Haber / Umut Çor
Bir önceki yazımda Girit’in güzel şehri Heraklia yani Kandiye’yi anlatmıştım. Şimdi ise bir araç kiralayarak çıktığım Hanya yolunda gördüklerimi aktaracağım. Doğudan batıya uzanan bu yol, adanın ruhunu daha derinden hissettiren bir hikâyeye dönüştü benim için. Kandiye’den (Heraklion) Hanya’ya doğru yaptığım yolculuk; sadece bir ulaşım değil, geçmişle bugün arasında kurulan bir köprü gibiydi. İlk olarak kalesi ile ünlü bir sahil kasabası, Resmo oldu durağım.
Resmo (Rethymno): Venedik Gölgesinde Osmanlı İzleri
Şehre yaklaşırken tepede yükselen görkemli kale, daha uzaktan kendini belli ediyor: Fortezza. Venediklilerin Osmanlı tehdidine karşı inşa ettiği bu devasa yapı, daha sonra Osmanlıların eline geçmiş ve farklı işlevlerle kullanılmaya devam etmiş.
Resmo’nun asıl sürprizi ise eski şehrin içinde saklı. Dar sokaklarda yürürken bir anda karşınıza çıkan Neratze Camii (Gazi Hüseyin Paşa Camii), Osmanlı döneminin en dikkat çekici yapılarından biri. Bugün kültürel etkinlikler için kullanılan bu yapı, minaresiyle hâlâ şehrin siluetine Osmanlı’dan bir iz bırakıyor.
Bunun yanı sıra, Osmanlı döneminden kalma çeşmeler, kemerli yapılar ve evlerin mimarisindeki detaylar Resmo’nun çok katmanlı tarihini açıkça ortaya koyuyor. Venedik ve Osmanlı izleri burada birbirine karışmış durumda. Kalede gördüğüm çok sayıda Osmanlı mezar taşı atalarımızın burada bıraktığı izler adeta. Osmanlıca mezar kitabelerini yapay zekaya okutup kimlere ait olduğunu öğreniyorum.
Argyroupoli: Suyun ve Tarihin İç İçe Geçtiği Durak
Resmo’dan sonraki durağım Argyroupoli. Burayı Kandiye’de bir barda tanıştığım lokal insanlar sayesinde keşfettim. Onlar yol üzerinde mutlaka Argyroupoli’ye uğramamı tavsiye etmişti. Ana yoldan 15-20 dakika saparak ulaşılan bu tarihi köyde antik Yunan’dan beri yaşam var. Antik Çağ’da Lappa olarak bilinen bu küçük kasaba, doğanın ve tarihin iç içe geçtiği sakin bir vaha gibi. Kayaların arasından fışkıran buz gibi sular, küçük şelaleler oluştururken, su kenarına kurulmuş tavernalar insana zamanın yavaşladığını hissettiriyor.
Burada kısa bir mola vermek bile Girit’in sadece deniz ve güneşten ibaret olmadığını anlamaya yetiyor. Yeşilin bu kadar canlı, suyun bu kadar berrak olduğu bir yerde, antik kalıntıların arasında yürürken geçmişin izlerini adım adım hissediyorsunuz.
Eğer benzer bir yol yapacaksanız burada bir öğle yemeği yemenizi tavsiye ederim.
Hanya: Limanda Saklı Osmanlı Mirası
Ve nihayet Hanya… Girit’in en büyüleyici şehirlerinden biri. Daha ilk anda, Venedik Limanı ve onun simgesi haline gelmiş deniz feneriyle insanı kendine çekiyor.
Ancak Hanya’yı asıl özel kılan şey, bu Venedik güzelliğinin içinde saklanan Osmanlı izleri.
Liman çevresinde yürürken karşınıza çıkan Küçük Hasan Paşa Camii (Yalı Camii), şehrin Osmanlı geçmişinin en zarif temsilcilerinden biri. Denizin hemen kıyısında yer alan bu yapı hem konumu hem de mimarisiyle Hanya’nın simgelerinden biri haline gelmiş.
Şehrin iç kesimlerine doğru ilerledikçe Osmanlı dönemine ait hamamlar, çeşmeler ve dar sokak dokusunda hissedilen doğu etkisi daha belirgin hale geliyor. Özellikle eski mahallelerde, taş evlerin arasında dolaşırken Osmanlı’nın bıraktığı izleri fark etmemek mümkün değil.
Yolun Kendisi Bir Hikâye
Kandiye’den Hanya’ya uzanan bu rota, Girit’in farklı yüzlerini peş peşe gösteren bir yolculuk. Argyroupoli’nin doğası, Resmo’nun çok katmanlı tarihi ve Hanya’nın büyüleyici atmosferi… Tüm bunlara Osmanlı’dan kalan izler de eklendiğinde, bu yolculuk sadece bir gezi olmaktan çıkıp adeta tarih boyunca yapılan bir yolculuğa dönüşüyor.
Bu yol bana şunu öğretti:
Girit’te asıl güzellik sadece manzaralarda değil; taşların, duvarların ve sessiz sokakların içinde saklı hikâyelerde gizli.