Anadolu, dört bir tarafında pek çok önemli şehri bünyesinde barındırır. Bu şehirlerin her biri, kendi içinde bir dünyayı saklar. Güneydoğu Anadolu’nun tarihi zenginliklerle dolu şehri Adıyaman da yüzyıllar hatta bin yıllar öncesinin sırlarını gizleyen ve efsanelerinin nesilden nesile aktarıla geldiği kadim bir şehir olarak karşımıza çıkar. Yontma Taş Devri’ne kadar çok sayıda medeniyetin izlerini rahatlıkla bulabileceğimiz bu şehir, adeta Doğu’nun ve Batı’nın bir sentezi gibi, “arayan gözlere” zenginliklerini sunmaktan asla çekinmez.

Whatsapp Image 2025 12 25 At 14.30.12

Anadolu’nun çok sayıda şehrini gezme fırsatım oldu. Bu şehirlerin hepsinden ayrı ayrı özellikleriyle etkilendim, keyif aldım ama Adıyaman’ın bende bıraktığı etkiyi anlatmakta sanırım çok zorlanacağım. Çünkü bu kadim şehir gerçekten tek başına bir devlet gibi. Şehir, çok eski zamanlarda Kommagene Krallığı gibi önemli medeniyetlerin hüküm sürdüğü topraklar olarak karşımıza çıkar. Adıyaman, bulunduğu lokasyon gereği Doğu’nun ve Batı’nın çok önemli değerlerini sınırlarında birleştirmesini bilmiş bir şehrimizdir.

Whatsapp Image 2025 12 25 At 14.30.11

Tarihe ve kültürel varlıklarımıza karşı bir ilginiz varsa, Adıyaman’a gelmeniz için çok sebebiniz var demektir. Mümkünse iki tam gününüzü Adıyaman için ayırın ve dolu dolu geçecek bir geziyle, bu değerlerimizin hepsinin hakkını vererek gezin. Aksi halde göremedikleriniz size büyük üzüntü verecektir.

Whatsapp Image 2025 12 25 At 14.30.11 (4)

Hani basmakalıp bir söz vardır; şunları şunları yapmadan bu şehirden ayrılmayın, diye. Ben de size Adıyaman için bu sıralamayı şöyle yapayım: Unesco Dünya Miras Listesi’nde yer alan Nemrut Dağı’na tırmanıp Kommagene Ören Yeri’ndeki muhteşem heykellerin gölgesinde, güneşin doğuşuna ya da batışına şahitlik etmeden, Arsameia Ören Yeri’ndeki devasa yazıtları ve I. Antiochos ve Herakles’in meşhur tokalaşma sahnesini görmeden, Roma Dönemi’nden kalan tek kemerli 1811 yıllık geçmişe sahip Cendere Köprüsü’nün üzerinde yürümeden, çok önemli eserlerin sergilendiği Adıyaman Müzesi’ni ziyaret etmeden, Perre Antik Kenti’nin çeşmesini ve nekropol alanındaki birbirinden ilginç kaya mezarlarını görmeden, Kommagene Krallığı’nın önemli prenseslerinin mezarı olan Karakuş Tümülüsü’nü ziyaret etmeden ve eşsiz bir tarihe tanıklık edeceğiniz Eski Kahta Kalesi’ni görmeden asla Adıyaman’ı terk etmeyin derim. Benden söylemesi.

Whatsapp Image 2025 12 25 At 14.30.11 (3)

Adıyaman sadece yukarıda saydıklarımla sınırlı değil elbette ama bu eserlerin, birinci öncelikle görülmesi gereken yerler olduğunu rahatlıkla söyleye bilirim. “Dünyanın En Yüksek Açık Hava Müzesi” yakıştırmasıyla tanınan 2206 metre yükseklikteki Nemrut Dağı, sadece üzerinde yer alan Kommagene Ören Yeri’yle değil eşsiz manzarasıyla da görenlerin asla unutamayacağı bir yerdir. Burası güneşin en güzel doğduğu ve battığı yer olarak da dünya çapında çok haklı bir üne sahiptir. Nemrut Dağı üzerindeki antik mezar, devasa heykeller ve kalıntılar, ilk kez 1881’de Alman arazi mühendisleri tarafından bulunmuştur. 1987 yılında Unesco Dünya Miras Listesi’ne adını yazdıran Nemrut Dağı, 1988’de de milli park ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Dağın zirvesindeki heykellerin, I. Antiochos tarafından tanrılara minnettarlığını göstermek üzere yaptırıldığı tahmin ediliyor. “Sessiz Gardiyanlar” diye de adlandırılan bu heykel grupları aslında, Nemrut Dağı’nın hem doğu terasında hem de batı terasında, aynı dizilim ve perspektif içerisinde yaptırılmıştır. Dağın üzerindeki bu heykeller oldukça şaşırtıcı ama I.Antiochos’un mezarının bulunduğu tahmin edilen Tümülüs, gizemini hala korumaktadır. Boyları 8-10 metre olan devasa heykeller, bölgeye dini bir kimlik kazandırmıştır. I. Antiochos’un yazdırdığı yazıtlarda, kendisinin yüksek ve izole edilmiş bir yere gömülmek istediğini söylemiş ve bu arzusu da gerçekleştirilmiştir. Mezarın yerinin tümülüsün içinde olduğu bilinmekle birlikte, açılmasının riskli olmasından dolayı, mezar bugüne kadar gizemini korumaya devam etmektedir.

Whatsapp Image 2025 12 25 At 14.30.11 (1)

Ünlü Türk Fotoğrafçısı Ara Güler’in Alman Der Stern dergisi için 1960 yılında çektiği fotoğraflarla dünyadaki şöhretini arttıran Nemrut’taki heykeller, Kommagene Krallığı Dönemi’nde tüm dinleri ve kültürleri adeta tek bir çatı altında birleştirmiştir. Heykellerin tahtlarını oluşturan taş blokların hemen arkasında 237 satırdan oluşan Grek alfabesiyle yazılmış yazıtta, I.Antiochos’un kırma taşlardan oluşan tümülüste bir anıt mezar yaptırdığı bilgisi de yer almaktadır. Doğu, batı ve kuzey olmak üzere tümülüsün üç tarafında da kutsal alanlar yer alır. Anne tarafından Makedon, baba tarafından Pers olduğu yazıtlardan anlaşılan I.Antiochos bu çok kültürlülüğü, tümülüsün doğu ve batı teraslarındaki heykel, kabartma ve yazıtlarla yansıtmıştır. Böylece Nemrut Dağı, M.Ö. I. yüzyılda Doğu ve Batı medeniyetlerinin buluşma merkezi olmasını bilmiştir.

Nemrut’ta Doğu Terası’na çıkarken Toroslar’ın muhteşem manzarasına tanıklık edeceksiniz. Doğu Terası’nda Tanrılar Galerisi, Atalar Galerisi ve Sunak göreceğiniz yapılar olacaktır.10 metre yüksekliğindeki tahtlar üzerinde sıralanmış dev kral ve tanrı heykellerinin başlarını, gövdeleri önüne düşmüş bir şekilde göreceksiniz. Tanrı heykellerinin dışında Kommagene Krallığı’nın gökyüzüne hakimiyetini temsil eden kartal heykelini ve krallığın yeryüzündeki gücünü yansıtan aslan heykelini de tanrı heykellerinin hemen yanında göreceksiniz. Batı Terası’nda bu heykeller aynı sıralamayla ve kompozisyonla yer almaktadır. Batı Terası’nda Doğu Terası’ndan farklı olarak I.Antiochos’un tanrılarla tokalaşma kabartmaları da yer alır. Ayrıca tanrı heykellerinin etrafında kralların kabartma stelleri de bulunmaktadır. Batı Terası’nın bir başka ilginç bilgisi de Aslan kabartması üzerinde yer alan ay ve yıldızlardan I.Antiochos’un tahta çıkış tarihi olduğu düşünülen M.Ö. 7 Temmuz 62 tarihine ulaşılmasıdır. Tümülüsteki Kuzey Terası ise 180 metre uzunluğunda bir tören yolunda, tamamlanmamış stel ve kaidelerin bulunduğu bir terastır. Kuzey Terası aynı zamanda Doğu ve Batı Teraslarını birbirlerini bağlamak gibi bir işleve de sahiptir.