Dağlık Kilikia Bölgesi sınırları içerisinde, Mersin’in Mut İlçesi’nde, Toros Dağları’nın üzerinde yer alan Mavga Kalesi, savunma açısından gördüğüm en korunaklı kalelerden birisi oldu. Bu korunaklı ifadesini kullanırken inanın en küçük bir mübalağa yapmadım. Düşünün ki kale, üç tarafından derin kanyonlarla çevrilmiş ve kaleye girilebilen tek noktada da bir savunma kulesi yapılmış. Bu kaleyi geçmiş zamanlarda ele geçirmek isteyenler olduysa bile, asla başarılı olduklarını düşünmüyorum. Mavga Kalesi mücadele yapılarak değil, ancak kaleyi savunanların kendi rızalarıyla teslim olmaları sonucunda ele geçirilebilecek bir kaledir. Zaten kanyonların olduğu cephelerden, kaleye ulaşmak mevzu bahis bile olamaz. Kanyonlar o kadar dik ve derin ki kanyonların üzerindeki düzlüklerden kanyonun içerisine bakmak, insana sadece korku verir.

Stratejik konumu ve mimarisiyle dikkat çeken Mavga Kalesi, Kozlar Yaylası yakınında Eyre Dağı'na bitişik konumda, Mut’un 16 km. kuzeydoğusunda konumlandırılmıştır. Mavga Kalesi’nin adı, Ermeni ve Selçuklu kaynaklarında da geçen “Mavga” sözcüğünden yola çıktığımızda, kalenin adının 13. Yüzyıldan beri değişmeden kullanıldığını söylemek mümkündür. Hellenistik dönemde önemli bir yerleşim noktası olarak kullanılan kale, daha sonra Roma ve Bizans dönemlerinde de stratejik önemini devam ettirmiştir. Özellikle Roma döneminde bölgedeki ticaret yollarını kontrol etmek amacıyla kullanılan kale, Bizans döneminde savunma amaçlı daha da güçlendirilmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti ardından Osmanlı Dönemi’nde de kullanılan kale, tarih boyunca farklı medeniyetlerin etkisi altında kalmış ve her dönemde stratejik önemini hep korumuştur.

Kaledeki mağaralar arasında kare ve dikdörtgen planlı, küçük girişlere sahip, kaya mezarları vardır. Kilikia Bölgesi’ndeki bu tarz mezar yapılarının, Roma Dönemi’ndeki ölü gömme anlayışının bir parçası olduğunu biliyoruz. Sadece bu bilgi bile kalenin, Anadolu Selçuklu Dönemi’nden önce de varlık gösterdiğinin bir kanıtı olarak karşımıza çıkar. Anadolu’daki kale yerleşimlerine bakıldığında, medeniyetler arası etkileşimi rahatlıkla görmemiz mümkündür. Kaleler, savunma ve korunma açısından stratejik yerlere yapıldığından dolayı, bir sonraki uygarlık kendinden önceki uygarlığa ait olan bir yapıyı rahatlıkla kullana gelmiştir. Bu sebepten, aynı kalenin birçok medeniyet tarafından kullanılması, doğal ve kaçınılmaz bir süreç halini almıştır.

Kale sarp ve derin uçurumlarla çevrili, dik bir kayalık zemin üzerine yapıldığından görünüşü ürperti vermektedir. Bu özelliklerinden dolayı da ulaşılması zor bir konumdadır. Kaleye giriş ancak açılır - kapanır ahşap bir köprü ile sağlanmış olmalıdır. Denizden yüksekliği yaklaşık 1000 metre olan kale, çevresindeki kanyonlardan da yaklaşık 100 metre yükseklikte yer alır. Kale kayalar oyularak yapılan odalar, hayvan barınakları, yemeklikler, sulama tekneleri, depolar ve içi Horasan harcı ile sıvanmış su sarnıçları gibi pek çok tarihi yapı ve kalıntıyı içerisinde barındırıyor. Kalenin içinde ve çevresinde yer alan doğal mağaralar, yerleşim amacı ile şekillendirilmiş ve buralarda insan yaşamı sağlanmıştır.
Kalenin kuzeydoğu ucunda, günümüze sağlam bir şekilde ulaşan burcunun üzerindeki dikdörtgen bir nişin içinde, Arapça bir kitabe bulunmaktadır. Kitabede, kalenin Anadolu Selçuklu Devleti zamanında, Alaeddin Keykubat’ın emriyle 1230 yılında yaptırıldığı bilgisi vardır. Daha çok kireç taşı kayaların oyulmasıyla yapılan kalenin, zaman içerisinde sur duvarlarında önemli tahribatlar oluşmuştur. Anadolu Selçuklu Dönemi’nde kalede, onarım ve güçlendirme çalışmaları yapıldığını da bu kitabeden anlamak mümkündür. Zaten Alaeddin Keykubad, padişahlığı döneminde özellikle Anadolu’daki kaleleri güçlendirme konusunda oldukça aktif bir padişahtı. Burçtaki bu yazıt, kale ve kale çevresinin Selçuklu dönemiyle olan bağlantısını ve Alaeddin Keykubad’ın bölgedeki etkinliğini göstermektedir.
Arkeoloji terminolojisinde “kale-dağ” olarak adlandırılan ve oldukça az rastlanan, doğal korunaklı bir yapıya sahip olan Mavga Kalesi, Anadolu’daki binlerce kale içerisinde stratejik açıdan, savunma mimarisinin en değerli örneklerinden birisidir. Bu güçlü ve doğal savunma yapısı kaleyi, taa Hellenistik Dönem’den Osmanlı Dönemi’ne kadar değerini korumasını sağlamıştır. Kale savunma açısından ne denli önemliyse, ticaret yollarının korunması açısından da bir o kadar önemlidir. Nasıl önemli olmasın ki? Kalenin bulunduğu yerden 16 km uzakta olan Mut İlçesi bile, çıplak gözle rahatlıkla görülebilmektedir. Bütün bu özellikler bir araya geldiği için de kale, yüzyıllar boyunca savunma ve gözetleme kolaylığı sağlayan iki önemli özelliğini, antik dönemden itibaren sürdüre gelmiştir.

Mavga Kalesi’ni gezmeniz için çok sebebiniz olduğunu düşünüyorum. Çevresinin derin kanyonlardan ve uçurumlardan oluşması, kalenin üstünden esen rüzgarların akışına kendisini bırakarak süzülen atmacaların varlığı, kalenin doğal ve insan gücüne dayalı yapısının görülebilmesi ve kaleyi gezme şansına sahip olan her doğaseverin, kale ve çevresine kendince anlamlar yükleyebildiği bir yer olması sanırım kaleyi gezmek için yeter sebeplerden. Kaleyi bir gün ziyaret etme şansını yakalarsanız, kalenin batı ucundan, onlarca kilometre uzaklıktaki Mut’un platolarını, sırtınızı bir kayaya yaslayıp izlemelisiniz. Bu izlemeyle birlikte Mavga Kalesi’ni, bakmak ve görmek arasındaki farkı görebilmek için buranın en doğru yer olduğunu, siz de ifade emekten çekinmeyeceksiniz.