Haber / Güven Güneş
Son günlerin en çok konuşulan projelerinden olan “Plaj Mersin” projesiyle birlikte kent merkezinde de vatandaşların denize girebilmesini kolaylaştıracaklarını ifade eden Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in vizyon projelerinden biri olan projeye dair uyarı geldi. Çevre Mühendisleri Odası Mersin Şube Başkanı Sinan Can, deniz kirliliğine dikkat çekerek, “Plaj Mersin projesinin hazırlık aşamasındaki süreçlerini kamuoyu ve ilgililerin bizlere aktarımıyla öğrendik. Plaj Mersin gibi projelerin dünyada ve Türkiye’de örnekleri oldukça fazla. Kıyının geçmişteki gibi doğal haline dönüştürülmesi tüm Mersinlilerin arzu ettiği bir konu. Halihazırda dolgu ile park olarak kullanılan alanın çok az bir kısmı mendireklerle birlikte kumsal haline gelmiş durumda.

Gönül ister ki park ile birlikte Antalya Konyaaltı Sahili gibi insanların denize girebildiği ve parktan doğrudan istifade edildiği bir ortam yaşansın. Plaj Mersin projesi bu olumlu düşünceyi ortaya koymaktadır. Fakat burada konuşulması gereken en önemli konu, denizin son derece yüksek oranda kirlilik baskısı altında olması ve denizlerin artık kirlilik nedeniyle kullanılamaz hale geldiği meselesidir. Son dönemlerde görüyoruz ki, kentlerde kirlilik nedeniyle kamusal alanlar insanlar tarafından artık kullanılamıyor ve bu alanlardan yeterince faydalanılamıyor. Projeyi olumlu görmek ve Mersin’e katkısının yüksek olacağını vurgulamakla birlikte, denizdeki kirlilik problemi ortadan kalkmadığı sürece insanların bu alanları ne kadar kullanacağı sorusu belirsizliğini koruyacaktır” dedi.
“Mersin’de çevre sorunları birbirini besleyen risklere dönüştü”
Kentin uzun yıllardır temiz hava ve rüzgarlarıyla anılmasının artık pek geçerliliği olmadığını ve birbirini tetikleyen çok sayıda olayların kentin ekosistemine zarar verdiğini ifade eden Başkan Can, “Mersin’e baktığımızda, kentin çevre gündemi tek bir sorun değil, birbirini besleyen birkaç büyük risk belirliyor. Öncelikli olarak deniz kirliliği ve Akdeniz ekosisteminin bozulması dikkat çekiyor. Mersin’in en büyük doğal ve ekolojik özelliği Akdeniz kıyılarıdır. Ancak plastik atıklar, tarımsal kaynaklı kirlilik, liman faaliyetleri ve yoğun kıyı kullanımı nedeniyle deniz ekosistemi ciddi baskı altında. ÇMO Mersin Şubesi olarak 2018 yılından itibaren Mersin’in hava kirliliği raporlarını yayınlıyoruz. Mersin genellikle ‘rüzgârlı ve temiz hava’ algısıyla anılsa da son raporlar bunun her zaman geçerli olmadığını gösteriyor.

Özellikle trafik yoğunluğu, ısınma kaynaklı kirlilik, liman faaliyetleri, sanayi tesisleri ve bazı dönemlerdeki meteorolojik koşullar nedeniyle partikül madde ve azot oksit seviyeleri sınır değerleri aşabiliyor. Ayrıca PM2.5 gibi insan sağlığı açısından kritik kirleticilerin yeterince izlenmediği de bilinmektedir. İklim değişikliği özelinde su kaynakları üzerindeki baskı ve kuraklık gün geçtikçe artmaktadır. Akdeniz Havzası, iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgeler arasında gösteriliyor. Plansız kentleşme ve kıyı baskısı biyoçeşitliliği olumsuz yönde etkilemektedir. Son yıllarda nüfus artışı ve yoğun yapılaşma özellikle kıyı bandında doğal alanların daralmasına yol açıyor. Kentimizde yaşanan yapılaşma sahil şeridinde betonlaşma, habitat kaybı ve yeşil alan azalmasına neden olmaktadır. Bu durum sel riskini artırıyor, ısı adası etkisini güçlendiriyor ve kıyı ekosistemlerini zayıflatıyor” sözlerini kullandı.
“Bütünlük olmadan çalışmalarda sonuç vermez”
Mersin için hem iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamayı hem de mevcut çevresel baskıların azaltmasının hedeflenmesi gerektiğine işaret eden Can, “Çünkü kent aynı anda bir tarım merkezi, önemli bir liman kenti, hızla büyüyen bir yerleşim alanı ve hassas Akdeniz ekosistemlerinin bulunduğu bir bölge. Çevre sorunlarının çözümü yalnızca merkezi yönetimlerin, yerel yönetimlerin veya uzmanların görevi değildir. Özellikle Mersin gibi deniz, tarım, sanayi ve turizmin iç içe geçtiği kentlerde çevre bilincinin yükselmesi; yerel yönetimlerin, kurumların ve vatandaşların birlikte hareket etmesine bağlıdır. Çevre bilinci yalnızca çevreyi temiz tutmakla ilgili değildir; suyu, toprağı, havayı ve doğal yaşamı gelecek kuşaklara aktarabilme sorumluluğudur. Yerel yönetimler kentleri daha dirençli hale getirmeli, merkezi yönetimin taşra teşkilatları çevre sorunlarını izleme, denetleme ve kontrol mekanizmalarını artırmalı, vatandaşlar ise günlük yaşamlarında çevre dostu alışkanlıkları benimsemelidir. Ancak bu üç ayağın birlikte çalışmasıyla Mersin daha yaşanabilir ve iklim değişikliğine karşı daha dirençli bir kent haline gelebilir” ifadelerine yer verdi.

İklim krizi ve değişikliğine dairde yereldeki çalışmalara hakkında açıklamalarda bulunan Başkan Can, “Halihazırda Büyükşehir Belediyesi ve Yenişehir Belediyelerinin İklim Eylem Planları mevcut. Planların gerek hazırlanma gerekse izleme değerlendirme kısmında Çevre Mühendisleri Odası olarak dahil olup süreci yönlendirme şansımız oldu. Bu konuda belediyeler kapsayıcılık ilkesi çerçevesinde odamız ile doğrudan ilişki içerisindedir” dedi.




