Mersin, çam ormanları, zengin bitki örtüsü, kıyıları ile farklı doğal güzelliklere sahiptir. Bu zenginlikler içinde şirin köyleri, antik kentlerin kalıntıları, gölleri, çağlayanları, yer almaktadır. Akdeniz ile buluşan koylar, kıyılar, karlı yüksek zirveler şanslı bir coğrafyada bulunduğumuzu anlatmaktadır. İlerlemiş toplumlar tarımla, turizmle, kültürel / sanatsal etkinliklerle insanlarını doğanın içine çekebiliyor; doğanın sunduğu güzelliklerden, nimetlerden ve olanaklardan insanlarını yararlandırabiliyor. Doğada yürüyüşler, tırmanışlar, dağcılık / kayak etkinlikleri ile buluşanların sağlıklı, doyumlu ve mutlu olmalarına katkı sağlıyor

Dağlarda, ormanlarda olmanın tadını çıkarıyor beton kentlere sıkışmış kentliler. Bulundukları noktayı ve güzergahı ağaçlardaki işaretlerden öğreniyorlar. Sırt çantalarında yürüyüşe uygun giyim, ayakkabı ve az, fakat gerekli içecek yiyecek taşıyorlar. Anglosaksonlar trekking, Almanlar wandern olarak adlandırıyorlar, olmazsa olmaz kuralları olan bu disiplinli yürüyüşleri.

Erdal

Mersin’de doğa yürüyüşleri, çevre bilinci tek başına Erdal Şenel tarafından başlatıldı. 1989 yılında İçel Sanat Kulübü’nün kuruluşuyla disiplinli çalışmalar kulüp bünyesinde düzenlenmeye başlandı. Binlerce insana doğa ve çevre sevdirilmiş; sağlıklı ve mutlu yaşamın sırları, tehlikelerden korunmanın kuralları gösterilmiştir. İçel Sanat Kulübü kurulmadan önce, Erdal Şenel Mersin Dağ-Tenis- Su Sporları Kulübü’nün kurucusu oldu, ilk projeleri yaptı; rehber, öğretmen ve aydın bir kişi olarak topluma ve insanlarımıza ömür boyu doğayı, çevreyi, güzelliklerini ve yanı başımızdaki zenginliklerini tanıttı.

Erdal Şenel ve Eşi Eliza Hanım ile birlikte küçücük dağ evlerini herkese açık bir müze gibi donatmışlardı. Kitaplarının pek çoğunu dostlarına dağıttılar. Eşi Liza’yı yitirmişti. Mersin’de tek başına yaşayamayacaktı. Kuzeni onu İstanbul’a yanına aldı. Bir süre sonra kuzenine Mersin'e gelip, İçel Sanat Kulübü’nde dostlarını ziyaret etmek istediğini söylemiş. Geliş tarihi belirlendi. O gün özlem ve vefa duygularıyla dolu dostları ona sarıldı, kucakladı; hayatlarına kattığı, eğitim verdiği doğa sporları için teşekkür etti.

Hepimizin teker teker elini sıktı, sarıldı, gülümsedi. Fakat anlamadığımız bir dil konuşuyor gibiydi. Sözcükler değil, heceler çıkıyordu ağzından. Anladık, sözcükler onu terk etmişti. Dokunuşlarla, gülümsemelerle özlem giderdik. Bize aşıladığı çevre, doğa bilinci için teşekkür ettik. Yanı başımızda olan, fakat fark etmemiş olduğumuz ormanları, ağaçları, bitkileri, kuşları, mağaraları, çağlayanları, zirveleri, ırmakları tanıttığı; yaşamlarımızı daha güzel, daha zengin ve daha mutlu yaptığı için; doğada insanın nasıl davranması gerektiğini gösterdiği için; insan bedeninin gücünü, yapabilirliklerini tanıttığı için. Veda etmeye gelmişti uzun yoldan. Onu bir daha göremeyecektik, biliyorduk. Teker teker kucaklayarak ayrıldı aramızdan. Kısa süre sonra dünyadan ayrıldı. Yüksek tepelerde esen rüzgarlarda, çam ormanlarında sesi; zihnimizde gülümsemesi kaldı. Bir kayanın üstünde ayakta çekilmiş fotoğrafına “dostlar beni hatırlasın yazmışsın. Bak kaç sene geçti hatırlanıyorsun. Aramızdasın, sohbetlerimizdesin. Heykelini yapalım, sanat sokağına dikelim sözünü duyuyoruz arada bir. Henüz heykelini dikemedik, fakat kalbimizin içindesin.