Mısır’ın en etkileyici çöl alanlarından biri. Burada kum tepeleri dalga dalga uzanıyor; gün doğumunda pembe, gün batımında ise altın rengine bürünüyor.
Paket turumuza 4x4 araçlarla yapılan çöl safarisi de dahildi. Bu tarz turistik aktiviteler genelde ilgimi çekmez. Ancak bu kadar keyif alacağımı tahmin etmemiştim. Sanki çöl üstünde bir rollercoaster içindeydim. Aynı günün akşamı Muhammet bizi çöl ortasında bir otağa yıldızları izlemeye götürdü.
Kum içine açılan bir kuyuda pişen kuyu kebabı akşam menümüzdü. O kadar lezzetli idi ki adeta parmaklarımızı yedik. Çaylarımızı yudumlarken yıldızlar, ışık kirliliğinden uzak gökyüzünde tüm ihtişamıyla ortaya çıktı. Çöl kampında, ateş başında yıldızları izlemek, ruhumuzu dinlendirdi.
Sessizlik, Doğa ve Tarih Arasında Bir Vaha
Siwa Vahası; tuzdan yapılmış kaleleri, kristal gölleri, Büyük İskender’in efsanesi, gizemli ayak izleri ve büyüleyici çöl manzaralarıyla yalnızca bir gezi noktası değil, aynı zamanda bir zaman yolculuğu oldu benim için.
Burada modern dünyanın gürültüsünden uzak rüzgârın sesi, palmiyelerin hışırtısı ve tarihin fısıltısını işittik Siwa, bizlere yalnızca fotoğraf kareleri değil; unutulmaz duygular, derin bir huzur ve kadim bir bilgelik sunmuştu. Çölün ortasında saklanan bu masalsı vaha, Mısır’ın en özel hazinelerinden biri olarak aklımıza kazındı.