Haber / Gülsen Kaya
Pelvik Fizyoterapist Aslı Kuzu, Mersin Haber Merkezi’ne pelvik fizyoterapisinin önemini anlattı.
Görünmeyen sağlık problemlerinin her zaman geç fark edildiğini kaydeden Kuzu, “Belki de en büyük problem; pelvik tabanın görünmeyen bir bölge olması. Oysa pelvik taban sadece birkaç kastan ibaret değildir. O bölge; bedenin merkezidir. Bir binanın temeli neyse, beden için pelvik taban da odur. Güçlü olduğunda hayat kalitesini taşır, bozulduğunda ise insanın sosyal yaşamını, özgüvenini, psikolojisini ve hatta ilişkilerini bile etkileyebilir. Neden insanlar yıllarca idrar kaçırmayı ‘normal’, ağrılı ilişkiyi ‘kader’, kabızlığı ‘alışkanlık’, doğum sonrası problemleri ise ‘anneliğin bedeli’ sanıyor?
“Pelvik taban rehabilitasyonu ‘lüks’ değil, ihtiyaçtır”
Pelvik rahatsızlıkların problem değil hayatın tam merkezine dokunan durum olduğunun altını çizen Kuzu, “Bir insan gülmekten korkuyorsa çünkü idrar kaçırıyor, uzun yolculuk planlayamıyorsa çünkü sürekli tuvalet arıyor, evliliğinde ağrı nedeniyle yakınlaşmaktan kaçıyorsa, kabızlık yüzünden yaşam kalitesi düşüyorsa, doğumdan sonra bedenine yabancı hissediyorsa tam da bu yüzden pelvik taban rehabilitasyonu ‘lüks’ değil, ihtiyaçtır” şeklinde konuştu.
Bilimsel çalışmaların pelvik taban rehabilitasyonunun; idrar kaçırma, pelvik organ sarkmaları, kronik
pelvik ağrı, vajinismus, cinsel fonksiyon bozuklukları, dışkı kaçırma, doğum sonrası iyileşme süreçleri ve bazı bağırsak problemlerinde etkili olduğunu gösterdiğini kaydeden Kuzu, “Üstelik bu yaklaşım yalnızca egzersizden ibaret değildir. Manuel terapi, nefes eğitimi, postür düzenlemesi, davranışsal eğitim, biofeedback uygulamaları ve multidisipliner destekle bütüncül bir sistem oluşturur” dedi.
“Pelvik fizyoterapiste gitmeye çekiniyoruz çünkü utanıyoruz”
Bireylerin pelvik fizyoterapiste gitmeye çekindiğinin altını çizen Kuzu, “Çünkü utanıyoruz. Çünkü bize yıllarca bu bölgenin konuşulmaması öğretildi. Birçok danışan ilk görüşmede gözlerini kaçırarak konuşuyor. Fısıltıyla derdini anlatıyor. ‘Bunu ilk kez söylüyorum’ diyen o kadar çok insan var ki. Oysa aynı kişi bel ağrısını rahatça anlatabiliyor. Demek ki sorun sadece hastalık değil; toplumsal sessizlik.
Belki de pelvik taban rehabilitasyonunun en zor kısmı kasları tedavi etmek değil; insanların utanma duvarını yıkabilmek. İnsanlar bazen sosyal medyada gördükten sonra cesaret buluyor. Bazen bir doktor yönlendirdiğinde ‘Demek ki gerçekten böyle bir alan varmış’ diyor. Hatta bazı danışanlar tedavi sonrası ‘Keşke bunu yıllar önce bilseydim’ cümlesini kuruyor. İşte insanın içini en çok acıtan cümle de bu oluyor. Çünkü bilgiye geç ulaşmak bazen yılların kaybı demek” ifadelerini kullandı.
“Sessiz çalışan ama hayatı taşıyan görünmez bir sistem gibi”
Pelvik fizyoterapinin daha fazla görünür olması gerektiğini kaydeden Aslı Kuzu şunları söyledi:
“Peki neden bu kadar önemli bir alanı daha fazla konuşmuyoruz? Neden okullarda beden farkındalığı eğitimlerinde pelvik sağlık anlatılmıyor? Neden kadınlar doğumdan sonra sadece bebeğin kontrolüne çağrılıyor da annenin pelvik sağlığı ikinci plana atılıyor? Neden erkeklerde pelvik taban problemleri hâlâ tabu kabul ediliyor? Neden insanlar ancak sosyal medyada görünce bu alanın varlığından haberdar oluyor? Belki artık şu soruyu sormamız gerekiyor: Pelvik sağlığı toplum olarak nasıl görünür hâle getirebiliriz?
Daha fazla bilinçlendirme seminerleri mi yapılmalı? Hastanelerde pelvik sağlık birimleri mi artırılmalı?
Kadın doğum, üroloji ve gastroenteroloji klinikleriyle daha güçlü ekip çalışmaları mı kurulmalı? Üniversitelerde bu alan daha kapsamlı mı öğretilmeli?
Yoksa en önemlisi, insanların utanmadan konuşabileceği güvenli alanlar mı oluşturulmalı? Çünkü sağlık sadece hastalıkları tedavi etmek değildir. Sağlık, insanın yaşam kalitesini koruyabilmektir. Pelvik taban tam da burada devreye giriyor. Sessiz çalışan ama hayatı taşıyan görünmez bir sistem gibi. Belki de artık bedenimizin en sessiz bölgesini duymanın zamanı gelmiştir. Çünkü bazen hayat kalitesini değiştiren şey, yıllarca görmezden gelinen küçücük bir kas grubudur.”




