KAPAĞI AÇILAN KİTAP | Tarih: 29 Ağustos 2026 | Sayı: XXXVII | Adı: Mazide Erdemli | Yazar: Ahmet Refik Erdem | Tür: Yerel tarih ve şehir monografisi / Alt Disiplin: Etnografya, Sosyoloji (Kırsal Sosyoloji) ve Sosyal Antropoloji | S.s.: 168 | Yıl: 2017 | Tanıtım: Hilmi DULKADİR |

TAŞELİ İLE ÇUKUROVA’NIN KAVŞAĞINDA BİR MİRAS: MAZİDE ERDEMLİ

Araştırmacı yazar ve emekli tarih öğretmeni Ahmet Refik Erdem tarafından kaleme alınan, editörlüğünü halk kültürü uzmanı Dr. Halil Atılgan’ın üstlendiği “Mazide Erdemli”, Erdemli Belediyesi’nin kültür hizmeti olarak Önder Matbaacılık tarafından 2017 yılında Ankara’da yayımlanmıştır (168 sayfa, ISBN: 978-605-82614-0-2).

Zamanın akışı içinde köyler, dağlar ve insanlar kendi sessiz hikâyelerini fısıldamaktadır; fakat bu fısıltıları işitip gelecek nesillere bir kimlik abidesi olarak devretmek ancak toprağına sevdalı araştırmacıların harcıdır. İşte Ahmet Refik Erdem, Taşeli’nin sarp kayalıkları ile Çukurova’nın bereketli düzlüklerinin kavuştuğu o kadim sınırda, Alata Çayı’nın iki yakasına nakşolmuş Erdemli’nin hafızasını tam bir gönül işçiliğiyle gün ışığına çıkarmaktadır. Eser, bugüne kadar müstakil bir tarihi yazılmamış olan bu Akdeniz yurdunu resmî arşiv belgeleriyle birlikte; 1958 yılında karayollarınca yıkılan Tarihi Alata Taşköprüsü’nün hazin sonunu ilkokul birinci sınıf talebesi olarak izleyen yazarın çocukluk hatıraları ve asırlık çınarların tanıklığıyla yoğurarak anlatmaktadır.

Sayfalar arasında ilerlerken kadim Kilikya’nın izinde, Luvilerden Roma ve Bizans’a; oradan Horasan mayasını Toroslar'a çalan Oğuz boylarına doğru derin bir yolculuğa çıkılmaktadır. Yazar, Alata Çayı’nı bir su yatağı olarak görmez; şiveden kadınların giydiği uzun fistanlara, halk oyunlarından köy sancaklarına kadar hayatı ikiye ayıran, yaşayan bir kültür sınırı olarak tasvir etmektedir.

1671 yılında yöreden geçen Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi'nde “serçeyi bile sıtmanın tuttuğu sahil”den bahisle Türkmenlerin yaylalara çıkışını, Zioğlu (Lamas) ve Erdemoğlu köylerinin asırlar öncesindeki varlığını kaydetmektedir. Bir yakada Farsaklar, İğdirler, Beğdililer ve Koyuncu oymakları yaylak-kışlak yollarında kıl çadırlarını kurarken, diğer yakada Karataş ve Avgadı kazalarının seyyar kadıları yayla serinliğinde idareyi yürütmektedir. Ali Rıza Yalgın’ın 1928 yılındaki o meşhur derleme gezisine yoldaş olunmakta; Toros doruklarındaki Yörük obalarının ocağına konuk olunarak keçinin, koyunun, devenin ve atın kadim töresi bizzat Yörük kocalarının dilinden aktarılmaktadır.

Beldelerin ve köylerin isimlerine sinen efsaneler ile tarihî eserler de bu kitapta hayat bulmaktadır. Antik çağın görkemli limanı Akkale (Kumkuyu), deniz ortasındaki kalesi ve Adamkayalar kabartmalarıyla Kızkalesi (Korikos), 1220 yılından kalma Selçuklu yadigârı Aktaşoğlu Süleyman Bey Türbesi ile 1750’li yılların Karaman Beylerbeyliği subayı Hüseyin Bey Kümbeti yörenin köklü tapu senetleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Mimar Todori Usta’nın kesme taştan nakış gibi işlediği Güzeloluk Camii ve Külliyesi, 2000 yıllık Roma eseri Lamas Taşköprüsü, Çerçili'nin Deli Kız Dağı ve Koramşalı'nın ipek şal dokuyan Koraş Ali efsanesi yöre folklorunun rengini oluşturmaktadır.

Kitabın en coşkulu sayfaları ise vatanın kara günlerinde, Alata Çayı’nın doğusunun Fransız çizmeleri altında çiğnendiği Millî Mücadele yıllarında açılmaktadır. Yazar, Mersin ve çevresinde ilk direniş meşalesinin Güzeloluk’ta nasıl yakıldığını, dedesi Teğmen Tatarzade Ahmet Refik Bey ile Müderris Yazar Hoca’nın (Mehmet Emin Yazar) kurduğu ilk fedai müfrezesini ilk kez gün yüzüne çıkan maaş bordroları ve vesikalarla belgelemektedir. Kozanlı Mustafa Nail’in Başnalar’da yazdığı ilk zafer destanını, işgal altındaki Mersin’in ilk mebuslarının Tömük’te seçiliş heyecanını ve 27 Ocak 1925’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Alata Taşköprüsü başında kurulan çiçekli masada limonata ikramıyla karşılandığı o tarihî anı okuyucuya yeniden yaşatmaktadır.

Bataklıkların alın teriyle kurutulduğu, Andon tarlalarının halka açılıp narenciye bahçelerine dönüştüğü ve nihayet 1954’te Elvanlı ile Yağda nahiyelerinin birleşerek Erdemli ilçesini meydana getirdiği o kuruluş serüveni; köyleri, kasabaları, su değirmenleri ve sülale şecereleriyle bir dantel gibi işlenmektedir.

Yazar, eserin sonunda 1933’te bizzat Atatürk tarafından bu topraklara armağan edilen "İçel" adının 2002’de kaldırılmasına derin bir teessürle karşı çıkarken, "İçel" kelimesinin bir vilayet adından öte 500 yıllık Yörük-Türkmen kültürünün birleştirici ruhu ve millî emaneti olduğunu vurgulamaktadır.

Ahmet Refik Erdem’in “Mazide Erdemli” adlı bu kitabı, dünü bugüne bağlayan, yıkılmış taş köprülerin ve sessiz konakların dili olan, Erdemli’nin toprağına ve ruhuna sahip çıkan abidevi bir yerel tarih klasiğidir.

Kitabın Yazarına Saygıyla…

05.Eylül 2026’da Yeni Bir ‘KAPAĞI AÇILAN KİTAP’la Buluşmak Üzere…