Tabela Değişince Kötü Yönetim Profesyonelleşmiyor

Türk futbolunun son yıllardaki sihirli kelimesi belli: Şirketleşme.

Öyle anlatılıyor ki sanırsınız kulübün tabelasındaki “Dernek” kelimesini silip yerine “A.Ş.” yazınca sistem sabah otomatik güncellenecek.

Borçlar azalacak.
Transfer komitesi Excel açacak.
Menajerler makul rakamlar isteyecek.
Akademi bir anda oyuncu üretmeye başlayacak.
Başkan da kahvesini içerken:

“Bugün biraz kurumsallaşalım.” diyecek.

Keşke futbol bu kadar kolay olsaydı.

İki tabela bastırır, Türk futbolunu öğle yemeğinden önce kurtarırdık. Yanına da bir lansman kokteyli koyar, kurumsallaşmayı köpüklü içecekle kutlardık.

Ama maalesef mesele tabela değil.

Mesele zihniyet.

Dernek Olup Kurum, Şirket Olup Bataklık Olunabilir

Bir kulüp dernek olabilir ve profesyonel yönetilebilir.

Bir başka kulüp A.Ş. olabilir ve her sezon biraz daha borç üretebilir.

Çünkü kötü yönetilen şirket, yalnızca kravat takmış kötü yönetimdir.

Ticaret siciline kayıt olmak, işletme aklına sahip olmak anlamına gelmez. A.Ş. olmak başka şeydir; şirket gibi yönetilmek başka.

Türkiye’de tabela değişiyor. Unvan değişiyor. Logo değişiyor. Tanıtım filmi çekiliyor. Genel kurulda “yeni vizyon” cümlesi en az 14 kez kullanılıyor.

Ama karar alma biçimi aynı kalıyor.

Transfer son dakika yapılır.
Bütçe sezon ortasında keşfedilir.
Borç, başkan değişince öğrenilir.
Altyapı her sezon “çok önemli” ilan edilir ama bütçede yine en son hatırlanır.

Sonra büyük bir gururla açıklama gelir:

“Kulübümüz artık şirketleşmiştir.”

Güzel.

Peki yönetim de şirketleşti mi?

Yoksa yalnızca borçlar mı artık daha kurumsal bir dosyada tutuluyor?

Başkanın Cebi Gelir Modeli Değildir

Türk futbolunun hâlâ en popüler finansman modeli şu:

“Başkan bir şekilde halleder.”

Bu bir finansman modeli değil.

Bu, kurumsal bağımlılığın tribün lehçesidir.

Başkan para bulur.
Transfer yapılır.
Tribün alkışlar.
Borç büyür.
Başkan gider.
Yeni başkan gelir.

Ve Türk futbolunun klasik basın toplantısı yeniden sahneye çıkar:

“Kulübün mali tablosu tahmin ettiğimizden çok daha kötü.”

Ne büyük sürpriz!

Sanki borçlar kulübün kasasında değil de eski başkanın evindeki gardıropta saklanıyordu. Yeni yönetim gelince de birer birer ortaya çıkıyorlar.

Oysa gerçek yöneticilik, başkanın cebinden para çıkarmak değil; başkanın cebine ihtiyaç duymayacak bir gelir sistemi kurmaktır.

Sponsorluk.
Ticari gelir.
Maç günü ekonomisi.
Lisanslı ürün.
Dijital gelir.
Akademi.
Oyuncu geliştirme ve satış.

Bunlar gelir modelidir.

Başkanın telefon rehberi değil.

100 Kazanıp 150 Harcamak Vizyon Değildir

Türk futbolunda ekonomik matematik de kendine özgü çalışıyor.

100 kazanıp 100 harcarsan:

“Yönetim cimri.”

100 kazanıp 150 harcarsan:

“Büyük hedefler var.”

Hayır.

Büyük hedef değil. 50 milyon açık var.

Muhasebe, tribünün heyecanına göre tutulmaz. Eksi, eksidir.

Adına “şampiyonluk yatırımı” deseniz de değişmez.
“Fırsat transferi” deseniz de değişmez.
“Camianın beklentisi” deseniz de değişmez.

Banka müdürü bu romantizmi pek anlamıyor. Hele “Bu sezon biraz fedakârlık yaptık” cümlesiyle kredi vadesi uzattığı da pek görülmedi.

Bir de o meşhur cümle var:

“Seneye bakarız.”

Bakıyoruz.

Seneye maaş geliyor.
Vergi geliyor.
Prim geliyor.
Menajer komisyonu geliyor.
Tazminat geliyor.
Fatura geliyor.

Ama o meşhur gelecek gelirler nedense yine gelmiyor.

Gelecek, Türk futbolunda her zaman çok dakik bir kavramdır. Sadece hiç gelmez.

Başkan Her Şeyi Yapıyorsa Kurum Yoktur

Bazı başkanlarımız gerçekten hayranlık uyandırıyor.

Transferi o yapıyor.
Hocayı o seçiyor.
Menajerle o konuşuyor.
Sponsoru o buluyor.
Parayı o getiriyor.
Basına o konuşuyor.
Taraftarla o tartışıyor.
Hakeme o kızıyor.

Bir tek altyapıdaki çocuğun kramponunu bağlamak kalıyor.

Sonra da soruyor:

“Neden kurumsallaşamıyoruz?”

Çünkü başkanın gölgesi, kurumun üzerine düşmüş.

Kurum başkana bağlıysa kurum yoktur. Sadece genişletilmiş bir başkanlık makamı vardır. Yönetim kurulu da bunun toplantı tutanağı tutan versiyonudur.

Güçlü başkan, her işi yapan başkan değildir.

Doğru insanı doğru göreve getiren başkandır.

Finansı finansçı yönetir.
Hukuku hukukçu.
Veriyi analist.
Sportif yapılanmayı futbol aklı.

Başkan ise sistemi kurar, hedefi belirler ve denetler.

Yani başkanın görevi herkesin işini yapmak değil; herkesin işini doğru yapacağı sistemi kurmaktır.

Her işe koşan başkan, çoğu zaman kurumun ne kadar zayıf olduğunu gösterir. Çünkü gerçekten çalışan sistemlerde kimsenin aynı anda hem transfer komitesi, hem mali işler sorumlusu, hem basın sözcüsü, hem de taraftar ilişkileri direktörü olması gerekmez.

A.Ş. Olunca CEO mu Doğuyor?

“Şirketleşelim.”

Elbette.

Sermaye yapısı, denetim, yatırımcı ilişkileri ve kurumsal yönetim açısından şirketleşmenin önemli sonuçları olabilir.

Ama bir şeyi karıştırmayalım:

A.Ş. tabelası CEO üretmez.

Keşke üretseydi.

Tabelayı takarsın, CEO çıkar. Yanında kurumsallık paketi, sürdürülebilirlik, performans sistemi ve ölçülebilir hedefler de hediye edilirdi. Üçünü birlikte alana belki forma da verilirdi.

Ama içeride hâlâ şu cümle dolaşıyorsa:

“Abi, bir şekilde hallederiz.”

Bu şirketleşme değildir.

Dağınıklığın ticaret siciline kaydedilmesidir.

Üstelik tabelaya “Holding” yazınca konglomerat olunmadığı gibi, toplantı odasına cam masa koyunca strateji de oluşmuyor. Birkaç yabancı kelime kullanmak yönetim kalitesini artırmıyor. “Stakeholder”, “roadmap” ve “sürdürülebilirlik” kelimelerini aynı sunumda geçirmek, kasada para olduğu anlamına gelmiyor.

Asıl Mesele: Sistem

Artık şu soruyu bırakmamız gerekiyor:

“Dernek miyiz, şirket miyiz?”

Asıl soru şu:

Nasıl yönetiliyoruz?

Gelirin kadar harcayabiliyor musun?
Sürdürülebilir gelir yaratabiliyor musun?
Transferi planlı yapabiliyor musun?
Oyuncu geliştirebiliyor musun?
Akademiden ekonomik değer üretebiliyor musun?
Başkan değişince sistem çalışıyor mu?
Hoca değişince futbol aklı çöpe gidiyor mu?
Bir oyuncu satılınca yerine alternatif hazır mı?
Bir sezon kötü geçince kulüp panikliyor mu?

İşte kurumsallaşma burada başlar.

Tabela değil, işleyiş.

Başkan değişir, sistem kalır.
Hoca değişir, futbol aklı kalır.
Oyuncu gider, alternatif gelir.
Gelir düşer, kulüp paniklemez.

Çünkü gerçek kurum, bir kişinin omuzlarında değil; sistem üzerine kurulur.

Bir kulüp her krizde aynı kişiye bakıyorsa orada yönetim değil, nöbet sistemi vardır. Her sezon aynı sorunlar yaşanıyor ve çözüm olarak yalnızca yeni bir başkan aranıyorsa yapılan şey kurumsallaşma değil, aktör değişimidir.

Son Söz

İsterseniz tabelaya “Dernek” yazın.

İsterseniz “A.Ş.” yazın.

İsterseniz binanın girişine ışıklı tabela takın. Hatta toplantı odasına üç tane CEO koltuğu koyun. Her koltuğun arkasına da “vizyon”, “misyon” ve “sürdürülebilirlik” yazın.

İçeride hâlâ:

“Başkan bir şekilde halleder.”

deniliyorsa hiçbir şey değişmemiştir.

Çünkü futbolun en acı gerçeği şudur:

Kötü yönetimin hukuki statüsü yoktur.

Ne dernektir.
Ne A.Ş.
Ne de başka bir şey.

Tabela değişince zihniyet değişmiyorsa, değişen yalnızca tabeladır.

Ve bazen o tabela da borçların üzerine asılmış en pahalı dekorasyondur.