Gürsoy Turan, Yeni Mersin İdman Yurdu teknik direktörlüğünden istifa etti. Açıklamada kullanılan “kulübün önünü açmak” ifadesi ise Türk futbolunun en sevilen klasiklerinden biri.
Çünkü bizde bir şey ters gittiğinde önce hakem suçlanır. Hakem bulunamazsa teknik direktör gönderilir. O da yetmezse taraftardan sabır istenir. Yönetim ise mikrofonun karşısına geçip “yeni bir başlangıç” yapar.
Yeni MİY’de de film aynı karelerden geçiyor: Hoca gitti, sorun kaldı, başlangıç yapıldı.
Hoca değiştirmek, sorun çözmek değildir
Türk futbolunda teknik direktör, kulübün tüm arızalarını topladığı bir sigorta kutusudur. Bütçe yoksa hocanın suçu. Transfer planı yoksa hocanın suçu. Yetki karmaşası varsa hocanın suçu. Altyapıdan oyuncu çıkmıyorsa yine hocanın suçu.
Sonra biri ayağa kalkar:
“Hocayı değiştirelim.”
Ve herkes rahatlar. Sanki kulüp yönetimi bir doktor değil, sigorta poliçesini iptal eden bir acente.
Yeni MİY’de de değişen ilk isim teknik direktör oldu. Ancak çatısı akan bir evde musluğu kapatmak, çatıyı tamir etmek değildir. Su bir süre kesilir; sonra yağmur yağınca herkes yeniden kova kovalamaya başlar.
Transfer yasağı kalktı, şimdi asıl zor kısım
Önce hakkını teslim edelim: Yeni MİY’nin 14 yıllık transfer yasağını kaldırması ciddi bir başarı. Kulüp, eski dönemden kalan borçlarla ilgili süreci kapattı ve 27 oyuncuyla kadro kurdu.
Bu, küçük bir iş değil.
Ama Türkiye’de borç ödeyen yönetim bir anda “devrim yapan yönetim” ilan ediliyor. Oysa borç ödemek kurumsallaşma değildir. Borç ödemek, borç ödemektir. Devrim, borç ödendikten sonra başlar.
Çünkü asıl sorular şimdi ortaya çıkıyor:
Kulüp düzenli gelir üretecek mi?
Oyuncu yetiştirecek mi?
Oyuncu satacak mı?
Harcama ile gelir arasında bir bağ kuracak mı?
Yoksa her sezon “bu sefer farklı olacak” diyerek aynı yolu mı yürüyecek?
Transfer yasağının kalkması, hastanın yoğun bakımdan çıkması gibidir. Taburcu olmak iyileşmek değildir. Asıl mesele, hastaneden çıktıktan sonra aynı sigara markasına dönüp dönmemektir.
Mersin’in potansiyeli büyük, sorun vizyon
Mersin, Türk futbolunda nüfusu, taraftar kitlesi, ekonomik kapasitesi ve futbol kültürüyle ciddi bir şehir. Böyle şehirlerde kulüp kurmak zor değildir; zor olan, kulübü bir sezonluk heyecan projesi olmaktan çıkarmaktır.
Potansiyel, futbolda en çok abartılan kelimedir. Potansiyel bütçe değildir. Potansiyel oyuncu değildir. Potansiyel, henüz kullanılmamış imkândır. Kullanılmazsa da sonuç aynıdır: Büyük şehir, küçük sonuç.
Avrupa’da başarılı kulüplerin sırrı yıldız teknik direktör değil, kurulu düzendir. Sportif direktör, finans yönetimi, scouting, altyapı, veri analizi ve pazarlama aynı masada çalışır.
Türkiye’de ise bu masada genellikle üç şey bulunur: Başkanın telefon rehberi, bir tanıdığın önerdiği oyuncu ve “kurumsallaşacağız” cümlesi.
Scouting: Türk futbolunun her yıl yeniden keşfettiği icat
Son dönemde Yeni MİY çevresinde altyapı ve scouting projelerinden söz ediliyor. Güzel. Hatta çok güzel.
Çünkü Türk futbolu her birkaç yılda bir scouting’i yeniden icat ediyor. Sanki biri toplantıya girip “Arkadaşlar, oyuncuları küçük yaşta bulup geliştirelim” demiş; salon ayağa kalkmış, alkışlamış, birileri de gözyaşlarını tutamamış.
Oysa Ajax bunu onlarca yıldır yapıyor. Benfica yapıyor. Salzburg yapıyor. Fikir yeni değil; sabır yeni.
Scouting toplantısı yapmak kolaydır. Oyuncu yetiştirmek zordur. Sunum hazırlamak kolaydır. Altyapı kurmak zordur. Basın toplantısı yapmak kolaydır. Üç yıl sonra aynı projenin hâlâ ayakta olmasını beklemek ise Türk futbolunda neredeyse bilim kurgu.
Para yoksa hedef değil, masal vardır
Futbolda hedef koymak bedavadır. Şampiyonluk demek bedava. Play-off demek bedava. “Asıl yerimiz Süper Lig” demek de bedava.
Peki bütçe?
İşte orada sessizlik başlar.
Çünkü futbol romantizmle değil ekonomiyle yönetilir. Henüz kazanmamış parayı bugünden harcamak, geleceğin bütçesini bugünün heyecanına kurban etmek, sonra da açığı “fedakârlık” kelimesiyle kapatmaya çalışmak yönetim değildir.
Bu, ertelenmiş krizdir. Türk futbolunda ertelenen krizler ise asla kaybolmaz; sadece bir sonraki başkanlık dönemine randevu alır.
Asıl soru: Aynı düzen mi kalacak?
Yeni MİY’nin önünde gerçek bir fırsat var. Transfer yasağı kalktı, kadro yenilendi, kulüp yeniden sahada.
Ancak Gürsoy Turan’ın istifasından sonra sorulması gereken soru şu:
Kulüp, yeni teknik direktörün de başarısız olmasına neden olabilecek aynı yapıyı mı koruyacak, yoksa yönetim modelini mi değiştirecek?
Teknik direktör bulmak zor değil. Türkiye’de her hafta onlarca teknik adam iş bekliyor. Bazıları o kadar çok kulüp değiştirmiş ki, antrenman çantasını valiz gibi hazır tutuyor.
Zor olan, bir teknik direktörün çalışabileceği bir kulüp yaratmaktır.
Mersin’in ihtiyacı yeni bir kurtarıcı değil; yetkileri, sorumlulukları ve bütçesi belli olan bir yönetim düzenidir.
Yoksa birkaç ay sonra yine aynı cümleyi duyarız:
“Kulübün önünü açmak için…”
Yeni MİY’de istifa: Hoca gitti, düzen kaldı
Temel Altay – Futbol Ekonomisi ve Spor Yönetimi Uzmanı
Yorumlar