Haber / Barış Çoban
Dr. Ünlü, Türkiye genelinde artan sıcaklıklarla birlikte özellikle kırsal kesimlerde yaşayan vatandaşların kene tutunmasına bağlı hastalık gelişmesi riski açısından dikkatli olması gerektiğini, enfekte kene tutunmasına bağlı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarının genellikle kenelerin aktif olduğu bahar ve yaz aylarında (Nisan - Ekim döneminde) yoğun olarak görüldüğünü, hastalığın en sık Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında zirve yaptığını, bu dönemlerde özellikle İç Anadolu'nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu'nun kuzeyinde (Tokat, Sivas, Yozgat, Çorum, Erzincan, Erzurum) kene vakalarının görüldüğünü belirtti.
“Türkiye’de kene vakası ilk kez 2002 yılında görüldü”
Türkiye’de ilk KKKA vakasının 2002 yılında dikkatleri çektiğini 2003 yılında ise kanıtlandığını belirten Ünlü, “KKKA hastalığı, enfekte kenelerle bulaşan ‘kanamalı ateş tablosu’ oluşturan viral bir hastalıktır. Kan emen Hyalomma cinsi kenelerle bulaşan virüsün insan organizmasında oluşturduğu, hafif semptomlardan ağır kanamalara kadar seyredebilen bir hastalık. Bu hastalıktan korunmak için her hangi bir aşı yok. Bu nedenle oldukça dikkatli olmak gerekiyor” dedi.
Mersin Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Sibel Ünlü’yle; Mersin’de kene vakalarının görülme riski, kene tutunmasına karşı alınması gereken önlemler ve tutunmadan sonra yapılması gerekenler üzerine konuştuk.
“Mersin, kene yönünden riski en az olan illerden”
Mersin’de son yıllarda kene vakasına rastlanılmamasına rağmen yine de tedbirli olunması gerektiğinin altını çizen Ünlü, “Mersin kene yönünden riski en az olan illerden bir tanesi ama bu önlem almayacağız anlamına gelmemeli. Özellikle kırsal bölgelere, ormanlık alanlara pikniğe, geziye, ziyarete gittiğimizde oldukça dikkatli olmamız gerekiyor. Özellikle Mayıs ayı tehlikeli bir dönem. Keneler uçan vektörler değil, sıçramazlar. Canlılara zeminde yürürken tutunurlar. Bu nedenle kırsala gidildiğinde kişilerin ekstra önlem almaları gerekiyor. Örneğin: Açık renkli ve tüm vücudu örten giysileri giymekte fayda var. Pantolon paçalarını mutlaka çorapların içine koymak gerekiyor. Piknik bittikten sonra ise eve gelince bir ayna karşısına geçip tüm vücudumuzu kene tutunmasına karşı kontrol etmemiz gerekiyor. Bu incelemeyi de birkaç gün sonra tekrarlamak gerekiyor. Çünkü bazı keneler çok küçük oluyor, görünmeyebilir” açıklamasında bulundu.
“Keneyi çıkartırken ezmemek gerekiyor”
Kene tutunmasıyla karşı karşıya kaldıktan sonra yapılması gerekenleri anlatan Ünlü, “Keneyi görür görmez çıkarmanız lazım. Çünkü kene tutunduktan sonra kan emme sürecinde ağızlarındaki özel yapıları ve tükürüklerini kullanarak insan derisini delip virusu canlıların kanına aktarıyor. Bu nedenle tutunan keneyi çıkarmadığınız her saat daha fazla virüse maruz kalırsınız. İlk 8 saatte bu virüs geçişi biraz daha az ama 8 saatten sonra olasılık daha da artıyor.
Keneyi çıkartırken dikkat edeceğiniz çok önemli kurallar var. Kesinlikle kene ezilmemeli, üzerine kolonya dökülmemeli, yanıcı madde yaklaştırılmamalı. Bu işlemler kenenin daha fazla kusmasını sağlar. Kene kusarsa ne olur? Tükürük bezlerindeki virüsu insan kanına daha fazla verir. Keneyi, kafasından bir penset ya da ince uçlu cımbızla sağa-sola bükmeden, dik ve sabit bir kuvvetle yukarı doğru çekerek çıkarmak gerekiyor. Bu konuda eğitimli sağlık personelleri var. Hem Aile Sağlığı Merkezlerinde, hem de hastanelerde, profesyonel sağlık ekibi tarafından da çıkartılabilir” diye kaydetti.
KKKA hastalığının belirtileri nelerdir?
KKKA vakalarında yüzde 4’e varan ölümlerin görüldüğüne değinen Ünlü, “Tüm kene tutunma vakalarında, hastada virüs olmasa bile varmış gibi yaklaşmak gerekiyor. Hastaları kanamalı ateş hastalığı ( KKKA) yönünden takibe almamız gerekiyor. Kene tutunması olan kişiye kene çıkarılmasını takiben hastalık hakkında bilgilendirme yapmak çok önemli. Belirtilerin başlaması halinde bizler hastayı sağlık kuruluşunda izlemeye alıyoruz. Hastalığın tipik belirtileri şunlar:
Yüksek ateş, bulantı, kusma, baş ağrısı ve şiddetli kas ağrısı. Birkaç gün sonra ise burun kanaması, deride morluklar, mide kanamaları, dişten ve ağızdan kanamalar oluşuyor. Hastalığın ilerlemesi ile organ kanamaları görülebiliyor. Destek tedavileriyle hastalar iyileşebiliyor. Erken müdahale edilmediğinde ise hasta hayatını kaybedebiliyor” ifadelerini kullandı.
“Sağlık çalışanları da risk altında”
Son olarak KKKA’nın sadece keneden değil, virüslü bir insandan başka bir insana da geçebildiğini ve bu nedenle sağlık çalışanlarının da risk altında olduğunu dile getiren Ünlü, “Sağlık çalışanı olan Nazlı Yılmaz ile Arzu Ögren, KKKA virüsü taşıyan bir iğnenin ellerine batması sonucu hayatlarını kaybetmişti. KKKA virüsu taşıyan enfekte bir hastanın enjektör iğnesinin sağlık personeline batması halinde sağlık personeli de hastalık yönünden en az 2 hafta takip edilmelidir. Virus anneden bebeğe de geçebiliyor. KKKA hakkında bilgi sahibi olmak, bilgi doğrultusunda davranmak ve ilgili önlemleri almak hastalığın görülme sıklığının ve de hastalığın seyrinin şiddetinin azaltılmasını sağlar. Biz hastanede, sağlık çalışanlarının alması gereken önlemleri anlatıyoruz. Bulaşmayı önlemek için dikkatli ve eksiksiz önlemler alıyoruz. Kanla bulaşan bir hastalık olduğu için hastalar ayrı odalarda yatırılıyor. Bütün eşyalar tek kullanımlık oluyor. Hastanın odasından dışarıya malzeme çıkmıyor. İçeriye giren personel koruyucu kıyafet, maske, gözlük, eldiven giyerek ve diğer bariyer önlemlerini alarak içeriye giriyor” dedi.
