Haber / Güven Güneş
Türkiye’de son yıllarda hızla artmaya devam eden psikiyatri ilaç kullanımı, kişilerin yalnızca bedeni değil ruh sağlığına erişimi noktasında da tartışmaları beraberinde getiriyor. Kamu hastanelerinde randevu bulma, randevu süresi ve psikoloğa erişimi konusunda değerlendirmelerde bulunan SerAyna Psikoloji Özel Aile Danışmanlık Merkezi Kurucusu Psikolog Serap Ayyıldız, “Toplumun ruh sağlığı desteğine olan ihtiyacı giderek büyüyor” ifadelerini kullandı.
“Destek almak için mutlaka kriz yaşanması gerekmez!”
Vatandaşların profesyonel destek alma eşiğinden psikolog istihdamına, ruh sağlığı hizmetlerine erişimden koruyucu politikalara kadar birçok konuda Mersin Haber Merkezi’ne değerlendirmelerde bulunan SerAyna Psikoloji Özel Aile Danışmanlık Merkezi Kurucusu Psikolog Serap Ayyıldız, “Psikolojik destek almak için kişinin mutlaka büyük bir kriz yaşaması gerekmez. Uzun süredir devam eden mutsuzluk, kaygı, tükenmişlik, uyku problemleri, ilişkilerde zorlanma ya da yaşamdan keyif alamama gibi durumlar günlük işlevselliği etkilemeye başladığında bu durum profesyonel destek ihtiyacına işaret edebilir. Günümüzde psikolojik destek, yalnızca sorun çözmek için değil kişinin kendini daha iyi tanıyabilmesi, stresle daha sağlıklı baş edebilmesi ve ruh sağlığını koruyabilmesi adına da önemli bir destek alanıdır” dedi.
“Desteğe rağmen erteleyebiliyorlar”
Ayyıldız günümüz ekonomik koşullarında birçok birey için özel klinik ücretlerine düzenli bütçe ayırmanın oldukça zorlayıcı hale gelebildiğini belirterek, “Bu nedenle bazı kişiler ihtiyaç duymasına rağmen psikolojik desteği ertelemek zorunda kalabiliyor. Oysa ruh sağlığı desteği bir lüks değil, temel bir ihtiyaçtır. Bu noktada bazı danışmanlık merkezleri, belediyeler ve sosyal destek projeleri ekonomik olarak zorlanan bireylere daha ulaşılabilir destek modelleri sunmaya çalışsa da, ruh sağlığı hizmetlerinin toplumun her kesimi için daha erişilebilir hale gelmesi hâlâ önemli bir ihtiyaçtır. Devlet hastanelerindeki yoğunluk, randevu süreçleri ve sınırlı seans süreleri nedeniyle vatandaşın ruh sağlığı desteğine erişimi zaman zaman zorlaşabiliyor. Bu nedenle belediyelerin psikolojik danışmanlık birimleri, üniversitelerin uygulama merkezleri, bazı sivil toplum kuruluşları ve sosyal destek projeleri önemli bir alternatif alan oluşturmaktadır. Ancak bu hizmetlerin her şehirde aynı düzeyde yaygın ve yeterli olduğunu söylemek ne yazık ki henüz mümkün değil. Özellikle ekonomik zorlukların arttığı dönemlerde, ücretsiz ya da bütçe dostu psikolojik destek hizmetlerinin daha görünür ve sürdürülebilir hale gelmesi toplumsal ruh sağlığı açısından oldukça kıymetlidir” diye konuştu.
“İhtiyaç fazla istihdam yetersiz”
“Türkiye’de son yıllarda psikoloji bölümlerinin ve mezun sayısının ciddi şekilde artmasına rağmen, kamuda ve özel sektörde açılan istihdam alanları aynı hızda büyümedi” diyen Ayyıldız, “Bu durum genç psikologlar arasında işsizlik, mesleki belirsizlik ve gelecek kaygısını daha görünür hale getiriyor. Oysa artan kaygı bozuklukları, aile içi sorunlar, bağımlılık, şiddet ve tükenmişlik düşünüldüğünde toplumun ruh sağlığı desteğine olan ihtiyacı azalmıyor, aksine giderek büyüyor. Buradaki temel sorun, ruh sağlığı alanındaki insan gücü planlamasının ihtiyaca paralel ilerlememesi olarak değerlendirilebilir. Bugün okullarda, hastanelerde, adliyelerde, belediyelerde, ceza infaz kurumlarında ve afet alanlarında psikoloğa duyulan ihtiyaç oldukça yüksek. Ancak mevcut kadrolar düşünüldüğünde toplumun ruh sağlığı ihtiyacının tam anlamıyla karşılandığını söylemek zor. Özellikle devlet hastanelerindeki yoğunluk ve kısa görüşme süreleri nedeniyle birçok kişi daha hızlı ilerleyen psikiyatrik değerlendirme süreçlerine yönelmek durumunda kalabiliyor. Bu durum zaman zaman ilaç tedavisinin, psikoterapi desteğinin önüne geçtiği bir tablo oluşturabiliyor. Oysa insan ruhu yalnızca belirtilerden ibaret değildir; bazen kişinin yaşadığı kaygının, öfkenin ya da tükenmişliğin altında yıllardır konuşulamamış duygular ve yaşam deneyimleri bulunabiliyor” şeklinde konuştu.
“Bilimsel eğitim, etik sorumluluk ve mesleki yetkinlik şart”
Sahadaki denetim eksiklikleri ve yasal boşluklar nedeniyle, kısa süreli eğitimlerle kendisini “uzman” ya da “yaşam koçu” olarak tanıtan kişilerin sayısında artış görülebildiğine dikkat çeken Ayyıldız, “Bu nedenle vatandaşların destek alacağı kişinin psikoloji lisans mezunu olup olmadığını, diplomasını, uzmanlık eğitimlerini ve etik çerçevede hizmet verip vermediğini araştırması oldukça önemlidir. Çünkü psikoloji öyle hassas bir alandır ki; bazen tek bir kelime, tek bir mimik ya da tek bir yaklaşım bile kişinin ruhsal sürecini olumlu ya da olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle ruh sağlığı alanı yalnızca deneyimle değil; bilimsel eğitim, etik sorumluluk ve mesleki yetkinlikle yürütülmesi gereken çok hassas bir alandır. Toplum olarak ruh sağlığını çoğu zaman ancak ciddi bir kriz ortaya çıktığında konuşmaya başlıyoruz. Oysa koruyucu ruh sağlığı çalışmaları; kişi henüz tükenmeden, öfke patlamaları yaşamadan, aile ilişkileri tamamen yıpranmadan önce devreye girmesi gereken çok önemli bir alandır. Türkiye’de son yıllarda farkındalık artsa da, okullarda psikoeğitim çalışmalarının, aile destek sistemlerinin ve toplum temelli ruh sağlığı projelerinin hâlâ daha yaygın hale gelmesi gerekiyor. Çünkü bugün toplumda giderek artan tahammülsüzlük, öfke ve duygusal tükenmişlik yalnızca bireysel değil; aynı zamanda uzun süredir ihmal edilen ruh sağlığının da bir yansıması olarak değerlendirilebilir” dedi.
“Toplum yalnızca ekonomik değil duygusal olarak da yorgun”

Bugün sahada en çok dikkat çeken konulardan birinin, toplumun yalnızca ekonomik değil; duygusal, ilişkisel ve sosyal anlamda da ciddi bir yorgunluk olduğunu kaydeden Ayyıldız, “Artan boşanma oranları, aile bağlarının zayıflaması, iletişim kopuklukları, çocuk ve ergenlerde yalnızlık hissinin artması, akran zorbalığındaki yükseliş, çocuklar arasındaki şiddetin görünür hale gelmesi ve alkol-madde kullanım yaşının giderek düşmesi; aslında birbirinden bağımsız sorunlar değil, toplumsal ruh sağlığındaki kırılmaların önemli yansımalarıdır. Modern yaşamın hızında insanlar aynı evin içinde bile birbirine yabancılaşabiliyor. Çocuklar görülmeden büyüyor, gençler anlaşılmadan yalnızlaşıyor, yetişkinler ise duygularını bastırarak yaşamaya çalışıyor. Oysa insan ruhu yalnızca maddi koşullarla değil; sevgiyle, güvenle, aidiyet hissiyle, sağlıklı iletişimle ve değer duygusuyla beslenir. Değer yargılarının zayıfladığı, insanların birbirine temas etmekten uzaklaştığı toplumlarda ise yalnızlık, öfke, tahammülsüzlük ve duygusal kopukluk daha görünür hale gelebiliyor. Çünkü bazen bir toplumu ayakta tutan şey yalnızca ekonomik güç değil; insanların birbirine hissettirdiği güven, bağ ve ‘yalnız değilim’ duygusudur” şeklinde konuştu.
“Ruh sağlığı yalnızca bireyin değil toplumun meselesidir”
Ruh sağlığının yalnızca bireyin kişisel meselesi değil, toplumun genel huzurunu, güven duygusunu ve birlikte yaşama kapasitesini doğrudan etkileyen bir alanın altını çizen Ayyıldız, “Bugün yaşanan birçok sosyal problem; yalnızca ekonomik ya da bireysel nedenlerle değil, uzun süredir ihmal edilen duygusal yükler, iletişim kopuklukları, yalnızlık hissi ve toplumsal bağların zayıflamasıyla da ilişkilidir. Bu nedenle ruh sağlığını yalnızca ‘hastalık ortaya çıktığında müdahale edilen’ bir alan olarak değil; çocukluktan başlayarak aileyi, okulu, sosyal yaşamı ve toplumsal dayanışmayı kapsayan koruyucu bir yapı olarak değerlendirmek gerekiyor. Çünkü bazen bir toplumu ayakta tutan şey yalnızca kurallar değil; insanların birbirini duyabilmesi, anlayabilmesi ve kendini bir yere ait hissedebilmesidir” sözlerine yer verdi.




