|KAPAĞI AÇILAN KİTAP| 18 Temmuz 2026 | Sayı: XXXIV-10 | Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar| – Malatya Müftüsü H. Hüseyin Berktaş – Atatürk tarafından taltif edilen, direnişi örgütleyen din adamı | Yazar: Mehmet Ali Cengiz | Tür: Kültürel Bellek ve Sözlü Tarih Derlemesi | Sayfa: 34-35 | Yıl: 1989 | Tanıtım: Hilmi Dulkadir |

H. Hüseyin Berktaş – Malatya Müftüsü, Direnişin Manevi Lideri

Malatya Müftüsü H. Hüseyin Berktaş’ın adı, Mehmet Ali Cengiz’in kitabının birçok yerinde geçer. İbrahim Etem onu anarken saygıyla söz eder, Mehmet Münif Taner ondan minnetle bahseder. Çünkü o, bir din adamı olmaktan öte “bir karşı koyan liderdir” Başında sarık, yüzünde uzun bir sakal, göğsünde iman. Ama o iman, sadece cami duvarları arasında kalmaz.

O günleri bilenler bilir: Doğudan Ermenilerin, Urfa tarafından İngiliz ve Fransızların Malatya’ya baskın yapacaklarına dair haberler gelir. Şehirde korku ve panik baş gösterir. Halk ne yapacağını bilemez. Çaresizdir, yalnızdır. İşte böyle bir ortamda, Müftü Hüseyin Berktaş, Askerlik Şubesi Başkanı Hakkı Bey’le birlikte “gizlice toplanır.” Komiteler kurar, heyetler oluşturur. Kimse bilmez bu toplantıları. Çünkü o günlerde Malatya, Harput’a (Elâzığ) bağlıdır. Harput Valisi Ali Galip, Sivas Kongresi’ni basıp Mustafa Kemal’i tutuklamaya kalkışır. Valinin adamları, Malatya’da kimseyi bir araya getirtmez. Tutuklanıp İngilizlere teslim edilenler olur.

Ama Müftü Bey korkmaz. “Korku, imana yakışmaz” der gibi, Kahta’ya kadar gider, orada Hacı Bedir Ağa ile görüşür. Memleketin kurtarılması için çareler arar, çareler bulur. Onun bu çabaları, sonradan Atatürk tarafından da takdir edilir, taltif görür. O günlerde, minarelerden yükselen ezanlar, birer direniş çağrısıdır sanki. Müftü Hüseyin Berktaş, o ezanları en gür sesle okutan, ardından cemaate vatanın kutsallığını, din ile vatanın ayrılmazlığını anlatan adamdır.

Toplananlar ve Yola Çıkanlar

Kitapta, Müftü Bey’in toplantılarına katılan ve daha sonra İstiklal Savaşı’nın çeşitli cephelerinde çarpışan Malatyalı kahramanların bir listesi vardır (s. 35). Onlardan bazıları: Akpınar’dan Hacı Bayram Bozkurtoğlu, İbrahim Ağaldağ, Kağızmanlıoğulları’ndan Ahmet, Uzunoğlan Tevfik, Mollakenan Oğulları’ndan Abdülvahap, Şakiroğulları’ndan Yusuf Uzun, Hanımın Çiftliği’nden Abdullah Oğultekin… Ve daha niceleri. Bunların hepsi okumuş, Birinci Dünya Savaşı’nda deneyim kazanmış askerlerdir. Aynı kişiler, daha sonra Harput Valisi Ali Galip’in silahlı asker toplayıp Sivas Kongresi’ni basma girişimine de karşı çıkar. Onları durduran, işte bu Müftü Bey’in etrafında toplanan yürekli adamlar olur. Sonunda Ali Galip ve destekçileri kaçmak zorunda kalır.

Müftü Hüseyin Berktaş, işte bu yüzden önemlidir. O, bir caminin vaizi olmakla kalmaz “bir milletin uyanışına öncülük eden bir liderdir.” Onun duası, onun gayreti, onun örgütleyici aklı olmasaydı, belki de Malatya’dan cepheye koşan o yiğit gençler bu kadar cesur olamazdı. Onlara “Vatan elden gidiyor, din elden gidiyor, namus elden gidiyor” diyen, oydu. Onlara “Silah sarılın, düşmana karşı koyun” diyen, oydu.

Manevi Cephenin Askeri

Müftü Bey, cephede savaşmaz belki. Silah tutmaz belki. Ama onun savaşı, camide başlar, mahallelerde devam eder, köylerde, kasabalarda, dağlarda taşlara yazılır. O, insanlara vatanın kutsallığını anlatır. Onun vaazları, düşmana karşı direnişin ateşini körükler. Her Cuma namazı, bir direniş çağrısıdır. Her tekbir, bir meydan okuyuştur.

O günlerde Malatya’da, camiler dolup taşar. Müftü Hüseyin Berktaş, minbere çıktığında cemaatin gözleri ona çevrilir. O konuştukça, yürekler ferahlar, iman tazelenir, cesaret artar. Der ki:

“Bu vatan size emanettir. Şehitlerin kanlarıyla sulanmış bu toprakları düşmana vermeyin. Allah yardımcınızdır.”

Onun çabaları boşa gitmez. Malatya’dan yüzlerce gönüllü cepheye akar. Kimi şehit olur, kimi gazi. Ama geriye kalanlar, bilir ki Müftü Bey’in duası hep yanlarındadır. Onlar cephede savaşırken, o camide ellerini açar, onlar için dua eder. “Allah’ım, bu yiğitleri korusun, düşmana karşı muzaffer etsin” diye yalvarır.

Vefa ve Emanet

H. Hüseyin Berktaş, 1938 yılında vefat eder. Onun başlattığı hareket ise, bu kitapta anlatılan onlarca gazinin hayatıyla devam eder. Pala Çavuş’un İnönü’ndeki tepeyi tek makineliyle savunması, İbrahim Etem’in Mısır rüyası, Mevlüt Demirci’nin dört şehit kardeşi, Ahmet Uğurcan’ın esarette dininden dönmemesi, Ömer Erkişi’nin Singapur’da çırılçıplak soyulması, Mehmet Karataş’ın ıslık çalamayan dili, Mustafa Avcı’nın türkülerle ağlayan yüreği, Osman Gazi Çavdar’ın binbaşısının vasiyetini yerine getirmesi, Mehmet Münif Taner’in Atatürk’ün koruması olarak tarihe tanıklığı

Bütün bu hikâyeler, aslında Müftü Hüseyin Berktaş’ın “fitilini ateşlediği bir kurtuluş hareketinin meyveleridir.” O, bir din adamı olarak, vatanın topraktan ibaret olmadığını, imanla yoğrulmuş bir emanet olduğunu anlatmıştır. Onun duası, onun gayreti, onun örgütleyici aklı olmasaydı, belki de bu hikâyelerin çoğu yaşanmayacaktı.

Vefat ettiğinde, arkadaşlarının dualarıyla uğurlanır. Ama onun bıraktığı miras, yıllar sonra bu kitabın sayfalarında yeniden canlanır. Ve işte siz, bu satırları okurken, onun ruhu bir kez daha selam veriyor hepimize. “Vatan sağ olsun” der sessizce. “Vatan sağ olsun, yeter.”

*

Sona Doğru…

Bu kitapla birlikte, Malatya’nın unutulmuş evlatları yeniden gün yüzüne çıkmıştır. Kimi topal, kimi felçli, kimi yoksul, kimi dargın… Ama hepsi de “vatan için, iman için, namus için” savaşmış yiğitlerdir. Müftü Hüseyin Berktaş, onların manevi mimarıdır. Ruhu şad olsun. Mekânı cennet olsun.

|KAPAĞI AÇILAN KİTAP| 25 Temmuz 2026 | Sayı: XXXIV-12 | İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar - Basınımızda Gaziler. Türk Askeri ve Şehitler Abidesi - Gaziler Göçerken |