Önce Şanlıurfa hemen ertesi gün de Kahramanmaraş, umarım bu son olur. Hafta içi içimiz yandı… Biri öğretmen 10 can bu hayattan yitip, gitti.

Peki neden?

Ailesi tarafından yaşadığı psikoloji sorunlar göz ardı edilen, öğretmenlerinin uyarılarına rağmen yalnızca birkaç haftadır tedaviye başlayan onu da düzenli olarak yapmayan bir çocuğun okuduğu okula, arkadaşlarına, öğretmenlerine düzenlediği saldırı yüzünden.

Hepimizin içi yandı. Anne babalar evlatsız, evlatlar ise annesiz kaldı. Kahraman öğretmenimiz öğrencilerine kendini siper ederek son nefesinde dahi onların hayatta kalması için mücadele etti.

Doğum oranlarının düştüğü ülkemizde özellikle yeni evlilere çocuk yapmaları konusunda teşvikler sürerken, belli yaşlara getirdiğimiz çocuklarımızı koruyamazken ne anlamı var bu teşviklerin?

Geleceğimizi emanet ettiğimiz nesillerin; sağlıklı ailelerde, düzenli ve kaliteli eğitim desteği ile yetişmelerine olanak sağlamadan ailelerden çocuk yapmalarını beklemek anlamsız olmaz mı?

Olaylar sonrasında eğitimcisinden psikoloğuna, ebeveynlerden ekonomistlere kadar pek çok kişinin görüşlerini hepimiz dinledik, izledik.

Bu yalnızca ülkemizde değil dünya çapında her ülkeden ailenin göz ardı ettiği, anlamaktan kaçtığı, konduramadığı belki de ötelediği çocukların mental sağlıkları her geçen gün kötüye gidiyor.

Sağlıksız ve zararlı içeriklerle dolu sosyal medya araçlarının çocukların bu kadar kolay ulaşabildiği bir dünyada onları yanlış yönlendiren, zayıflıklarından faydalanan ve hatta kötülüklere sürükleyen içeriklerden uzak tutmak önce ailelerin sonra eğitimcilerin sonra da toplum olarak hepimizin görevi olmalı.

“Benim çocuğum yok” ya da “Benim çocuğum yapmaz” diyerek bir köşeye çekilmek, bu işin en kolay yanı ve bu tarz yaklaşımlar bu olayların önüne geçmemizi engelliyor.

Çocuklar hepimizin, çocuklar bu ülkenin, bu dünyanın geleceği. Onların sorunlarını dinlemek, gözlemlemek ve en ufacık bir farklılıkta hemen onlara destek olabilecek her türlü imkanı sağlamak bizlerin görevi olmalı.

Doğdukları günden itibaren üzerine titrediğimiz çocuklarımızı ergenlik dönemlerinde başına buyruk bırakmak, ilgilenmemek, “iyiyle kötü ayrımını kendisi yapsın, büyüsün, olgunlaşsın” demek onlara yapacağımız en büyük kötülük.

Bizler yaşları kaç olursa olsun onlara her zaman bizim bakmakla, destek olmakla yükümlüyüz, her sorunlarında gelip bizimle rahatça konuşabilecek alan tanımakla yükümlüyüz, her türlü kötülükten, kötü içerik ve yönlendirmelerden korumakla yükümlüyüz.

Bugün göz ardı edilen, önemsenmeyen kabullenilmeyen bir sorun yarın yeniden onlarca canımıza mal olabilir.

Çocuklardaki farkları, farklılıkları gözlemlemek, tedavi edilmeleri için sonuna kadar gitmek ve sağlıklı bireyler olarak onları topluma kazandırmak hepimizin sorumluluğu.