KAPAGI AÇILAN KİTAP | 17. 10. 2026 | XXXXI | Tokat'ın Kadim Topraklarında Bir Vefa Yolculuğu ve Bir Kitabın Düşündürdükleri | Tanıtım: Hilmi DULKADİR |

•

Giriş:

Anadolu’nun kadim topraklarında öyle şehirler vardır ki, tarihin izleri sokaklarında yürürken ayak seslerinize karışır. Mevlânâ’nın "Tokat’a gitmek gerek, çünkü Tokat’ta insan ve iklim mutedil" diyerek övdüğü, Hacı Bektaş-ı Velî’nin ise "Âlimler konağı, fâzıllar yurdu ve şairler yatağı" diye iltifat ettiği Tokat; biraz Karadeniz’in yeşilini, biraz İç Anadolu’nun mertliğini bağrına basan eşsiz bir kültür merkezidir.

•

Bu tanıtım yazısı, kıymetli dostum, araştırmacı-yazar Selahattin Adıgüzel’in kaleme aldığı ve Tokat Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (TOKSEV) tarafından yayımlanan "Geleneksel Tokat Kültürü" eseri vesilesiyle, bu asırlık şehre ve onun inceden inceye örülmüş insan dokusuna yeniden kanat açıyoruz. Yılların ötesinden süzülüp gelen bir vefa duygusuyla; benim de gençlik yıllarımda, ömrümün en taze, en heyecanlı ve en inançlı dört yılını Tokat İlköğretmen Okulu’nun o köklü duvarları arasında geçirdiğim, o fedakâr eğitim ocağının gölgesinde şehre karşı duyduğum silinmez hayranlığı ve o devrin hayatta kalan tüm öğretmen dostlarımı saygıyla selamlayarak bu esere kelam veriyorum.

Yazar Selahattin Adıgüzel ile yollarımızın, çok eski yıllara uzansa da bundan birkaç yıl önce Ankara'da bir sivil toplum kuruluşunun düzenlediği anlamlı bir organizasyonda her ikimizin de ödüle layık görüldüğü o kürsüde yeniden kesişmesi, aramızdaki dostluğu taçlandırmıştır; bu vesileyle o güzel hatırayı yâd etmek ve Tokat’ın kıymetini bilen iki dostun gönül birliğinin en güzel nişanesidir.

Selahattin Adıgüzel’in titiz bir emekle ortaya koyduğu, toplam 255 sayfadan oluşan bu kıymetli eser, muhteviyatındaki derin ilmi ve kültürel birikimle ve aynı zamanda görsel sunumuyla da göz dolduruyor. Kaliteli kuşe kâğıda yapılan renkli baskısı, sayfa çevirirken insanı adeta geçmişin sokaklarında gezdiren zengin fotoğraf arşivi, yöresel kıyafetlerden mimari yapıların en ince detaylarına kadar eseri destekleyen görseller, bu kitabı sıradan bir inceleme olmaktan çıkarıp koleksiyonluk bir sanat objesine dönüştürüyor. Elinize aldığınızda yazarın ve TOKSEV’in bu topraklara duyduğu sevdanın ne kadar büyük bir estetik zevkle harmanlandığını hemen hissediyorsunuz. Bu eser, coğrafi olarak bir kentin dökümü değil, hayatta kalan o ulu çınarların hafızasını tazeleyen, kaybolmaya yüz tutmuş bir medeniyetin yeniden ihyasıdır.

I. Bölüm:

Tarihin Doğa ile Kucaklaştığı Açık Hava Müzesi, Medeniyetler Kavşağı ve Mimari Miras

Selahattin Adıgüzel’in eserini bir solukta tetkik ederken ilk dikkatimizi çeken husus, Tokat’ın taştan ve topraktan ibaret bir yerleşim yeri olmayıp, medeniyetlerin katman katman üst üste bindiği canlı bir organizma olduğudur. Yeşilırmak’ın Çekerek, Kelkit ve Tozanlı kollarıyla sulanan yedi bereketli ovasıyla Tokat, tarihin ilk çağlarından beri insanlığın ana yurdu olmuştur. Hatti, Hitit, Frig, Roma, Bizans, Danişmentli, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin izlerini aynı anda taşıyan bu coğrafya, yazarın da eserinde büyük bir gururla vurguladığı gibi yekpare bir açık hava müzesidir.

Kitabın sayfalarını çevirdikçe, 1071 Malazgirt Zaferi sonrasında Danişmend Melik Ahmet Gazi tarafından fethedilen bu toprakların, Anadolu’daki ilk Türk mimari eserlerine ev sahipliği yaptığını görüyoruz. Örneğin, 1080-1090 yıllarında inşa edilen “Garipler Camii”, Buhara yakınlarındaki Karahanlı eserleriyle paylaştığı plan tipiyle Türk mimari tarihinin köşe taşlarından biridir. Sarp kayalıklar üzerine kurulan ve yüzyıllar boyunca Bizans İmparatoru A. Diogenis’ten Eflak Prensliği’ne kadar pek çok tarihi figüre zindan olan “Tokat Kalesi”, şehrin sarp ve mağrur duruşunun simgesidir.

Osmanlı döneminde Karagümrüğü ihdas edilerek "Küçük Asya’nın 3. Büyük İhracat Merkezi" konumuna yükselen Tokat; 103 dükkânıyla Anadolu’nun en görkemli şehir hanlarından biri olan “Taşhan”, Evliya Çelebi’nin Halep ve Bursa çarşılarına benzettiği “Arastalı Bedesten” (Tokat Müzesi), barok üsluptaki ahşap tavan göbeğiyle büyüleyen “Latifoğlu Konağı” ve 33 metre yükseklikteki “Saat Kulesi” ile ticaretin, inancın ve estetiğin buluşma noktası olmuştur. Yazarın bu yapıları aktarırken gösterdiği titizlik, okuyucuya adeta o sokaklarda yürüdüğü, Behzat Sokağı’nın serinliğini hissettiği hissiyatını vermektedir. Üstelik Pazar ilçesindeki, 3-4 milyon yıllık yaşı ve Türkiye'de başka hiçbir mağarada bulunmayan soğan sarkıt oluşumlarıyla “Ballıca Mağarası”, doğanın bu topraklara bahşettiği en büyük gizemlerden biridir.

Sözün, Müziğin ve İnançların Dilinden Halk Edebiyatı ve Anadolu'nun Sesi

Bir şehrin ruhunu anlamak için onun sözlü kültürel belleğine, dilden dile yayılan manilerine ve türkülerine bakmak gerekir. Eserin halk edebiyatı bölümünü incelediğimizde, Tokat’ın mani, türkü, destan ve efsaneler bakımından ne kadar zengin bir hazineye sahip olduğu açıkça görülmektedir. Yazar, halkın günlük yaşamındaki sevinçlerini, kırgınlıklarını, gelin-kaynana çekişmelerini ve gurbet acılarını derleyen bir sabırla sayfaları örmüştür.

Özellikle yöre hayatının vazgeçilmezi olan ve bahar müjdecisi sayılan “madımak” etrafında örülen maniler hem toprağın bereketini hem de insanımızın inceliğini ele verir:

"Bahçede madımak var,

Madımağı ot sarar,

Sevdiğimi görünce,

Erir yüreğim yanar..."

…

Eserde yer alan halk oyunları ve gösteri sanatları kısmı ise kitaba ayrı bir ritim kazandırmaktadır. Kadın ve erkeğin omuz omuza mücadelesini, kadına verilen yüce değeri simgeleyen “Omuz Halayı”, Türk halk oyunları literatüründe eşine az rastlanır bir başyapıttır. Erkeklerin daire şeklinde çömelerek kadınları omuzları üzerine kule şeklinde kaldırması, bir halk oyunundan çok öte, kültürel bir inancın ve saygının beden dilidir. Yazarın bu oyunun kökenini Halil Bedi Yönetken’in 1944 yılındaki gözlemleriyle desteklemesi, kitaba ilmî ve akademik bir derinlik katmaktadır. Ayrıca Zile Kalesi’nde geçen J. Sezar’ın meşhur "Veni, Vidi, Vici" (Geldim, Gördüm, Yendim) sözünün rivayet edildiği coğrafi ve tarihi arka plan, eserin kültürel katmanlarını daha da zenginleştirmektedir.

"Bu mukaddes şehrin kültürel yolculuğuna ve hâtıralarımıza, yazımızın ikinci bölümüyle haftaya aynı gün devam edeceğiz."