Antik kaynaklardan anlaşıldığına göre özellikle coğrafyacıların ve Roma dönemi kayıtlarında, Kilikia Aphrodisiası’nın, M.Ö. 7 - 6. yüzyıllarda Yunan kolonizasyonu sırasında Aigina kökenli kolonistler tarafından kurulduğu aktarılır. Pomponius Mela’ya göre Samos’lular, Kelenderis’i ve Nagidos’u, Aegina’lılar Aphrodisias’ı, Lindos’lular da Soloi ve Tarsos’u kurmuşlardır. Ancak bu Kilikia Aphrodisias’ı anıtsal bir kent olmaktan öte, daha çok kutsal bir inanç merkezi ve küçük yerleşim yeri özelliklerini taşır. Arkeolojik açıdan bakıldığında, antik kaynaklarda adı geçen, netleşmemiş bir kült merkezidir. Kilikia Aphrodisiası’nı yerel Anadolu ana tanrıça geleneği ve Yunan Aphrodite kültünün birleşimi olarak görmek, şu ana kadar yapılan araştırmalara göre daha uygun olacaktır.

Kilikia Aphrodisias’ı ile ilgili elimizdeki bilgiler henüz yeterli olmasa da buranın antik dönemde Kilikia sınırları içinde, özellikle Olba Territoriumu etkisinde kalan bir alan olduğunu, bölgenin çok sayıda kutsal alan ve kült merkezi barındıran, Rahip krallar tarafından yönetilen yarı teokratik bir sistemde yönetilen bir alan olduğunu söylemek mümkün.

Aslında burayla ilgili sorulacak ilk soru, Kilikia Aphrodisias’ı neden Tisan Yarımadası üzerinde kurulmuştur? sorusu olmalıdır. Tisan’ın seçilmesi tesadüf değildir. Coğrafi özellik olarak yarımada yapısı, denizle iç içe, doğal limanlarıyla, izole ve korunaklı bir alan olması, Kilikia Aphrodisiası’nı, Antik dönemde kutsal alan kurmak için tercih edilen bir yer haline getirmiştir. Tisan Aphrodisias’ının en önemli özelliği, deniz kültüyle olan bağlantısıdır. Doğanın ve inancın birleştiği, sessiz ama güçlü bir kült alanı olan Kilikia Aphrodisiası’ndaki Aphrodite inancı, Klasik Yunan Aphrodite’sindeki gibi değildir. Burada Aphrodite, doğurganlık, deniz, bereket ve koruyucu tanrıça özellikleriyle ön plana çıkmış olabilir. Denizciler bu sebeplerden, burada adaklar bırakıp, yolculuk öncesi ritüeller yapmış olmalıdırlar.

Bölgesel hac veya ziyaret yeri de olan Tisan Aphrodisias’ı, Pagan inancında güçlü bir tapınım merkezi olduğu gibi Hristiyanlık sonrasında da aynı etkiyi sürdürmüştür. Aprodit tapınağı olduğu düşünülen yere Erken Bizans Dönemi’nde (M.S. 4. – 6. yy) Saint Pantaleon Kilisesi’ne dönüştürülmüştür. Bu dönemde Saint Pantaleon Kilisesi taban mozaikleri, Erken Hristiyan sanatının tipik örnekleriyle döşenmiştir. Bu mozaikler, parçalı ve programlı bir zemin süslemesi şeklinde, içerik olaraküç ana grupta karşımıza çıkar. Orta nefe yakın alanlarda yoğunlaşan bitkisel motifler asma dalları, yapraklar ve stilize çiçekler şeklindedir. Bunlar Hristiyanlık’ta cennet bahçesi, sonsuz yaşam ve bereketi simgelerler. Hayvan figürleri olarak “ruhun yükselişi”ni simgeleyen kuşlar, balıklar ve küçük hayvan tasvirleri yer alır. Mozaiklerde ayrıca “düzen ve kozmik ahenk” anlatan daireler, kareler ve iç içe geçen desenler şeklinde geometrik kompozisyonlar yer almaktadır. Mozaiklerin içindeki yazıtlarda da mozaiklerin üç farklı kişi tarafından yaptırıldığı ve kilisenin Aziz Pantaleon’a ithaf edildiği yazmaktadır. Üç nefli, bazilikal planlı kiliseye adını veren Aziz Pantaleon hekim, şehit ve “Şifa dağıtan aziz” olarak bilinir. Bu yüzden kilise Hristiyanlık döneminde hastalıklar için dua edilen ve şifa aranan da bir merkezdi.

Antik dönemden beri Kilikia ve Kıbrıs hattı arasında çok aktif bir ticaret yolu ve gemi trafiği var olagelmiştir. Denizciler aracılığıyla bölgeler arasında mal ile birlikte, inanç da taşınıyordu. Aşk, bereket ve korumayı ifade eden Aphrodite kültünün olduğu her iki merkezde de benzer ritüeller söz konusuydu. Denizciler, Kıbrıs’ta Pafos Antik Şehri’nde Aphrodite Kutsal Alanı’nda dua ederler, adak bırakarak yolculuğa çıkarlardı. Bazen de yolda fırtınaya yakalanırlardı. Kilikia kıyılarında (Tisan gibi yerlerde) sağ salim karaya ulaştıkları için tekrar adak bırakarak dini ritüeller gerçekleştirirlerdi. Farklı duraklar olsa da değişmeyen tek şey, deniz köpüğünden doğan Aphrodite’nin deniz kimliğiydi.

Aphrodite’nin doğuş mitinde, Kıbrıs onun doğum yeridir. Kilikia da Kıbrıs kültünün uzantısı ve bu mitin yayılma alanıdır. Bu durum mitten gerçeğe uzanan önemli bir etkileşimdir. Aynı tanrıça ve aynı deniz, güçlü bir kültürel ve dini ağ bağlantısı sağlamıştır. Dileğim, bir gün turkuaz renkli deniziyle “Dünyanın en güzel 13. Koyu” olarak anılan Tisan Aphrodisiası’nın, Kıbrıs’taki Pafos ve Aydın Karacasu’daki Aphrodisias Antik Kenti kadar tüm dünyada bilinirliğinin artması. Çünkü Kilikia kıyılarının bu sessiz, kendi halindeki ören yeri bunu fazlasıyla hak ediyor.