Adana Uluslararası Lezzet Festivali dün yeniden kapılarını açtı. 9-10-11 Ekim tarihlerinde Adana ve çevre illerin yanı sıra neredeyse Türkiye’deki tüm illerden misafirlerini ağırlayan bu festival aynı zamanda 10. yılını da kutluyor. 3 gün boyunca hem Adana’nın lezzetlerini tatmak hem de eğlenmek isteyen binlerce insan akın edecek bu festivale. Bir Çukurovalı olarak Adana’nın bu istikrarlı, lezzet ve eğlence dolu dolu festivalini yapmasından dolayı gurur duyuyorum. Festivali düzenleyen isimler değişir, yöneticiler değişir hatta festivalin adı değişir ancak bu birlik, beraberlik, lezzet ve eğlence değişmez, değişmemeli de.

Bir Mersinli olarak ise içim buruk.

Mersin’de tam olarak sessizlik hakim yıllardır.

Her yıl kasım ayında kutlanan ve yine onlarca ülkeden yüzlerce dansçıyı, misafiri ve eğlenceyi Mersin’de bir araya getiren hem kentin, hem lezzetlerin hem de ülkedeki ana üretim merkezi bu kent olan narenciyenin tanıtımının yapıldığı Mersin Narenciye Festivali yıllardır yapılmıyor. Mersin’in tanıtımının en güzel yapıldığı, narenciye figürleri ile süslenen muhteşem bir kortejle başlayan gün boyu devam eden dans ve müzik dolu bir festival sessizliğe büründü. Kent için bu kadar önemli olan ve yıllarca istikrarlı bir şekilde devam eden bu festivalde yıllardır bir hareket yok.

Bu kentin uluslararası nitelikte günlerce hem eğlenilebilen hem de tanıtımının yapıldığı başka hiçbir festivali yok.

Ufak çaplı yapılan festivaller var elbette ama bunlar yeterli değil.

Bu kentin dünyaya adının duyurulacağı, ürünlerinin bilinirliğini, doğasının, kültürel miraslarının tanıtıldığı hiçbir etkinlik yapılmıyor.

Mersin hep geri planda kalıyor, Mersin hep unutuluyor, Mersin hep sessiz.

Bu kent içerisinde yaşayanlarının yalnızca hayatını devam ettirdiği şehir olmaktan öteye gidemiyor ne yazık ki.

Bu düzen böyle mi devam eder bilmiyorum ama bu kente yazık oluyor.

Adana bu işi çok iyi başarıyor. Yanı başımızdaki komşumuzun bu çabasını tebrik ediyorum.

Bizlerin “Darısı Mersin’e” demekten başka bir çaremiz de kalmıyor.