Haber / Umut Çor
Göcek koylarının turkuaz sularında ilerleyen bir teknenin güvertesinden bakınca, kıyıda çoğu zaman sadece çam ağaçlarını ve kayalıkları görürsünüz.

Oysa Kapıdağ Yarımadası’nın içlerine doğru birkaç adım attığınızda, sizi hem tarihin hem de insan hikâyelerinin iç içe geçtiği bambaşka bir dünya karşılar: Lydae Antik Kenti ve onun sessiz bekçileri: Mutlu ve Hanife Bağcı çifti.

Taşların Arasında Bir Yaşam
Lydae, büyük sütunları, görkemli tiyatroları olan bir antik kent değil. Burada tarih, toprağın içinde saklı; taş duvar kalıntıları, sarnıç izleri ve zamanın aşındırdığı yapılarla fısıldıyor geçmişi. Ama bu fısıltıya bugün bir ses daha karışıyor: Keçi çanlarının sesi.
Mutlu ve Hanife Bağcı çifti, yıllardır bu yarımadada yaşıyor. Araç yolu yok. Elektrik, şehir hayatının alışıldık konforları yok. Ama onların dünyasında başka bir zenginlik var: Doğa, emek ve özgürlük.
Sabah gün doğarken keçiler dağa doğru yayılıyor. Hanife Hanım bazen yabani zeytin ağaçlarının altında, bazen taşların arasında kaybolmuş eski patikalarda… Topladığı zeytinler, sadece bir ürün değil; bu coğrafyanın binlerce yıllık mirasının devamı gibi.
Zamanın Dışında Bir Misafirlik
Lydae’ye gelen az sayıdaki gezgin için bu ziyaret sadece bir antik kent keşfi değildir. Aynı zamanda bir misafirlik. Bağcı çifti, yoldan geçen tekne turistlerini karşılar. Küçük bir masada; el emeği hediyelikler, doğal bal, organik zeytinyağı ve en önemlisi, dumanı tüten bir bardak çay.

O çayın tadı, belki manzaradan belki yorgunluktan ama büyük ihtimalle samimiyetten öyle güzel gelir anlatamam. Turistlerin bir kısmı buraya “antik kent görmek” için gelir, ama ayrılırken en çok akıllarında kalan şey bu sade yaşam olur.
Antik Kentin Koruyucuları
Lydae’ye ulaşmak hayli zor. Yalnızca tekne ile gelinebilen değişik koylardan 1 saat ila 3 saat yürüyüş mesafesinde. Antik kentin resmi bir gişesi, güvenlik kulübesi ya da kalabalık ziyaretçi grupları yok.

Ama yine de sahipsiz değil. Mutlu ve Hanife Bağcı çifti, farkında olmadan bu antik kentin gönüllü koruculuğunu üstlenmiş durumda. Onların varlığı, kaçak kazıların önünde bir engel, doğanın tahribatına karşı bir denge ve geçmişle bugün arasında yaşayan bir köprü.

Belki de Lydae’yi özel kılan şey tam olarak bu: Taşların arasında sadece tarih değil, yaşayan bir hayat olması.
Bir Yolculuktan Fazlası
Göcek koylarında yapılan bir tekne turu, çoğu zaman yüzme molaları ve manzaralarla hatırlanır. Ama Lydae’ye uğrarsanız, bu yolculuk başka bir anlam kazanır.

Burada; Likya’dan kalan sessiz taşlara dokunursunuz, keçi çanlarının ritmini dinlersiniz ve bir bardak ada çayı eşliğinde, modern dünyanın dışında da bir hayatın mümkün olduğunu görürsünüz.

Lydae Antik Kenti, belki haritalarda küçük bir nokta ama Mutlu ve Hanife Bağcı’nın hikâyesiyle birlikte insanın içini büyüten bir durak haline geliyor.


