|KAPAĞI AÇILAN KİTAP| 13 Haziran 2026 | Sayı: XXXIV-5 |Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar- Bombay, Singapur, çırılçıplak soyuluş, zorla at ve eşek eti yediriliş, adeta cehennemi yaşamış bir gazi: Ömer Erkişi | Yazar: Mehmet Ali Cengiz | Tür: Kültürel Bellek ve Sözlü Tarih Derlemesi| Sayfa: 70-84 | Yıl: 1989 | Yayıncı: Yeni Malatya Gazetesi Tesisleri | Tanıtım: Hilmi Dulkadir

*

Asırlık Bir Çınar Dimdik

Bir tarih öğretmeninin yardımıyla Gazimizin evini bulurlar. Kapıyı çaldıklarında, Gazi Ömer Efendi divana uzanmış haldedir. Selam verirler. Doğrulu, yavaşca oturur. Oturduğunda bile, neredeyse ayaktaki bir adam boyundadır. “Maşallah, asırlık bir çınar gibi dimdik” diye geçirir içinden yazar.

Amacını anlatınca Gazi memnun olur. “Alıştık artık hatıralarımızı anlatmaya…” der. Sigarasını arar, bulur, yakar. Ve başlar anlatmaya. Ama önce şöyle bir girizgâh yapar:

“Ne yapacaksın evlat, yaşlılık işte. Bu hastalığın ne çaresi var ne tedavisi. Bunun ameliyat masası musalla taşıdır. Allah imanımızı yoldaş etsin…”

Ömer Erkişi, 1894’te Yeşilyurt’ta doğar. Boyu 1.95, kilosu yüze yakındır. Balkan Savaşı’nda gönüllü yazılır. Ama geri çevrilir. Çalıştığı yere döner. İşyeri onu ilk başta almak istemez, ama vazgeçemez. Çünkü Ömer Erkişi dağ gibi bir adamdır.

1914’te seferberlik ilan edilir. Bu sefer dayanamaz, yine koşar. Sultanahmet’te toplanırlar, Bakırköy’de asker elbisesi giyer, talim görür.

2. Süveyş, Kars, Bağdat, Basra…

Onu 67. Alay’la birlikte önce Süveyş’e gönderirler. İngilizlere karşı savaşır. Sonra emir gelir: “67. İhtiyat Alayı Erzurum’a gidecek.” Yine uzun yol. Halep, Şam, Kudüs, Mardin, Diyarbakır, Erzincan, Erzurum, Kars… Dağ, taş, kış, açlık, bitler…

“Kehleler var ya, bitler… Bizi yeyip bitirir…”

Sonra Bağdat’a yardıma çağırırlar. Basra’ya kadar inerler. Yolda sıcaktan, kumdan adeta erirler. Üstelik Araplar, başlarındaki külah yüzünden onları Hıristiyan sanıp hançerler. Çok şehit verirler. Kurtulmak için kefiye takarlar başlarına.

En sonunda, Kütülembare’de İngilizlerle karşı karşıya gelirler. Altı ay beklerler. İngiliz uçakları gelir, şehre balya balya yiyecek, silah atar. Bizim uçak yok, top yetersiz. Bir gece ansızın baskın. Top mermileri her yeri delik deşik eder. Bağırırlar: “Osman, silahını at, teslim ol, canını kurtar!”

Teslim olurlar…

Çırılçıplak Soyuluş ve Singapur

Hepsini bir meydanda toplarlar. Baştan ayağa soyup çırılçıplak ederler. Elleriyle kapanmak isterler, yasaklanır. Sonra sıcak su borulu banyolara sokarlar, yıkarlar. Ardından ilaçlı odalara doldururlar. Saçlarını traş ederler, çamaşır, elbise, çorap, ayakkabı verirler. Hatta pilav, çorba, beyaz ekmek…

Ama bu iyilik değildir. Onları daha uzağa, daha büyük bir cehenneme hazırlamaktadır.

Trenlere bindirirler, günlerce giderler. Bombay’a, Hindistan’a[1] varırlar. Oradan Kalküta, Irangon derken Singapur Esir Kampı’na getirip yığarlar. Üç yıldan fazla kalırlar orada. Ne aileden haber var ne yurttan. Sordukça tek cevap: “Osman öldü!..”

Zorla At ve Eşek Eti

Bir gün, “Kostantina’ya gideceksiniz” derler. Sevinçten bayram yerine döner kamp. Ezanlar okunur, namazlar kılınır, dualar edilir. Yola çıkarlar. Vapurların bodrumlarında, güneşsiz, aysız, denizsiz. Günler, aylar geçer. Süveyş’te güverteye çıkarlar. Aylar sonra ilk defa güneş görürler.

Ama en acısı, yolculuk sırasında yaşanır. Mutfakta kaynayan bir şey yoktur. At, eşek, domuz gövde halinde asılıdır. “İsteyen kesip yesin” derler. Türk askerleri Müslümandır, haram. Dilekçe verirler. Cevap: “Kıtlık var, yemek zorundasınız.”

Üç ay boyunca, ölmemek için at ve eşek eti yerler. Ekmeksiz, sadece ateşte pişirip. Anlatırken sesi titrer Ömer Erkişi’nin. Ama devam eder: “Ne yapacaksın, ölmemek için…”

İstanbul’da Düşmanın Temizliğini Yapmak

Sonunda İstanbul’a ulaşırlar. Ama bu sefer başka bir çile: Düşman, onları memleketlerine göndermez. İstanbul’da tutar. Ömer Erkişi’yi belediye temizlik işlerinde çalıştırırlar. Aylık doksan kuruş. Yıllarca, işgal altındaki İstanbul’un sokaklarını süpürür, çöpünü taşır. Ve her gün, başında düşman subayı, emir ondan, azar ondan…

“Yurdumuzun topraklarını süpürüyor, onun zibilini taşıyorduk ama, başımızda bize iş gösterenlerin düşmanlar olması, onlardan emir almamız, azar işitmemiz ağırımıza gidiyordu…”

Bu hal, 15 Ekim 1923’e kadar sürer. Ta ki Türk Ordusu İstanbul’a girinceye kadar. O zaman kurtulur. Elini kolunu sallayarak Anadolu’ya geçer, Malatya’ya döner. Ailesi onu görünce “Ölüden diri bulduk” der.

“Çul Gibi Tezkere, Ama Devlet Maaş Vermedi”

Eskiden kalma bir sandıktan, yırtık pırtık terhis tezkeresini çıkarır. Üzerinde “esir olmuştur” yazılıdır. Kâğıt kat yerlerinden yıpranmıştır, ama yazılar hâlâ okunur. Yıllarca saklamıştır onu.

Ve sitemle söyler:

“Çul gibi, tapu gibi bir tezkere ama, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, bunları değerlendirip de bizleri maaşa bağlayıp, son ömrümüzde devletimizin mürüvvetini göstermediler.”

Yazar, bu sözü duyunca üzülür. Aynı serzenişi, anılarını yazdığı bütün gazilerden duyar. Hepsi üzgündür, hepsi dargındır…

Ama Ömer Erkişi, yine de hayata sarılır. Küçücük toprağında çalışır. Bağda, bahçede. Üzüm yer, pekmez içerir. “Mide ağrısı, kalp ağrısı görmedim şükür” der.

Soyadı sorulduğunda: “Bize zaten Aligişi Oğulları derler. Soyadı yazılırken, ‘Sen şanlı bir askerlik yaptın, soyadın Erkişi olsun’ dediler. Komşular öyle uygun gördü.”

Erkişi… Yiğit, mert, savaşçı. Adı gibi. Ömer Erkişi, 1970’li yılların sonunda vefat eder. Arkasında bir avuç torun, bir terhis tezkeresi ve bir sitem bırakır. Ama asıl bıraktığı, işte bu Aziz Vatandır.

*

Görülecek kaynaklar:

- Singapur Esir Kampı ve Hindistan’daki Türk esirler hakkında: Dr. Yücel Güçlü, “Eski Türk Esirleri ve İngilizler”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2001.

- Irak Cephesi ve Kütülembare Muharebeleri hakkında: Prof. Dr. Ali İhsan Gencer, “Irak Cephesi”, Askeri Tarih Yayınları, Ankara, 2005.

Kaynakça

Cengiz, M. A. (1989). İstiklalimize Kan Veren Malatyalılar "Pala Çavuş". Yeni Malatya Gazetesi Tesisleri.

Kaçıra, M. K. (2016/1). Birinci Dünya Savaşında İngilizlerce Hindistan'a Gönderilen Türk Esirleri. Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, 15(29). https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/221745 adresinden alındı


[1] Birinci Dünya Savaşı’nda İtilaf ve İttifak Devletleri tarafından farklı coğrafyalardaki kamplarda esir tutulan sivil ve askerlerin bir kısmı hayatını kaybedip bir kısmı da savaş sonrası memleketlerine dönerken; İngilizlerin özellikle Gazze ve Irak cephelerinde esir aldığı on binlerce Osmanlı vatandaşının büyük bölümü Hindistan ve Burma’daki kamplara nakledilmiştir. (Kaçıra, 2016/1, s. 26-29)"