Haber / Barış Çoban

Tunceli'de 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana kayıp olan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişim Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülistan Doku’nun soruşturmasında cinayet şüphesiyle 7 ilde operasyon düzenlendi. Operasyonlarda 13 şüpheli gözaltına alındı. Gözaltına alınan isimlersin arasında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel ile Doku'nun eski sevgilisi Zeinal Abakarov, Abakarov’un annesi ve üvey babasının da olduğu öğrenildi. Şüpheliler, Tunceli’ye götürülmek üzere yola çıkarıldı. Doku’nun soruşturmasıyla ilgili yaşananları Mersin Mimoza Kadın Derneği Başkanı Çiğdem Göksoy’la konuştuk.

“Adaletin yıllardır işlemediği açığa çıktı”

Gülistandoku (2)

Kadınların ve Doku’nun ailesinin verdiği mücadelenin sonucunda geç de olsa şüphelilerin gözaltına alındığını dile getiren Göksoy, “Gülistan Doku dosyasında yıllar sonra gelen gözaltı kararları, ilk bakışta bir ‘gelişme’ gibi sunulsa da gerçekte bu durum adaletin işlediğini değil yıllardır nasıl işletilmediğini açığa çıkarıyor. Bu nedenle bugün yapılan operasyonlar, bir hukuk başarısından çok, kadınların ve ailenin bitmeyen mücadelesinin gecikmiş bir sonucu olarak okunmalıdır” dedi.

“Şüphelilerin korunması tesadüf değil”

Kaybolanın sadece bir kadın değil adaletin kendisi olduğunu iddia eden Göksoy, şöyle devam etti:

“Bu dosya, patriyarkanın yalnızca toplumsal ilişkilerde değil, devlet mekanizmalarında da nasıl kurumsallaştığını açık biçimde ortaya koyuyor. Gülistan’ın kaybolduğu ilk günden itibaren yürütülen süreçte, şüphelilerin korunması, soruşturmanın daraltılması, kritik iddiaların yeterince derinleştirilmemesi tesadüf değildir. Türkiye’de erkek şiddeti çoğu zaman bireysel bir suç olarak ele alınsa da bu tür dosyalar, şiddetin aynı zamanda politik ve yapısal olarak üretildiğini gösterir. Erkek egemen sistem, yalnızca şiddeti doğuran koşulları değil, şiddet sonrasında cezasızlığı da örgütler.

“Hakikatin açığa çıkarılmaması, aileyi bekleyişe mahkum ediyor”

Prof. Dr. Ayas: “Mersin’de turizm sezonu içerisinde denizanası görmeyi ummuyoruz”
Prof. Dr. Ayas: “Mersin’de turizm sezonu içerisinde denizanası görmeyi ummuyoruz”
İçeriği Görüntüle

Gülistan Doku’nun annesinin ‘Gülistan bir kez öldü, biz her saniye ölüyoruz’ sözleri, bu ülkede kayıp yakınlarının yaşadığı süreklileşmiş acının ve belirsizliğin en güçlü ifadesidir. Feminist açıdan bakıldığında bu durum yalnızca bireysel bir yas değil, politik bir şiddet biçimidir. Çünkü hakikatin açığa çıkarılmaması, cenazenin bulunamaması ve sürecin bilinçli şekilde uzatılması, aileyi sürekli bir bekleyişe mahkûm eder. Bu bekleyiş, zamanla bir işkenceye dönüşür ve bu işkencenin faili yalnızca olayın şüphelileri değil, aynı zamanda etkili bir soruşturma yürütmeyen mekanizmalardır.

Gülistan Doku dosyasının bugün hâlâ gündemde olmasının en temel nedeni ise feminist hareketin ısrarıdır. Kadın örgütleri bu süreçte yalnızca dayanışma gösteren yapılar olmamış; Aynı zamanda hakikatin peşini bırakmayan, toplumsal hafızayı diri tutan ve dosyanın kapatılmasını engelleyen bir mücadele hattı kurmuştur. Bu yönüyle Gülistan’ın kaybı, bireysel bir olayın ötesine geçerek kolektif bir adalet talebine dönüşmüştür. Feminist mücadele, bu dosyada hukuki sürecin pasif bir izleyicisi değil; bizzat onu harekete zorlayan temel güç olmuştur.

“Bu dosya cezasızlık politikalarının somut bir örneğidir”

Bugün gelinen noktada açık olan şudur: Gülistan Doku dosyası, Türkiye’de kadınların yalnızca yaşamlarının değil, kaybolduklarında dahi haklarının nasıl korunmadığını gösteren bir sembole dönüşmüştür. Bu nedenle mesele yalnızca Gülistan’ın nerede olduğu değil; bu ülkede kadınların neden korunmadığı, neden kaybolduğu ve neden adaletin bu kadar geciktiğidir. Gerçek bir adalet ise ancak tüm bu soruların cesurca sorulması ve yanıtlanmasıyla mümkün olacaktır.”

Muhabir: Barış Çoban