Geziyorum, söz üreterek dar sokaklarında kentin.
Var ederek zihin zenginliği, düşünce besleyerek.
Sözler taşa çizilen, çiviyle yazıdan bugüne gelen.
Sessiz dinlerim kendimi; sevinen, doğayı gören
Ağaç altında dua okurum, binli yıllardan hatıram
Birleşir özlemler; niyetler, gördüğüm göreceğim

Kadın erkek sevinç günleri, seneler evveli yaşıyorum.
Özgür, üretken, kaslı mağara kadını öpüyorum yüzünden
Gül gülüşü; sevgi sevinci, bülbül sesi eşlikçi rüyamda
Tango oynayan kadını içim çekiyor, tanıdım o zaman.

Kaç geldim kendime, doğumdan batmaya güne büyüdüm.
Dinleti dinletti, söyleti söyleştik, durgun gölde kuğu ile.
Alın yazım yazıyor altın geleceği, yürek esenliğini.
Kolla, kafayla giriyorum yeni oluşuma, yürek çarpmaya.
Uzağa gidecek sesi kemanımın, fagotun o zaman.
Adadan, yarımadadan, gelecek yankısı soyunuk kadının.

Çağrılar gelecek dağların ötesinden, mazur sabretmeli.
Kendini, çoğaltıyor saklı, gizli. Kim kime, baba belli.
Akşamda geç, sabahta erken, ölümden uzak oysa topluluk
Önceki yaşamımı seyrederken, ışık gözlerinden ayrılmazım
Söylemler var biriken, harfler ellerde yeterli şimdi.
Ay beklesin gün ertesi, işler bitmeden, varlığım tek taş kolye.
Elini veriyor, omuzların çekiyor beni; düşlerim soluyor geleceği.

Birlikte izlemek istiyorum yağmuru, keman tutan ellerini
Büyüyor nesiller, zihinler, yeni dünya kurma düşleri,
Hayatlar dönüşüyor emekle; şiir varsa, çifte yaşamla
Tek insanla bile dönüşür insanlık; tek sohbette dönüştüm o gece.

Duydum su sesini deniz köpürürken, insaf ettim büyüklüğüne
Rüzgâr esişi, çocuk yükselişi evrensele, ilerlesin istedim.
Beden değil büyüyen yalnız: bilgi, doğruluk, gerçeklik isteği.
Aklı düşün, erdemi; dokunuşu, önce bilmediğim özgür o kadını.
Neşe büyüyor, doğa özgün; gülmek, sevmek hayatın bereketi.

Katılmak gerek, akşam güneşe, zeybek oyuna, sirtakiye
Şarkı çıkardım unutulmuş, kapatılmış bizim meyhaneden.
Şiirleri bir zaman yazdığımız, dizimde beklediğin.
Zaman vardı o zaman, ellerim kelepçeli olsa da, söyleştiğimiz.
Zaman büyük armağan bize, fizikçi Albert’ten öğrendiğimiz.
Anlamı yoktu; anlamları anlamlandıramadığımız için bize.

Palmiyelerin gölgesine, nehirlere, vadilere yanaştık.
Güzelliği aşılıyorlar öne gelene, sesin tellerine,
Resimler çıkardık takvimden. Tek ben kaldım hicrette.
Kendilerini boyuyorlar şimdi kendilerine.

Hayat daha güzel, anlamlı, zengin, hoş şimdi.
Gümbür sesinizi kattınız, çağlayanlarla çağlıyorsunuz.
Renk katıyor evrene mor kırmızı arası kadın
Farkına varıyor çaresiz kuşlar unuttuklarınızın.

Rüzgârımız var estireceğimiz mor kırmızı kadınla.
Zamanınız dinleyeceğimiz, artık zaman bizim
Palmiyeler, gölgesinde dinleneceğimiz
Bulutları yöneteceğiz bitince şarkılar.
Şarkılar başlayacak yine güz gelince
Hışırtılar da var esintilerde, kulak verince.