İkinci dünya savaşı sonrasında yeniden şekillenen dünyada toparlanma sürecine başlayan ülkeler, sadece politik ve ekonomik değil hayatın her alanında yeniden filizlenmeye başlamıştı. Sosyal hayatın da şekil değiştirdiği artık sadece grinin değil farklı renklerin de yeryüzünde olduğunun hatırlandığı bu düzen; 60’lı ve 70’li yıllarda çiçek çocukları, 80’li ve 90’lı yıllarda modanın tarihsel evrimi, 2000’li yıllarda ise milenyumun heyecanını yaşattı.
Çok da uzağa gitmeden çoğumuzun içinde yaşadığı ve hala imrenerek hatırladığı 90’lı yıllarda giysilerimizden saç tokalarımıza, mutfak gereçlerimizden perdelerimize, arabalarımızdan evlerin dış cephelerine kadar hayatımızın her alanında renk vardı.
Tüm dünyada olduğu gibi Mersin’de de 90lı yıllarda çocuk olmak, Mersinli paha biçilemez değere sahipti. Sahili dolduran insanların kalabalığı, sokaktaki çocukların neşesi güneydeki mavisi kuzeydeki yeşili bambaşkaydı.
Ve o dönem dünyayı etkisi altına alan pop müziğinin ülkemizdeki unutulmazları…
Hepsinin ayrı bir rengi var.
Yıllar ilerleyip milenyuma girdiğimizde içimizdeki renkler silikleşmeye tek düze haline gelmeye başladı.
Takvimler 2026 yılını gösterdiğinde ise modernize adı altında daha ışıksız daha renksiz olmaya başladık. Artık içimizdeki eski neşe ve renk tamamen kayboldu. Çağımızın hastalığı ve herkesi etkisi altına alan stres, hayatın koşuşturması ve yorgunluk tüm ışığımızı söndürdü. Evler huzursuz, sokaklar ışıksız, dostluklar ise duygusuz hale geldi.
Çocuklar sokakta oynamadan tabletlerinin başında günü bitiriyor, yetişkinler telefon ekranlarına kilitleniyor. Sosyallikten, bir olmadan, birlik olmadan uzakta nesiller yetişiyor.
90 ve öncesi yıllara dönerek duygumuzu, rengimizi yeniden kazanmak mı yoksa bugünkü gibi tekdüze yaşamak mı?