Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXXXVI-| Dünde Kalan Sözler- XXI- | Mersin Birinci Milli Kültür ve Eğitim Sempozyumu Açılışı

Sabahattin Çakmakoğlu'nun 18 Aralık 1987'de Mersin'de düzenlenen “Birinci Milli Kültür ve Eğitim Sempozyumu’nun açılışında yaptığı bu konuşma, serinin belki de en kapsamlı, en teorik ve en medeniyet perspektifli” metnidir. Daha önceki konuşmalarda eğitimin iki boyutunu (evrensel-milli) ele alan Çakmakoğlu, bu kez “kültür kavramını da işin içine katarak” çok daha geniş bir çerçeve çiziyor. Konuşma, bir sempozyum açılışı olmaktan öte, “kültür emperyalizmi, asimilasyon, milli kimlik, eğitimde millilik, halk eğitimi ve kültürel taklitçilik” gibi birbiriyle ilişkili temaları derinlemesine işleyen bir başyapıt niteliğindedir. Bu sempozyumun organizasyonunda "talimatımız dâhilinde hazırlamaya çalışan, değerli görevli arkadaşlarımı kutluyorum" sözleriyle işaret ettiği ekibin gayreti, bu tür kültürel faaliyetlerin “kolektif bir çabanın ürünü” olduğunu göstermektedir.

Kültürün Tarifi: "Bir Hayat Tarzı"

Çakmakoğlu, konuşmasına kültür kavramını tanımlayarak başlıyor. Ona göre kültür, "İnsanların, toplumların, millet hayatına geçiş halinde bulunanların ve nihayet millet şuuruna erişmiş toplumların büyük geçmişlerinin içerisinde tekrarlanan, vazgeçilmez çok değişik alanlarda meydana gelmiş bir oluşmaların toplamı, bir hayat tarzıdır." Bu tanım, kültürün “statik değil dinamik, geçmişten geleceğe uzanan bir süreklilik olduğunu vurguluyor. Aynı zamanda kültürlerin hem “milli” hem de “ortak” yönleri olduğunu belirtiyor: "Kültürlerde millilik olduğu kadar birçok milletlerin ortak kültür değerlerinin de paylaşılması vardır."

Kültür Savaşları ve Emperyalizmin Yeni Yüzü

Çakmakoğlu'nun konuşmasındaki en çarpıcı analizlerden biri, “savaş kavramını yeniden tanımlamasıdır.” Ona göre dünya tarihi boyunca süren sıcak savaşlar (militarist emperyalizm) hızını kaybetse bile, asıl büyük savaş “ekonomik savaş” ve ondan da önemlisi “kültür emperyalizmi”dir" Hatta dikkat edilirse devler savaşıyor diyebiliriz. Bu devlerin içerisinde aslında savaşan devler değil. Savaşan ekonomilerdir, kültürlerdir. Belki diğerlerinden çok az masraflı, fakat çok daha şuurlu ve geleceği elde etmenin savaşı sıcak savaşlar değildir." Bu tespit, Soğuk Savaş'ın henüz yeni bittiği bir dönemde, Çakmakoğlu'nun “uluslararası ilişkilerdeki paradigma değişimini” doğru okuduğunu gösterir.

Asimilasyon: "Beyinleri ve Kaleleri İçten Fethetmek"

Çakmakoğlu, “asimilasyon” kavramını da kültür emperyalizmi çerçevesinde ele almaktadır. Asimilasyon, bir devletin sınırları içindeki farklı milletleri, toplumları “örf ve adetleriyle, diliyle, inançlarıyla, hayat tarzıyla kendine benzetmesi”, yani “kültürlerini kaybettirip kendi kültürünü kazandırmasıdır”. Bu sürecin en tehlikeli yanı, fiziki sınırları zapt etmeye gerek kalmadan "beyinleri ve kaleleri içten fethetmesi"dir.

Bu analizini somut örneklerle desteklemektedir:

- Amerika kıtasındaki “İnkalar, Aztekler, Kızılderililer” kültürlerini kaybettikleri için bağımsızlıkları da kalmamıştır.

- Afrika'dan getirilen siyahlar, renkleri farklı olsa da “dilleri, giyimleri, hayat tarzları” bir Amerikalı gibi olduğu için ayrı bir millet olma iddiasında bulunamamaktadırlar.

Bu örnekler, Çakmakoğlu'nun “kültürel asimilasyonun bir milletin varlığını nasıl ortadan kaldırdığına” dair güçlü bir tarihsel perspektife sahip olduğunu gösteriyor.

Milli Kültür ve Evrensel Kültür Dengesi

Çakmakoğlu, bu noktada önemli bir “denge” vurgusu yapmaktadır. Kültür emperyalizmine karşı mücadele, insanlığın ortak buluşlarından, teknolojik gelişmelerden, medeniyet nimetlerinden mahrum kalmak anlamına gelmemelidir. "Tabii bundan şu anlaşılmasın. İnsanlığın buluşları, teknolojideki gelişmeleri, medeniyet nimetlerini paylaşmayalım. Paylaşalım, hatta en iyisini geliştirerek, yaparak paylaşalım. Ama özelliklerimizi, atalarımızdan tevarüs ettiğimiz değerlerimizi kaybettiğimiz zaman, bizi bizden farklı hale getirilmeyi önlemediğimiz takdirde, ayrı bir millet olmak ve onun kavgasını yaparak bağımsızlığımızı devam ettirmek mümkün değildir." demektedir.

Burada Çakmakoğlu, "çember mi, çekirdek mi?" sorusunu sorar. Milli kültür değerleri, evrensel kültürün dışında bir çember mi oluşturmalı, yoksa onun merkezinde bir çekirdek mi olmalıdır? Bu soru, onun “kültürel kimlik tartışmalarındaki derinliğini göstermektedir.

Atatürk ve Milli Eğitim

Çakmakoğlu, “Büyük Atatürk'ün” kurduğu bakanlığa ve eğitim faaliyetine "eğitimde millilik" damgasını vurduğunu hatırlatıyor. "Evet eğitim herkes için geçerli, bütün insanlarımız için geçerli, ama bizim için önce 'Milli Eğitim' geçerli. Önce kendimizi bileceğiz. Tarihimizi bileceğiz. Dilimizi iyi öğreneceğiz. Kültür değerlerimizi iyi öğreneceğiz. Geçmişte beraber olmanın sevincini, geçirdiğimiz acı günlerin bize ders olması gereken hatıralarını tekrarlayacağız." Bu sözler, onun daha önceki konuşmalarında geliştirdiği “eğitimin iki boyutlu modelinin” bir tekrarıdır, ancak bu kez kültür boyutuyla zenginleştirilmiştir.

Halk Eğitimi ve Yaygın Eğitim

Sempozyumun ana teması olan “Halk Eğitimi” konusunda Çakmakoğlu, önemli bir kavramsal ayrım yapıyor:

Yaygın Eğitim: Çağa, yaşa bakmayan, herhangi bir mekân tanımayan, her yerde yapılabilen eğitim.

Halk Eğitimi (dar anlamda): Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Halk Eğitimi Merkezlerinin yaptığı eğitim.

Halk Eğitimi (geniş anlamda): Radyo-televizyon, basın, kitap, kültürel faaliyetler, sanat faaliyetleri gibi "manevi manada bizi biz yapan bütün değerlerin öğretilmesiyle ilgili çalışmalar".

Çakmakoğlu'na göre asıl tartışılması gereken, “milli kültür değerlerinin Halk Eğitimi yoluyla nasıl yaygınlaştırılacağı, korunacağı, geliştirileceği ve öğretileceğidir.” Bu sorunun cevabını, sempozyuma katılan “bilim adamları” verecektir.

Kültürel Taklitçilik Eleştirisi: Yemek Kültürü Örneği

Konuşmanın belki de en somut, en renkli ve en çarpıcı bölümü, Çakmakoğlu'nun “kültürel taklitçilik” konusundaki eleştirileridir. Turizm sektörünü örnek verir: Büyük oteller, restoranlar yapıyoruz, ama bunların “mimarisinden dekorasyonuna, müziğinden yemek listelerine kadar” kendi milli karakterimizi yansıtmadığını söylüyor ve ekliyor Fransız otelleri Fransız, Alman otelleri Alman karakterini taşırken, bizim otellerimizde durum farklıdır.

Özellikle “yemek kültürü” konusunda çarpıcı bir eleştiri yapıyor: "Yemek listelerimize bakınız büyük restoranların, otellerin (ekose etekli) levrek, karides kokteyli, şinitzel, şatobriyan, rozbif... Bizim yemek kültürümüzün çeşitleri neden yok? Kaldı ki dünyada en iyi üç mutfağı olan ülkelerden, milletlerden biriyiz.". Gelen turistler kendi ülkelerinde bu yemeklerin en iyisini zaten yiyebilmektedir. Oysa onlara “bize özgü” olanı sunmak hem daha cazip olacak hem de kendi kültürümüzü tanıtacaktır.

Bu eleştiri, Çakmakoğlu'nun “kültürel özgüven eksikliğine” yönelik önemli bir uyarısıdır.

Mersin'in Kültürel Eksiklikleri

Konuşmanın sonunda Çakmakoğlu, “Mersin'in kültürel eksikliklerini” samimiyetle sıralamaktadır:

- Üniversite kampüsü yok

- Müzik odaları, konser salonları, halk oyunları bölümleri, spor tesisleri, amfiler yetersiz.

- Salon sıkıntısı var.

- Bilim adamlarından, öğretim üyelerinden mahrumuz.

Bu eksiklikleri itiraf ederken, kendisini de "bir tatbikatçı", "bir amatör" olarak tanımlar. Asıl katkının, sempozyuma tebliğ sunacak olan “bilim adamlarından geleceğini söylemektedir.

Sonuç: Kültür ve Eğitimde Milli Kimlik Mücadelesi

Bu konuşma, Sabahattin Çakmakoğlu'nun “kültür, eğitim, milli kimlik ve emperyalizm” konularındaki en kapsamlı analizidir. Metnin ana hatları şöyle özetlenebilir:

- “Kültür, bir milletin hayat tarzıdır” ve hem milli hem de evrensel boyutları vardır.

- “Günümüz savaşları sıcak savaşlar değil, kültür savaşlarıdır.” Ekonomik emperyalizm kadar, kültür emperyalizmi de tehlikelidir.

- “Asimilasyon, kültür emperyalizminin en etkili silahıdır.” Bir millet kültürünü kaybederse, bağımsızlığını da kaybeder.

- “Milli kültür ile evrensel kültür arasında denge kurulmalıdır.” Medeniyetin nimetlerinden faydalanırken, özümüzü kaybetmemeliyiz.

- “Atatürk'ün "milli eğitim" vurgusu, bu dengenin temelidir. Önce kendimizi, tarihimizi, dilimizi, kültürümüzü bileceğiz.

- “Halk Eğitimi, milli kültürün yaygınlaştırılmasında hayati bir araçtır.”

- “Kültürel taklitçilikten kurtulmalı, kendi değerlerimizi sunmaktan çekinmemeliyiz. Dünyanın en iyi mutfaklarından birine sahipken, yemek listelerimizde yabancı isimlere yer vermek anlamsızdır.”

- “Mersin'in kültürel eksiklikleri vardır, ancak bu sempozyum gibi faaliyetler, eksiklikleri giderme yolunda önemli adımlardır.”

|5 Nisan 2026 |Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXXXVII-| Dünde Kalan Sözler- XXII- | Mersin Birinci Milli Kültür ve Eğitim Sempozyumu Açılışı | Hilmi DULKADİR