Binbir Kilise Bölgesi’nin Madenşehir’den sonra ikinci önemli lokasyonu, Manastır ve kiliseleriyle tanınan ve önemli bir dini merkez olan Değle’dir. Daha yüksek rakımda yer alan Değle’de birbirine yakın çok sayıda kilise ve manastır yapısı bulunur. Bazı araştırmacılar burayı bir manastır kompleksi olarak değerlendirir. Karadağ’ın yamaçlarına yayılmış çok sayıda manastır kalıntısı vardır. Bunlar bölgenin bir ruhban merkezi olduğunu gösterir.

Köyün içinde yer alan 13 Nolu Kilise, bölgenin önemli yapılarındandır. Kilise kalıntılarının üzerine daha sonraki dönemlerde ev yapılmıştır. Bu nedenle yapının tamamı günümüze ulaşamamıştır. Erken Hristiyanlık döneminin küçük mahalle kiliselerinden biri olduğu düşünülmektedir.
Mahalaç Kilisesi, Karadağ’ın zirveye yakın bölümündeki önemli hac yapılarından biridir. Konumu nedeniyle hem dini hem de sembolik öneme sahipti.

Köyün içinde ve çevresinde farklı tiplerde mezarlar bulunur. Bunlar kayaya oyulmuş lahit mezarlar, kaya mezarları ve yer altı mezar odaları şeklindedir. Bu mezar çeşitliliği bize, Madenşehir’in yüzyıllar boyunca kullanıldığını göstermektedir. Buradaki lahitlerin üzerinde daha çok asma dalları, üzüm salkımları, palmetler, rozetler ve çeşitli bitkisel motifler dikkat çeker. Bunun birkaç nedeni olabilir. Madenşehir’in yoğun olarak geliştiği dönem Erken Hristiyanlık ve Bizans dönemidir. Buradaki lahitlere baktığımızda, bezemeler bir mezar süsünden öte “cennet bahçesi” tasviri gibi görünür. Hristiyan Sembolizminde, bitkisel motifler sadece süsleme değil, aynı zamanda dini sembollerdir. Özellikle asma ve üzüm, İsa’yı ve cenneti simgeler. Hayat ağacı, Sonsuz yaşamı temsil eder. Palmet ve yaprak motifleriyse, yeniden doğuş ve diriliş anlamı taşır. İncil’de İsa’nın “Ben asmayım, siz çubuklarsınız” sözü nedeniyle üzüm ve asma bezemeleri Hristiyan mezar sanatında oldukça yaygın bir kullanım içerisindedir.

Madenşehir’deki lahitlerin bazıları Hristiyanlık öncesi, yani Roma İmparatorluk dönemine ait olduğunu düşünülür. Bu durumda bitkisel bezemelerin anlamı da biraz değişir. Hristiyanlık öncesi Roma mezar sanatında da bitkisel motifler son derece yaygındır. Bunun nedeni doğanın sürekliliği, bereket, yeniden doğuş, ölümsüzlük arzusu, zenginlik ve statü göstergesi gibi kavramlardır. Özellikle akantus yaprakları, üzüm salkımları, asma dalları, defne çelenkleri ve rozetler, Hristiyanlık öncesi Roma lahitlerinde sık görülür. Bu yüzden bir lahitte yalnızca bitkisel bezeme görmek onun otomatik olarak Hristiyan veya pagan olduğunu göstermez. Tarihleme için yazıt, haç işareti, mezar tipi ve bulunduğu arkeolojik bağlam birlikte değerlendirilir. Hatta bazı lahitlerin daha sonraki Hristiyan topluluklar tarafından yeniden kullanılmış olması da mümkündür. Anadolu’da bu oldukça yaygın bir durumdur. İsaura’nın hemen yanındaki Kilikia Bölgesinde de bir lahit mezarın yüzyıllar içerisinde, çok farklı inançların ortak bir mezarı olarak kullanılmıştır.

Karadağ ve çevresinde çalışan taş ustalarının büyük çoğunluğu, Konya Ovası ve Lykaonia bölgesindeki geleneksel bezeme repertuarını kullanıyordu. Bu yüzden lahitlerde geometrik bezemeler, rozetler, asma sarmaşıkları ve yaprak dizileri oldukça yaygındır. Üçkuyu ise yerleşim ve kilise kalıntılarının bulunduğu üçüncü büyük odaktır.
Binbir Kilise’nin bulunduğu Karadağ ve çevresi, antik dönemde, Isauria ve Kilikia gibi iki önemli bölgenin coğrafi olarak “sınır hattı”ndaydı. Bu yüzden burası, tek bir kültür bölgesi değil, iki farklı dünyanın kesişim noktasıydı. Isauria’nın etkisiyle dağlık ve izole kalan ama Kilikia’nın Akdeniz’e açılan etkisiyle de “dışa açık” bir bölgeydi. Taş işçiliğinde yerel Isauria üslubunu taşırken, Kilikia’dan gelen süsleme etkisini taşıyordu. Yani lokasyon Roma planı, yerel Isauria taşı ve Kilikia estetiğinin birleşimi gibiydi. Binbir Kilise Isauria’nın yerel dağ kültürü ile Kilikia’nın Akdeniz-Roma dünyasının birleştiği, geç antik dönemde yoğun bir Hristiyanlaşma yaşamış sınır-kültür merkeziydi.
Binbir Kilise, Roma temeli üzerine kurulmuş, Bizans’ta zirve yapmış ve sonra köye dönüşmüş bir alandır. Çok katmanlı bir Geç Antik Dönem merkezi olan Binbir Kilise, 7.–9. yüzyıllar arasında Arap akınlarına maruz kalan bölgede, yerleşim yapısı zayıflamış, büyük dini kompleksler onarım görerek kısmen kullanılmaya devam etmiştir. Yapılar terk edilmese de, küçülüp dönüşerek köy yaşamına karışmıştır. Bu süreçte Madenşehir, büyük bir merkez olmaktan çıkmış ve küçük ölçekli bir yerleşime dönüşmüştür. Orta Çağ sonrası dönemde antik yapılar, köy yaşamının bir parçası haline gelmiştir. Bunun en büyük nedeni de antik kentlerdeki hazır taş stoğudur. Lahitlerin yapı taşı olarak kullanılması, kiliselerin içine yerleşim kurulması bu dönüşümün en önemli göstergelerindendir. Bu sebepten, Madenşehir’i “yıkılmış bir kent” değil, “devam eden bir yaşam alanı” haline gelmiştir.

Karaman’ın Karadağ eteklerinde, zaman sanki taşların içine işlenmiş gibidir. Toprağın sessizliğindeki bitkisel bezemeli lahitler belirir; asma dalları ve yapraklar, adeta ölümden çok, yaşamın sürekliliğini anlatan taş işaretleri gibidir. Zaman ilerledikçe bu sessizlik değişir. Geç Roma’dan itibaren bölge yeni bir kimliğe bürünür. Hristiyanlığın yükselişiyle birlikte taşlar artık çok çok kutsaldır. Erken Bizans döneminden itibaren Madenşehir, bambaşka bir noktaya evrilmiştir. Binbir Kilise, büyük bazilikaların ve manastırların olduğu, yapıları ve planlı yerleşim düzeniyle Karadağ’ın eteklerinde bir inanç coğrafyasına dönüşür ve Kapadokya dışındaki en önemli ve etkileyici Bizans dini merkezlerden biri olarak kabul edilir.
Başlı başına bir açık hava müzesi niteliğindeki Madenşehir’de, yürürken gördüğümüz her taş, bize farklı zamanları aynı anda anlatır. Roma’nın sessizliği, Bizans’ın yükselişi ve köy yaşamının devamlılığı… Hepsi aynı coğrafyada üst üste durur. Köydeki taş duvarlar, devşirme bloklar ve eski kalıntılar bize Madenşehir’in hiçbir zaman tamamen “bitmediğini”, üst üste yaşamış medeniyetlerin katmanı olduğunu gösterir.
Karaman’ın Karadağ eteklerinde başlayan Binbir Kilise rotası, yalnızca basit bir köy gezisi değil; aynı zamanda Roma’dan Bizans’a uzanan bir zaman yolculuğudur. Bu açıdan bakınca, orası yalnızca bir ören yeri değil, adeta bütün bir dağın üzerine yayılmış antik bir kutsal coğrafyadır. Taşların İçinde Saklı Katmanlı Bir Zaman Yolculuğu”na çıkmak istiyorsanız ve Roma’dan Bizans’a doğru kutsal bir yolculuk yapmak istiyorsanız Binbir Kilise, Anadolu’da ziyaret edeceğiniz ilk yerlerden biri olmalıdır.